Kasap Şaron 1030 gündür can çekişiyor

Kasap Şaron 1030 gündür can çekişiyor
Eski kan dökücülüklerine ilaveten son sekiz yıla damgasını vuran İsrail katliamlarının tetikçisi olan Kasap Ariel Şaron, tam bin 30 gündür komada “yaşıyor”. Üç yıldır solunum cihazına bağlı olan Şaron, defalarca da kafatası kırılarak beyin

İsrail Başbakanlığı görevini yürütürken 4 Ocak 2006 tarihinde beyin kanaması geçirerek komaya giren Ariel Şaron, 31 Ekim 2008 tarihi itibarıyla bitkisel hayattaki bin 30’uncu gününe de ulaştı. Şaron böylece tam 24 bin 720 saattir, bir başka ifadeyle de 1 milyon 483 bin 200 dakikadır hayattan kopuk bir biçimde yatağa bağlı olarak “yaşıyor.”

DEFALARCA KAFASINI KIRDILAR

Yaşı 80 olan Ariel Şaron, son üç yılda yatağa bağlı kalırken, vücudunda meydana gelen çeşitli komplikasyonlar nedeniyle sık sık da ameliyat oluyor. Bu çerçevede özellikle beyninde problemler ortaya çıkan Ariel Şaron’un durumunun daha da kötüleşmemesi için yapılan beyin ameliyatları nedeniyle kafatası kırılarak beynine müdahale ediliyor. Belli aralıklarla kafatasından bir ameliyat geçiren Şaron, daha sonra da kafatasının kırılmasından dolayı ortaya çıkan deliğin kapatılması için yeniden ameliyata alınıyor. Böylece Ariel Şaron için bir “ameliyat kısır döngüsü” ortaya çıkıyor. Şaron ayrıca, soluk borusuna yerleştirilen bir boru yardımıyla nefes alabiliyor. Bu borunun değiştirilmesi için de belirli aralıklarla ameliyata alınan Şaron halen, Kudüs'te Ein Kerem Hastanesi'nde koma halinde yatıyor.

KARE KARE FİLİSTİN DRAMI-FOTO ANALİZ İÇİN TIKLAYINIZ

ABD’Lİ DOKTORLAR: “İLAHÎ BİR CEZA”

Tarihin sayılı Müslüman kanı içicilerinden birisi olan Ariel Şaron’un, bitkisel hayatta yıllarını geçiriyor oluşu beraberinde pek çok değerlendirmeyi de getiriyor. Dünya kamuoyunda çok sayıda insan Ariel Şaron’un başına gelenlerin İlahı Adalet’in bir tecellisi olarak yorumluyor. İşin daha da ilginci, Kasap Şaron’un hastalığının tam olarak ne olduğunu bir türlü tespit edemeyen heyette yer alan Amerikalı bir doktor da, aynı kanıyı dile getirerek, “Şaron’un hastalığı şu ana kadar tespit edilebilmiş değil. Muhtemelen onun başına gelenler İlahî Ceza’nın bir sonucu” ifadesini kullanmıştı.

OĞLU DA HAPSİ BOYLADI

Kasap Şaron, yıllardan bu yana koma halinde yatarken oğlu için de sorunlu günler başladı. Ariel Şaron'un oğlu Omri Şaron da geçtiğimiz Ocak ayında yolsuzluk ve sahtekarlıktan yargılandığı davadan suçlu bulunarak hapse konulmuştu. Omri Şaron, 2006'da hapis ve 300 bin şekel (81 bin dolar) para cezasına çarptırılmıştı. Omri Şaron, babasının Likud Partisi liderliği için yaptığı seçim kampanyasında kanun dışı yollardan para toplamaktan suçlu bulunmuştu. Şaron'un, komada bulunan babası Ariel Şaron'la vakit geçirebilmesine imkan tanınması gayesiyle hapis cezasının infazı ertelenmişti.

KASABI TANIYALIM

Ariel Şaron, tarihin kaydettiği sayılı katil liderlerden birisi olarak tanınıyor. Siyasî kariyerini döktüğü masum Müslüman Filistinler’in kanına borçlu olan Şaron, daha 25 yaşındayken yaptığı Kibya katliamıyla adını duyurmuştu. Şaron, 1953 yılında Filistin'in Kibya köyünü basarak çok sayıda Filistinli’yi katletmişti. Sabra ve Şatilla kamplarında işlediği katliamlarından ötürü Kasap lakabıyla meşhur İsrail’in bitkisel hayattaki lideri Ariel Şaron, takvimler 14 Ekim 1953’ü gösterdiğinde tarihteki ilk büyük katliamlarından birisine imza atmıştı. 12 Ekim tarihinde, iki İsrailli’yi öldürdükleri ve Kibya köyüne doğru kaçtıkları iddia edilen kişileri takip etmek üzere Şaron, askerlerini topladı. 600 kg patlayıcı madde ile yola çıkan Şaron “Bedeli ne olursa olsun, geri adım atmayacağız” sözüyle katil ruhunun hangi boyuya acımasız olduğunu ortaya koydu. Köye yaklaşan İsrail askerleri, önce köyün girişinde bulunan iki Ürdün askerini öldürdüler. Gece karanlığında köye giriş yapan İsrail askerleri birer birer evlere baskın yaptılar. Her eve girdiklerinde “Kimse var mı?” sorusunu sordular. Filistinliler, yanıt verdiklerinde acımasızca katledileceklerini bildikleri için karşılık vermediler. Evlerden ayrılan İsrail askerleri, bütün evleri dinamitlerle donattılar. Köyden ayrılırken de köyü yoğun bir bombardımana tuttular. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte köydeki katliamın boyutları da gün yüzüne çıkmaya başladı. O günlerde henüz 25 yaşında olan Şaron ve İsrail ordusuna bağlı liderliğini yaptığı “101” timiyle Kibya köyün’deki evleri yerle bir etmişti. 101 timi yaklaşık olarak 600 askerden oluşmaktaydı.

Kibya’da yıkılan evlerin sayısı 56 olarak tespit edildi. Aynı saldırıda ayrıca bir mescid, iki okul ve bir su deposu da yerle bir edildi. Filistinliler ise bombardımanın etkisiyle yıkılan evlerinin altında kaldılar. Katliam sırasında ölen Filistinlileri sayısı 73, yaralıların sayısının ise yaklaşık olarak 100 olduğu belirtildi. Bazı Filistinlilerin de tutuklandığı saldırıda Kibya köyüne ulaşan yollara yerleştirdikleri bombalar ile Kibya’ya yardımın ulaşmasını engellediler. Uluslararası Güvenlik Meclisi, 101 sayılı kararı çıkartarak, katliamı sadece kınamakla yetindi. Suçluların adalete sevkedilmesi isteği hayata geçirilemedi.

SABRA VE ŞATİLA DA ONUN ESERİ

16 Eylül 1982 tarihinde İsrail yanlısı aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milislerin Batı Beyrut'ta Sabra ve Şatilla adındaki Filistin mülteci kamplarını basarak çocuklar dahil binlerce (700 ile 3500 arasındadır) kişiyi katletmesi olayında da Ariel Şaron başroldeydi. Şaron’un emrindeki İsrail ordusunun açtığı yoldan ilerleyen Hıristiyan Falanjist milisler, Sabra-Şatila’da bulunan, ezici çoğunluğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan kamp sakinlerine saldırdılar. Kampta bulunan Filistinli mültecilerle Lübnanlı yoksullar silahsız ve savunmasız durumdaydılar. Falanjistlerin yanısıra İsrail ajanı Said Haddad da saldırganlar arasındaydı. Şaron, katliamlardaki rolü dolayısıyla Beyrut kasabı diye anılmaya başladı.

RASTGELE BEBEK ÖLDÜRDÜLER

Lübnan'da Sabra ve Şatilla'daki Filistin mülteci kamplarda ailelerinin katledilmesine tanık olan çocuklar, 26 yıl sonra bile katliamın izlerini hafızalarından silebilmiş değil. Üç günde yaklaşık 3 bin 500 kişinin katledilmesinin izleri sokaklardan silinmiş, ama kurtulanlar 16 Eylül 1982 gecesini en ince ayrıntısına dek hatırlıyor.
O zaman altı yaşında olan Naval Ebu Rudeyna, yaşananları şöyle anlatıyor: “İsrailliler havayı aydınlatan fişekler attı. Ortalık gündüz gibi aydınlıktı. Bir Lübnanlı kadın Hıristiyan milislerin hepimizi öldürmeye geldiğini haber verdi. Babam ona 'Sus çocukları korkutuyorsun' dedi, ama o ısrar etti. Çığlıklar ve 'Siz teröristsiniz, sizi yok edeceğiz' diyen sesler duyduk.” Aralarında babası, karnı deşilerek bebeği çıkarılan hamile ablasının bulunduğu 16 akrabası öldürülen Rudeyna, “Uyuşturucu almışlardı, yerde şırıngalar vardı. Her adım attığımızda cesetlerin üzerine basıyor veya bir komşu ya da bir akraba görüyorduk” dedi. Kurbanlar, bugün tavukların gezindiği toplu mezarlarda yatıyor. O zaman yedi yaşında olan Mahmud Saka, “Rastgele insanları öldürdüler, bebek yaştaki çocukları bile. Erkekleri bir duvarın önüne sıralayıp kurşuna diziyorlardı. Milisler bizi çukurların yanına getirip kadın, erkek ve çocukları ayırdılar. Bizi bıraktılar, çığlıklar duyduk, sonra hiç... Babam ve amcamı hiç bulamadık” dedi.

PROVOKASYONLA İKİNCİ İNTİFADA’YI BAŞLATMIŞTI

Filistinli Müslümanlar tarafından El-Aksa-İntifada olarak adlandırılan İkinci İntifada, Ariel Şaron'un provokatif bir hareketle Mescid-i Aksa'ya girmesiyle ortaya çıkmıştı. Bu tecavüz üzerine Filistinli guruplar tarafından, 2000 yılının eylül ayında İkinci İntifada başlamıştı. Kısa zamanda Filistin Otonom bölgesinin sınırlarını aşarak İsrail'e yayılan İkinci İntifada, Şubat 2005'te, Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde, Mahmud Abbas ve Ariel Şaron arasındaki ateşkes anlaşması ile “resmi olarak” sona ermiş ancak pek çok Filistinli grup bu anlaşmayı tanımayarak intifadayı sürdürmüştü. Kasap Şaron’un tahrikiyle başlayan olaylar son 8 yılda binlerce Filistinli’nin katledilmesine yol açtı.

(Salih Matur – habervaktim)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.