28 Temmuz 2017 Cuma5 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:01Güneş 05:49Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:33Yatsı 22:12
    • 32°C Adana
    • 34°C Adıyaman
    • 22°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 32°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 30°C Antalya
    • 37°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 108.052 -0.31
  • Altın: 143,033 -0.09
  • Dolar: 3,5299 -0.08
  • Euro: 4,1310 0.21

FETÖ alçaklıkta tam gaz

Terör örgütü olduğu MGK tarafından tescillenen FETÖ’nün yayın organlarında Ermeni diasporasını aratmayan yayınlar devam ediyor.
FETÖ alçaklıkta tam gaz
FETÖ alçaklıkta tam gaz FETÖ alçaklıkta tam gaz FETÖ alçaklıkta tam gaz

FETÖ’nün kayyum atanan gazetelerinin yerine kurduğu Yarına Bakış adlı örgüt bülteninde “Ermenilere soykırım yapıldığını” ileri süren ve tezlerini yazı dizisi haline getiren Ümit Kardaş bugün de kin ve nefret kustu.

Osmanlı Devletinin Gayri Müslümlere insanlık dışı muameleler yaptığını ve bu yüzden Ermenilerin Ruslarla işbirliğine girdiğini ileri süren Ümit Kardaş Ermenilere soykırım yapıldığı iftirasını alçakça tekrarladı. Pervasızca iftiralarına bir süre daha devam edeceğini söyleyen Ümit Kardaş’ın tepkisizlikten cesaret aldığı kaydediliyor.

FETÖ tetikçisi Kardaş’ın bugünkü kin ve nefret saçan sözde yazısının ilgili kısmı şöyle: 

Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim unsurlar Almanya’nın Doğu’daki ekonomik ve ideolojik hâkimiyetine engel oluşturuyordu. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslimlere uygulanacak insanlık dışı fiiller bakımından Almanya militarizmi-İttihat Terakki suç ortaklığı başlamış oluyordu.

Ermeniler de tıpkı Balkan halkının taleplerinin benzerlerini Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeni halkı için de ileri sürmeye başlamışlardı. İttihatçıların bu talepleri karşılamaması üzerine şiddeti yöntem olarak kullanan Ermeni örgütleri, bu hakları elde etmenin karşılığı olarak Osmanlı topraklarına giren Ruslarla işbirliğine girdiler. Gelişmeler sonunda, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 8 Şubat 1914’te Yeniköy’de imzalanan antlaşmada Ermenilerin bu talepleri karşılandı. Bu antlaşmaya göre “Doğu Anadolu’da Ermenilerin yoğun yaşadığı altı vilayet (Erzurum, Trabzon, Sivas ve Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır) iki bölgeye ayrılacak ve her bölgenin başına birer yabancı genel müfettiş getirilecek; bu müfettişler bölgelerinde idari ve adli denetim yapacak; bölgede resmi dairelerde Ermenice ve diğer yerel diller kullanılacak; her cemaat kendi okullarına sahip olacak; herkes askerlik görevini yaşadığı yerin bağlı olduğu müfettişlik sınırları içinde yapacak; yerel meclislere Ermeniler de nüfuslarıyla orantılı olarak katılacak; Van ve Bitlis’te bu oran, yapılacak sayıma kadar, yarı yarıya olacak; Ermeni okullarında da Ermenilerin ödediği vergi oranında eğitim için pay verilecek; Hamidiye Alayları ordu bünyesine alınarak lağvedilecek; Ermenilerin ellerinden alındığı ileri sürülen topraklar genel müfettişlerin gözetimi altında bir çözüme kavuşturulacaktı.” Devam edeceğim.

Kardaş önceki yazısında da Almanya’nın aldığı “Ermeni” kararına destek vererek alçakça “Ermenilere soykırım yapıldı” diye yazmıştı.

İşte Paralel Yapı’nın “kapatın artık bu gazeteleri” dedirten yayın organında yayımlanan o yazı:

Almanya, aklı ve vicdanı öne çıkarıp, medeni bir şekilde Ermenilere yapılan mezalimin suç ortağı olduğunu kabul ederek doğru olanı yaptı. İttihat ve Terakki ile yaptığı suç ortaklığı nedeniyle özeleştiride bulundu, vicdanlıca sorumluluğunu üstlendi, akıllıca elini kolunu bağlayan prangaları attı, toplumunu ve siyasetini bu olay nedeniyle iyileştirme yoluna soktu. Almanya, geçmişinden gocunmadan bu zulme ortak olanlarla yolunu ayırmasını bildi,“onlar benim ecdadım” demeden objektif ve ilkesel bir tavır sergiledi ve özür dilemesini bilen bir kültüre sahip olduğunu da gösterdi. Almanya’nın bunu hangi siyasî saikle yaptığı hiç önemli değil. Aslında bunu Erdoğan ve Merkel birlikte yapabilirlerdi. Bu, Türkiye’yi güçlendirir ve itibarlı hale getirirdi. Oysa İttihat ve Terakki vandallığının zihniyet kodlarıyla yaşayan siyasetçi ve bürokrat erbabının beyanları hepimizi medeniyetten, akıl ve vicdandan uzak bir çapsızlığın ve kalitesizliğin içine gömdü. Köşemin elverdiği ölçüde bu meseleyi bir süre analiz etmeye çalışacağım.
1915’te başlayan tehcirlerin koşulları daha önce yapılanlardan çok farklıydı. İki ay içindeki uygulamalar sadece Ermenileri değil, Doğu Anadolu’daki tüm Hıristiyanları kapsıyordu. Belirlenen yerler yaşanabilecek koşulları taşımadığı için bu tehcir yeniden iskan olunarak düşünülemezdi. Bu yerlere ulaşabilenlerin sayısı da azdı. Birçok kişi, doğdukları ve yaşadıkları yerleşim birimleri içinde ya da dışında hemen öldürülmüş, diğerleri yaya çıkarıldıkları yollarda ölmüş ya da öldürülmüştü. Öldürülenlerin çoğu erkekti. Kadın ve çocuklar güney çöllerine doğru sürülen kafilelerin en büyük bölümünü oluşturuyordu. Vilayet görevlileri yola çıkarılanlara yiyecek, su ve barınak sağlamak için hiçbir tedbir almamışlardı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın devşirdiği işsiz güçsüz çeteci takımından ve cezaevi hükümlülerinden oluşan gruplar kafilelere saldırıyordu. Bürokrat-yerel siyasetçi ittifakı gasp edilen malların bir bölümünü dahiliye nezaretine gönderirken, bir bölümünü zimmete geçiriyor, gidenlerin evlerine yerleşiliyordu. İngiliz sosyal tarihçi David Gaunt’un belirttiği gibi bu tehcirlerin amacı özgül bir nüfusu tamamen özgül bir alandan çıkarmaktı. Hızla yapılması istendiğinden gözdağı, şiddet ve zulüm unsuru artıyordu. Yeniden iskan gibi bir amaç taşınmadığından tehcir edilen nüfusun nereye gittiği ya da fiziken yaşayıp yaşayamayacağı, yönetimi de orduyu da ilgilendirmiyordu. Talat Paşa, yanılgı içinde son noktayı şöyle koyuyordu: “Artık Ermeni sorunu diye bir şey yok”. Ermenilerin sahip olduğu yüksek derecedeki kültür ve uygarlık, onlara yapılan bu mezalimi dünyanın gözünde çok daha korkunç hale getirmişti. Arnold Toynbee, bunu şöyle belirtmekte: “Ermeniler bütün Amerika kıtasında beyaz adamın önünden çekilen Kızılderililer gibi vahşi değillerdi. Komşuları Kürtler gibi hayvancılıkla geçinen göçebeler de değillerdi. Onlar bizimle aynı hayatı yaşayan insanlar, kuşaklar boyunca şehirde yerleşmiş şehirliler ve yerel refahın başlıca mimarlarıydı. Onlar yerleşik bir halktı, doktor, avukat, öğretmen, işadamı, zanaatçı ve dükkân sahipleriydiler; akıl ve çalışmalarının sağlam anıtlarını dikmişlerdi. Pahalı kiliseler ve kökleşmiş okullar. Kadınları nazik, eğitilmişti, çünkü uygarlıkla yakın kişisel ilişkileri vardı.” Devam edeceğim.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Diğer Haberler
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.