19 Eylül 2017 Salı 23 Zilhicce 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:15Güneş 06:41Öğle 13:05İkindi 16:31Akşam 19:16Yatsı 20:36
    • 33°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 30°C Afyon
    • 30°C Ağrı
    • 33°C Amasya
    • 34°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 31°C Artvin
    • 35°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 106.702 0.16
  • Altın: 146,549 -0.13
  • Dolar: 3,4864 -0.07
  • Euro: 4,1701 0.16

Başbakan’ın Başdanışmanı Özkan’dan çarpıcı sözler

Başbakan’ın Başdanışmanı Özkan’dan çarpıcı sözler
Başbakan Yıldırım'ın Başdanışmanı Abdülkadir Özkan, muhafazakar kesime karşı yayınları ile bilinen odatv adlı siteye röportaj verdi. Özkan, Türkiye’nin FETÖ’yle birlikte din bezirganlarından da kurtulması gerektiğinden söz etti.
Başbakan’ın Başdanışmanı Özkan’dan çarpıcı sözler Başbakan’ın Başdanışmanı Özkan’dan çarpıcı sözler Başbakan’ın Başdanışmanı Özkan’dan çarpıcı sözler

Başbakan Binali Yıldırım'ın Başdanışmanı Abdülkadir Özkan, muhafazakar kesime karşı yayınları ile bilinen odatv adlı siteye röportaj verdi.

Başdanışman Özkan’ın, FETÖ’yle mücadeleyi anlatırken “Türkiye, ülkesinin âli menfaatleri söz konusu olduğu zaman tercihini Amerika’dan yahut başka bir ülkeden yana kullanan ihanet şebekelerinden ve millî rolü yaparak insanların dinî duygularını istismar eden din bezirganlarından da kurtulmak zorunda artık” demesi dikkat çekti.

Başbakan Binali Yıldırım'ın Başdanışmanı Abdülkadir Özkan’ın, FETÖ’nün iç yüzünü anlattığı “Modern Zamanlar’ın Hasan Sabbah’ı Fetullah Gülen” başlıklı kitabıyla ilgili olarak odatv’ye verdiği röportaj şöyle:

Odatv: Gülen'in NATO ve CIA bağlantıları artık yaygınca ve biraz da “serbestçe” dillendiriliyor. Siz de çalışmanızda Gülen'in ilk olarak 70'lerin başında Graham Fuller'le ilişkilendiğini belirtiyorsunuz. Fetullah Gülen'in Türkiye'deki ilk sivil NATO örgütlenmelerinden olan “Komünizmle Mücadele Dernekleri” kurucuları arasında yer alması önemli bir ayrıntı oysa...Sağ çevreler dış müdahaleleri ve “kökü dışarda” olarak kodladıkları operasyonları hep kendi “dışında” aradı, siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu, “kökü içerde” bir Amerikancılık yok mu Türkiye sağında?

Abdülkadir Özkan: Önemli bir soru bu. Modern Zamanların Hasan Sabbah’ı kitabında Fetullah Gülen’in serüvenini incelerken 1965’te Komünizmle Mücadele Dernek Başkanlığına özel atıfta bulunuyorum. Bir dönemin soğuk savaş enstrümanı olan dernek başkanlığı macerasının Amerikan’ın soğuk savaş politikasından bağımsız yorumlanamayacağını söylüyorum. Kaldı ki sadece dernek başkanlığı süreci değil, yine soğuk savaş döneminin önemli parametrelerinden olan yeşil kuşak ve İslâmizasyon projeleri de Gülen’in Amerikan derin yapılarıyla nasıl işbirliğine gittiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Ilımlı İslâm, komünizm tehdidine karşı Türkiye’yi Amerikan saflarında tutmanın yolunu bu topraklarda politikadan arındırılmış, apolitik, ılımlı bir İslâm anlayışının hakim olmasına dayandıran bir tink tank projesidir. Gülen’in uzun yıllar cemaat görünümü altında örgütsel faaliyetlerine başlaması, devlet içerisinde teşkilatlanmasına müsaade edilmesi kökü içeride bir Amerikancılıkla izah etmek mümkün. Dönemin MİT müsteşarı Fuat Doğu, Kasım Gülek gibi “Amerikancı” isimlerin Gülen’in gelişim sürecine katkı sağlamış olması bu söylediğinizi bir bakıma teyit ediyor. Ancak bu kökü içeride olan Amerikancılıkta yalnızca sağ geleneğin temsilcilerini değil, solun önemli aktörlerini de görüyoruz.

“Millîlik ve yerlilik” sağ ve sol ideolojilerin dar kalıplarına mahkum edilerek tanımlanabilecek kavramlar değildir. Asıl olan vatanperverlik, millîlik ve yerliliktir. Millî ve yerli olmak yerellik manasına da gelmemeli. Bilakis daha fazla dünyaya entegre olmak, çalışmak, çabalamak, üretmek demektir.

Millîlik demişken, başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. 1 Mart 2003 yılında TBMM’de kabul edilmeyen Irak tezkeresi Türk Amerikan ilişkilerinde önemli bir kırılma oluşturmuştur. Bu kırılma esnasında Gülen ve örgütünün nerede durduğuna dönüp bir kez daha bakalım. Göreceğiniz şey bugünkünden farklı olmayacaktır. Benzer bir bakışı Mavi Marmara olayında da göreceksiniz. Bu topraklarda her zaman gizliden yahut aşikar bir Amerikancılık yahut şuculuk, buculuk olmuştur. Olmaya da devam edecek. Hem siyasette hem ticarette... Fetullah Gülen ve örgütünün bertaraf edilmiş olması bu topraklarda yeni Fetullah Gülenlerin çıkmayacağı manasına hiçbir zaman gelmez. Bu nedenle Türkiye, ülkesinin âli menfaatleri söz konusu olduğu zaman tercihini Amerika’dan yahut başka bir ülkeden yana kullanan ihanet şebekelerinden ve millî rolü yaparak insanların dinî duygularını istismar eden din bezirganlarından da kurtulmak zorunda artık.

"AKLI VE ŞAHSİYETİ UYUŞMUŞ TİPLER"

odatv: Times yazarı Abraham Wagner'in 15 Temmuz­'dan altı ay önce Gü­len Cemaati'nin hükü­meti devrime planı yaptığını tespit etti­ğini yazıyor ve bund­an CIA'nin habersiz olmasının ihtimal da­hilinde olup olmadığ­ını soruyorsunuz. Siz, CIA'in 15 Temmuz'-da haberdarlıktan öte bir dahlinin olduğ­unu düşünmüyor musunuz?

ÖZKAN: Bu sorunun cevabı, içinde mevcut. Şöyle ki; son yüzyılda bu topraklarda gerçekleşen darbelerin perde arkasını doğru okuduğumuz zaman çoğu müdahalenin arka planında dış istihbarat örgütlerinin uzantılarının olduğunu görüyoruz. 31 Mart ayaklanmasından başlayarak 80 Darbesine kadar çoğu askerî müdahale için benzer yorumu yapabiliriz. Ancak 15 Temmuz’daki kalkışmayı diğerlerinden ayıran önemli bir fark var. Uzun yıllar Türkî cumhuriyetlerde eğitimci kimliği altında, CIA elemanlarını İngilizce öğretmeni olarak çalıştıran, Rusya’ya karşı Amerikan istihbaratıyla işbirliği içine giren ve karşılığını alan bir örgütten söz ediyoruz. Kurulduğu 1965’ten bu yana, Amerikan maslahatını önceleyen ideolojik yapılanması incelendiğinde Gülen ve örgütünün Amerikan menfaatleri üzerinden kendisine büyük güç devşiren bir mekanizma kurduğu hemen fark ediliyor. Bunu fark etmek için Gülen’in tarihsel serüvenini bütün detaylarıyla mercek altına almaya da gerek yok.

Amerika’da yaşayan, bir dönem FBI’a danışmanlık yapmış, bu alanda güçlü müktesebat sahibi isimlerin Gülen ve örgütü hakkında kaleme aldıkları rapor ve makaleler gün gibi ortada. Bu isimler arasında, Gülen ve örgütünün Amerikan derin yapılarıyla işbirliği içinde uluslararası bir suç şebekesi olduğunu söyleyenler de var. Biz bu iddiaların gerçeklik payını Türkiye’deki yansımalarından teyit edebiliyoruz. Ergenekon, Balyoz, Odatv dava süreçlerinde, 17/25 Aralık’ta, bu yapının nasıl acımasız bir suç makinesine dönüşebildiğine şahit olduk. Kendi menfaatleri uğruna siyaseti, dini ve her türlü mukaddesatı nasıl araçsallaştırdıklarını, “davaları” uğruna uyuşturulmuş beyinleri nasıl harekete geçirebildiklerini gördük. O nedenle 15 Temmuz’da kalkıştıkları terör saldırıları, örgütün ideolojik temellerini yakından takip edenler için sürpriz olmadı. Çünkü karşımızda dinî kılıfa bürünmüş, gerektiğinde karşısındakini “dava” dediği şey uğruna gözünü kırpmadan ortadan kaldırabilecek bir zihin dünyasına sahip beyni, aklı ve şahsiyeti “uyuşmuş” tipler var. Bu nedenle Gülen’i Modern Zamanların Hasan Sabbah’ı olarak tanımlıyorum.

15 TEMMUZCULARIN B PLANI: TSK'YI İTİBARSIZLAŞTIRMAK

odatv: 15 Temmuz darbe giri­şimi TSK içinde yuva­lanmış Fetullahçı bir cuntanın eseriydi. Buna rağmen özellik­le muhafazakar camia­da TSK'nın bütününe yönelik hala bitmek bilmeyen bir öfke gözlemliyoruz. Bu duru­mu nasıl değerlendir­irsiniz?

ÖZKAN: Muhafazakâr camianın içinde olan ve yakından takip eden birisiyim. TSK’ya karşı böylesi bir tepkinin olduğunu söylemek doğru değil. Hem siyaset hem de geniş halk kitleleri, darbeye katılmış hainlerle, TSK’nın bünyesinde var olan saygın subayları birbirinden ayırarak sürece yaklaşıyorlar. Zaten doğru olan da budur. 15 Temmuz alışık olduğumuz darbe girişimlerinden farklıydı biliyorsunuz. Bir darbeden çok TSK içine sızmış bir grubunun terör faaliyeti yahut kaos eylem planı olarak tanımlamak daha doğru bir yaklaşım olur.

Bu terör eyleminin bir kaç hedefi olabilir. Sanıldığı gibi meşru hükümeti devirmek ve yerine yeni bir hükûmet kurmak, Cumhurbaşkanı öldürmek ve oluşacak kaos ortamından istifade ederek Türkiye’nin dış müdahalelere açık hale gelmesine olanak sağlamak. Ancak bunun yanında gözden kaçırdığımız bir başka hedefi daha olduğu kanaatindeyim. Darbenin başarılı olması halinde istediklerini alacakları bir ortam yaratacaklardı. Ancak darbenin başarısız olması ihtimaline karşı başka bir B planları vardı. O da TSK’nın itibarsızlaştırılması, NATO’nun caydırıcı güçlerinin başında gelen Türk Ordusunun hem dünyada hem iç kamuoyunda tamamıyla bir örgüt, bir ideoloji tarafından ele geçirilmiş, iflah olmaz bir yapıya dönüştüğü algısını yaratmaktı. Bu belki de darbe gecesi yaşadıklarımızdan çok daha vahim ve korku verici bir algı operasyonudur. Muhafazakâr kitlelerin TSK karşıtlığında konumlandığı iddiası bu amaca hizmet eden bir bakış açısı olur ki, bunu son derece tehlikeli ve darbenin amacına hizmet eden bir yaklaşım olarak görüyorum.

odatv: Kitabınızın “Bitirir­ken” başlıklı bölümü­nde Gülen Cemaati'nin merdiven altı faal­iyetlerinin başarıya ulaşmasında laik çe­vrelerin de özeleşti­ri yapması gerektiği­ni savunuyorsunuz.

Fethullah Gülen’in dev­let içinde örgütlenm­esinin zirve yaptığı döneme baktığımızda AKP hükümetlerini görüyoruz. Bununla birlikte hem MİT’in hem de TSK’nın 2004 MG­K’sında Fetullahçılara karşı AKP’yi olgu­larla uyardığı da kayıtlarda mevcut. Zir­a, ondan çok önce de çok sonra da bu kon­uya dair onlarca rap­or devletin kayıtlar­ına, onlarca kitap da kütüphanelere gird­i.

Ama gelin görün ki, gerek darbe komis­yonundaki ifadelerde, gerekse darbe iddi­anamelerinde bu uyarıların dinlenilmediği görünüyor. “Ne ist­ediler de vermedik” sözünü de düşünürsek, ilk özeleştirinin bugünkü hükümet tara­fından yapılması ger­ekmiyor mu? Hükümetin bu konuda yaptığı savunmalar sizce yet­erli mi ve 17-25 Ara­lık’ı bir milat kabul etmek ne kadar doğru?

ÖZKAN: Konuya yaklaşırken hakkaniyetli olmak lazım. Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda bir zaaf olduğunu söyleyerek büyük bir açıklıkla millete yöneldi. Bir başka siyasînin cesaret edemeyeceği kadar çok önemli bir tavırdır bu. Bütün bu yaşananlara rağmen toplumun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan vazgeçmemesinin altında da bu ayrıntı yatıyor. Çünkü Erdoğan, halkına dürüst davranan bir lider.

Sayın Erdoğan’ın ontolojik olarak Gülen ve ekibiyle hiç bir zaman yıldızının barışması söz konusu değildir. Aynı şey Gülen için de geçerli. Millî Görüş kökenlerinden gelen bir siyasîye muhabbet beslemesi eşyanın tabiatına aykırı. O nedenle Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2002’den başlayarak bu örgüte her zaman mesafeli durduğunu düşünüyorum. 2002-2012 yılları arasında Türkiye’nin yaşadığı olağan dışı olaylara kronolojik bakıldığında ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır.

MİT yahut TSK’nın örgüt aleyhine uyarılarına gelince, bu dönemlerde Gülen örgütünün toplumsal olaylarda kullandığı manipülatif dil ve üslup, ülkenin aydın, "entel" ve akademisyenlerinin de desteğini alınca, çok önceleri Gülen ve örgütü için planlanan müdahalelerin hayata geçmesine mani olduğunu düşünüyorum. Bu da örgütün manevra kabiliyetinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ayrıca, 2004 MGK, 2007 e-muhtıra, Dolmabahçe görüşmesi sonrası bu örgütün ülke gündemini nasıl manipüle eden işler yaptığına detaylı bakmakta yarar var.

Bu aşamada sorunuza dönecek olursam, FETÖ’nün AK Parti iktidarında devletin önemli mekanizmalarına sızdığı iddiasını örgütün tarihsel gerçekliği ile örtüştüremiyorum. 90’lı yıllarda “Gazi Mahallesi Olaylarını” iki ay önceden haber aldığını itiraf eden bir örgüt liderinin, bütün istihbarat yapılanmasını AK Parti döneminde kurduğunu iddia etmek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Yahut 1990’larda Necip Hablemitoğlu’nun rapor ettiği Emniyet yapılanmasının sadece AK Parti döneminde oluştuğunu söylemek de doğru bir bakış olmaz. AK Parti döneminde önemli görevlere geldiklerini inkar etmek mümkün değil ancak bu yapılanmanın kökenlerini son 50 yıla yayılan ülkenin derin siyasetinde aramak lazım. Bu nedenle, eğer Türkiye’de siyaseti temsil eden güçler, bürokrasi, aydınlar, akademisyenler, 17/25 Aralık’ta Sayın Cumhurbaşkanının, Gülen ve örgütüne karşı başlatmış olduğu mücadelede kendisini yalnız bırakmamış olsaydı, Türkiye 15 Temmuz’u yaşamayacaktı. O günleri hatırlayın, Sayın Cumhurbaşkanının dava arkadaşı konumunda olan pek çok ismin 17/25 Aralık sonrası sırra kadem bastığına şahit olduk. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, belki de siyaseten, hayatının en yalnızlaştığı dönemini yaşadı. Halkın desteği ve teveccühü sayesinde örgüt 17/25 Aralık darbe girişiminden istediği sonucu çıkaramadı.

KRALDAN ÇOK KRALCI KALEMŞÖRLER İTİBARSIZLAŞTIRMA METOTLARINI KULLANIYOR

odatv: Son olarak… FETÖ ile mücadeleyi yapan yargının ve FETÖ karşıtı yayınlar­ıyla bilinen hükümete yakın medya organlarının, kimi zaman FETÖ’nün yöntemlerini hatırlatan uygulama­larıyla karşılaşıyor­uz. Keza AKP Milletv­ekili Aydın Ünal da “FETÖ'yle mücadele ed­enler, düşmanlarına mı benzediler, yoksa hep mi böyleydiler?” sözüyle bu eleştir­iye katıldığını göst­erdi. Siz bu konuda ne yorum yaparsınız?

ÖZKAN: FETÖ ile mücadele ederken hukuktan, adaletten ve hakkaniyetten ayrılmadan bu işi omuzlamak zorundayız. Çünkü bu, hem insan olmamızın hem de Müslüman olmamızın bize yüklediği önemli bir vazifedir. Bugün Türkiye, olağanüstü bir dönemden geçiyor. Böylesi olağanüstü bir süreçte hata ve kusurların olması kaçınılmaz. Önemli olan yanlıştan ve hatadan dönebilmek, yargı yollarının olası hatalara karşı sonuna kadar yürütülmesini temin etmektir. Bu nedenle hükûmet KHK kararlarına yargı yolunu açtı. Bu bağlamda normalleşmeyle beraber sürecin yakın zamanda daha da sağlıklı işleyeceğine inanıyorum. Ancak daha önce de ifade ettiğim önemli bir nokta var. Türkiye’de bürokrasi içerisine sızmış, oligarkların “sinsi ve tuzaklarla dolu müdahalelerine” karşı uyanık ve tedbirli olmak gerekiyor. Aydın Ünal’ın getirdiği eleştirilere katılıyorum. “Kraldan çok kralcı” bir tavırla kalemşörlük yapan bazı mahalle sakinlerinin, bir dönem itibar suikastleriyle kendisinden olmayanlara hayatı zindan edenlerin itibarsızlaştırma metotlarını kullanıyor olmasını üzülerek izliyorum. Türkiye, bu zor günleri atlatacak birikim ve tecrübeye sahip. Bu topraklar binyıldır benzer sıkıntıları yaşıyor. İyi ile kötünün mücadelesi kıyamet sabahına kadar devam edeceğine göre, bizler iyilerle aynı safta olup değerlerimize ve onları temsil eden liderlerimize sahip çıkmak zorundayız.”

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Hükümetten flaş TEOG kararı!19 Eylül 2017 Salı 11:55
  • Çiftçileri kuraklık vurdu!19 Eylül 2017 Salı 11:32
  • Almanya'dan flaş 'FETÖ' kararı!19 Eylül 2017 Salı 11:21
  • Tansiyon iyice yükseldi! Hangi ülke nerede duruyor19 Eylül 2017 Salı 11:12
  • ABD, silah satışını durdurdu! Erdoğan'dan tepki19 Eylül 2017 Salı 10:00
  • O çocuğun babası konuştu!19 Eylül 2017 Salı 09:50
  • İzdivaç rezaletinde son perde!19 Eylül 2017 Salı 09:29
  • TSK'dan flaş açıklama19 Eylül 2017 Salı 09:21
  • Turkcell için flaş karar! Satıyor19 Eylül 2017 Salı 09:18
  • Erdoğan'dan gece yarısına kadar mülakat!19 Eylül 2017 Salı 08:54
  • ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.