İşte Ergenekon zanlılarının birbirleriyle ilişkisi!

İşte Ergenekon zanlılarının birbirleriyle ilişkisi!
Vakit gazetesi yazarlarından Hasan Karakaya, Ergenekon ile ilgili son günlerin en tartışması konusu olan, "Birbiriyle ilişkisi olmayan insanlar aynı torbaya konuyor" şeklindeki iddiaları bakın nasıl çürüttü:

İşte Karakaya'nın bugünkü yazısı: 

Ergenekon zanlılarının hiç mi ortak noktası yok?

Televizyonlardaki “tartışma” programlarını izliyor olmalısınız... Ben, işim gereği “kerhen” de olsa izliyorum ama bazen canım sıkılıp, başka kanallara geçiyorum... Çünkü, yapılan konuşmalar “fikir açıklamak” veya “konuya derinlik katmak” amacından ziyade; bazen, affedersiniz “sidik yarışı”na dönüyor!..

Bazı konuklar; “rüzgara karşı en uzun ben işerim” havalarına girip, diğer konukları “çocuk” yerine koyuyor ve “adamdan saymıyor”lar!.. Tıpkı, Cumhuriyet Yazı İşleri Müdürü Mehmet Faraç’ın, adeta bir “militan” gibi davranıp, “Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’ya hitaben, “sen daha çocuksun” mealinde sözler sarfederek “hakaret” etmesi ve onu “aşağılaması” gibi!.. 
Ve yine; adeta “Ali Kırca’nın kadrolu elemanı” haline gelen Emekli Albay Erdal Sarızeybek’in “bıktıran askerlik hatıraları”nı hemen her programda tekrarlayıp, bir “öğretmen” edasıyla “tahta”nın başına geçip, kargacık-burgacık yazılarıyla, millete “temcit pilavı” yedirmeye çalışması gibi!..
Dedim ya; “farklı bir fikir” çıkabilir diyerek, biraz da işim gereği bu programları izlemek zorunda kalıyorum... Ama, ne yalan söyleyeyim; bu izleme bazen bir “işkence” gibi geliyor bana!..

LAİKÇİLERİN NE AYRICALIĞI VAR?

Bereket ki; “Bu adamları niye gözaltına alıyorsunuz?.. Çağırsaydınız, gelip ifade verirlerdi!” diyen kalmadı artık!.. Öyle ya; Tuğgeneral Levent Ersöz’ün aylarca kaçması, Yarbay Mustafa Dönmez’in, “teslim olacağım” deyip sıvışması ve Turhan Çömez’in aylardır firarda olması, ellerindeki bu “argüman”ı kullanılamaz hale getirdi!..
Şimdi, yeni bir türkü tutturdular:
“Gözaltına alınan veya tutuklanan insanların hemen hepsi laikçi, hemen hepsi Cumhuriyetçi ve birçoğu da aydın insanlar!.. Bunların ortak özellikleri, AK Parti muhalifi olmaları!”
Hiç düşünmüyorlar ki;
“Laikçi!.. Cumhuriyetçi!.. Aydın!..” İnsanlar suç işlemez diye bir kural yok!.. 
“İnsan” olan; hangi görüşe veya hangi gruba mensup olursa olsun, “suç” işleyebilir!..
“Suç” işleyince de; “gözaltı”na alınır veya “tutuklanır!!..
Ne yani;
Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar, ya da tutuklananlar “Aydın”dır da, “başka bir suç”tan gözaltına alınanlar veya tutuklananlar “Manisa” mıdır?!?..
Onlar Aydın, diğerleri Manisa!..
Hem, “aydın”ların bir ayrıcalığı, bir imtiyazı mı vardır ki; onların gözaltına alınması veya tutuklanması “hukuk dışı” olsun!?!..
Arkadaş, bu ülkede “Anayasa” var mı?.. Var!.. Anayasa’nın 10. Maddesi, “Kanunlar önünde herkes eşittir!.. Hiç kimseye ayrıcalık tanınamaz” diyor mu?.. Diyor!..
Eee, o zaman “aydın”(!)ların özelliği ne?..
Ne yani, onların “dışkı”larında “gök boncuk” mu var ki, onlara farklı davranılsın?!?..
İşte bu, tipik bir “CHP kafası”dır, tipik bir “sol kafa”dır!.. CHP kafası da “ayrımcılık” ister ya!.. 
Onlar da; “dağdaki çoban”la, şehirdeki “profesör”ün kullandığı “oy”un aynı sayılmaması; “profesörün oyunun iki sayılması” gerektiğini söylerler ya!.. Ekrana çıkanlar da; “aydın(!)lara ayrıcalık” istiyor!..
“Aydın”(!)lara ve “TSK’nın şerefli(!) subayları”na!..
Oysa; bir sepet içinde pekalâ “çürük elma” bulunabilir!.. Herkese düşen; “çürük” de olsa; “Bendendir!.. Benim görüşümdendir!.. Benim ideolojim veya benim grubumdandır” deyip, o çürüklere “sahip çıkmak” yerine, o “çürükleri ayıklamak”tır!..
Bunlar “aydın”lar da olsa;
“TSK’nın şerefli subayları” da olsa!..
Ayıklanmazsa ne olur?..
“Kol kırılır, yen içinde kalır!.. Ama çolak kalır” misali, “bünyedeki çürük organ” tedavi edilmezse, “kangren”e dönüşür ve bir gün, birileri gelir, o kangrene dönüşen o çürük organı kesiverir!.
Bugün yapılan, budur!..

ÖZBEK... BALBAY... İ.SELÇUK İLİŞKİSİ!

Tartışmalarda dikkatimi çeken bir konu daha var... Duyduklarında, “karga”ların bile münasip yerleriyle güleceği görüş şöyle dile getiriliyor:
“Adına Ergenekon dedikleri bir çuval dikmişler, ne bulurlarsa içine atıyorlar!.. Birbirleriyle hiç ilgisi olmayan, dünya görüşleri birbirlerine 180 derece zıt olan, hayatlarında bir kere bile yüz yüze gelmeyen insanlar, şimdi Ergenekon çuvalında birleştirildiler!..”
Mi acaba?..
Bu insanların, gerçekten de birbirleriyle hiç ilişkisi yok mu?.. 
Birbirleriyle karşılaşıp “hal-hatır sormaları” veya “telefonda konuşmaları” hiç olmamış mıdır acaba?..
Ben, bir “hadise”yi aktarayım, kararı siz verin!..
Tarih 14 Mart 2008...
Bilmem hatırlar mısınız; bu tarihte “Emek Platformu”nun bir “iş bırakma” eylemi olmuştu!..
Eylemin amacı “Sosyal Güvenlik Reformu Yasası’nı protesto etmek”ti!..
Malûm, o gün; saat 10.00-12.00 arasında işler bırakıldı, protesto gösterileri yapıldı!..
Hemen herkes, bu eylemin “Emek Platformu” tarafından “organize” edildiğini zannediyordu!..
Oysa, bu eylemin gerisinde Mustafa Özbek vardı!.. Hani şu, “Ergenekon Terör Örgütü”ne yönelik operasyonda gözaltına alınan Türk Metal-İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek var ya, işte o!..
Şimdi, “görüntü”yü burada donduralım ve bir başka olaya geçelim:
Tarih, 14 Mart 2008...
Yer, Cumhuriyet gazetesi!..
Cumhuriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, İstanbul’daki patronuna, yani İlhan Selçuk’a telefon edip, diyor ki;
“Valla iyiyiz... Halkımız hiç değilse bugün biraz kıpırdadı. Eylemler fena değildi yani. İyiydi abi, iyiydi. Pek çok yerden katılımlar vardı. Böyle bir eylem en son 1991 yılında denenmiş abi. Bakalım yani. 
Mustafa Özbek aradı. ‘Türk-İş yönetimine de ben baskı yapıyorum’ diyor. Hani perde gerisinde biraz da o var zaten. Eylem yapalım diye sürekli dürtüyor. ‘Yalancı sözünü Başbakan’a yalatacağız’ diyor.”
Mustafa Balbay’ın söylediklerini dinleyen İlhan Selçuk da, şöyle cevap veriyor:
“Güzel yapmış, güzel laf söylemiş, ‘yalancıya yalatacağız’ sözü iyi laf.”
Şimdi sormak gerekmez mi;
Mustafa Özbek gibi, “Orta 2’den terk” olduğu ileri sürülen bir adamın, Mustafa Balbay veya İlhan Selçuk gibi “aydın”(!)larla ne ilgisi olabilir?..
Ama nasıl olmuşsa olmuş, olmuş işte!..
Bir soru daha:
Mustafa Özbek denilen adam, “su katılmamış bir Türkçü”dür!.. En azından, “öyle görünmeyi” sever... 
Finanse ettiği Türk Metal dergisinde öyle pozları vardır ki, gören; “Bu adam ne zaman sendikacılık yapıyor?” demekten kendini alamaz!..
“Kalpak”lar, “kaftan”lar, “çapan”lar veya daha başka “mahallî giysi”lerle öyle pozlar verir ki; dediğim gibi, “su katılmamış bir Türkçü” gibi görünür!..
Tabii, aynı zamanda “ülkücü”dür!..
Gerçi, Yusuf İmamoğlu gibi ülkücü gençler; solcu ve komünist kurşunlarıyla vurulduklarında ceplerinden “35 kuruş” çıkmıştır ama, Mustafa Özbek, biraz “farklı bir ülkücü”dür!..
“Holding patronu gibi bir ülkücü”dür, “multimilyarder bir Türkçü”dür!.. 
“Solcularla işbirliği” yapan bir “sağcı”dır!..
Aynı zamanda “Ulusalcı”dır!..
Hem de “Avrasyacı”dır!..

YENİ ARGÜMAN BULSUNLAR!

Şimdi söyleyin Allah aşkına;
“Ülkücü!.. Türkçü!.. Avrasyacı” olan böyle bir adamın “solcu” kimlikleriyle öne çıkan İlhan Selçuk veya Mustafa Balbay’la ne gibi bir ilgisi, ilişkisi ve ortak noktası olabilir?..
Bunlar “ülkücü” veya “solcu” mu değillerdir, yoksa işin içinde başka bir iş mi var?..
İlk bakışta “olamaz” gibi görünüyor ama, oluyor işte!..
Nasıl oluyorsa oluyor;
“Türkçü” ve “Solcu” insanlar, “Ergenekon çuvalı”nda buluşuyor.
Tıpkı; yine Mustafa Özbek’in oluşturduğu “Diyalog Grubu”nda, Emekli Org. Hurşit Tolon ve Emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız’ın da buluşması gibi!..
Şunu demeye çalışıyorum:
“Beş benzemez” nasıl ki “İskambil destesi”nde buluşuyor, “Türkçü ve Solcu”lar da “Ergenekon çuvalı”nda buluşuyor işte!..
Kimbilir, belki de, bizim bilmediğimiz daha başka “ortak payda”ları da vardır!..
“Hükümete darbe yapmak” gibi!..
“Darbe” yapamayınca da;
“Yazıklar olsun bize” demek gibi!!!
Görünen o ki;
Çiğnene çiğnene bu “sakız” da çürümeye başladı!
“Tartışma” programlarının “kadrolu müdavimleri”ne tavsiyem “yeni argümanlar” bulmaları!..
Hep aynı “terane”ler, iyice sıktı!..

=================

Kılıçdaroğlu dürüst mü?

Dün, muhabir arkadaşlarımız hem Bay Deniz Baykal’a, hem de Kemal Kılıçdaroğlu’na sormuşlar ama cevap alamamışlar... 
O soruyu, Bay Kılıçdaroğlu’na bu defa ben yöneltmek istiyorum:
Siz ki; dürüst ve yolsuzluklarla mücadele eden bir adam olarak lânse ediliyorsunuz... Gerçi ben buna inanmıyorum ama, kartel televizyonları sizi böyle pombalıyor!..
Şimdi sormak istiyorum;
13 yaşında ve ortaokula giden bir çocuk; hem okulda okuyor, hem de bir işte çalışıyor olabilir mi?..
13 yaşında bir çocuk, hem de tam gün sigortalı olarak gösterilebilir mi?..
İyi düşünün Bay Kılıçdaroğlu... Çünkü bu çocuk, sizin çocuğunuz!.. “Bateri alacaktı da, onun için çalıştıydı da...” falan diyerek örtbas edemezsiniz bu işi!..
Soru, “kazandığı para”nın kaynağı değil; soru şu: 13 yaşında sigortalı gösterilmek; devlete atılmış bir kazık mıdır, değil midir?..
Bu soru, cevap bulamadığı sürece hep sorulacaktır!..

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.