Acun Ilıcalı'nın kaşı yarıldı...        1500 Yıllık tarihî köprü ilgi bekliyor...        Kenelere Karşı 20 İlde Alarm...        İzmir'de uçaktan düşen gülle alarmı!...        "Küresel kalkınma stratejileri belirlemeliyiz"...        'İçişleri Bakanı'nın açıklamaları doğru değil'...        İddialar doğru ise kaza değil; suikast...        "Darbe anayasalarından kurtulacağız"...        Türkiye'de genç nüfus azalıyor...        Otomobil TIR'ın altına girdi: 1 ölü...        Jose Mourinho Türkiye'de...        Balyozcular 2 aya çıkıyormuş!...        
USD Alış 1.839 USD AlışUSD Satış 1.849 USD SatışEuro Alış 2.311 Euro AlışEuro Satış 2.326 Euro SatışAltın Alış 92.8180 Altın AlışAltın Satış 93.2570 Altın  Satış
 
 
3 Recep 1433

24 Mayıs Perşembe 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Çocuk sorunlarının kaynağı kim?


Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi Uzman Pedagog Adem Güneş, çocuklarda görülen sorunların yüzde 90'ının kaynağının ebeveynler olduğunu söyledi.
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
 

MÜTHİŞ BULUŞ. İNGİLİZCE KONUŞMAYAN KALMAYACAK. NASIL MI? TIKLAYIN!

Uzman Pedagog Adem Güneş aylık kültürel aile dergisi Moral Dünyası'nın şubat sayısında yaptığı açıklamalarda çocuk sorunlarının kaynağına dair bir soruya şu cevabı veriyor: “Çocukların yaşadığı problemlerin yüzde 90'ında anne-babanın etkisi var. Anne-babalar aslında yanlış davranmıyorlar, doğru davranıyorlar ama fıtri davranmıyorlar. Bir insanın kendisi ve doğal olabilmesi bir anne veya baba için en büyük kazanımdır. Eğer bir anne çocuğuyla birlikte o doğal hallerini yaşayamıyorsa, davranışları ne kadar doğru davranış olmuş olsa da çocuk yine yanlış yetişiyor. Mesela bir anne çocuğuna “Kuzum” diye sarılıyor. Öbür kişi “Kuzuummmm” diye sarılıyor. İkisinde de çıkan ses ve sarılma aynı, birisi ruhen çocuğuna erişiyor, birisi erişememiş oluyor. Ben çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, çocuk davranışlarındaki anormalliğin kaynağının yüzde 90'ı ebeveynlerin bizzat kendisidir.”
Güneş, bir pedagog olarak çocukların sorunlarını çözmek için çocuğun davranışlarını mı değiştirdiklerini yoksa anne-babalara mı öğütlerde ve tavsiyelerde bulundukları yönündeki soruyu ise şöyle cevaplıyor: “Genellikle eğer çocuğun yaşı çok geç değilse, ergenlik döneminde ise, anne-baba kendisini toparlayıp, kendisini doğru bir istikamete getirdiğinde problem ortadan kalkıyor. Eğer ergenlik dönemini geçmişse, bu defa çocukta bazı şeyler kemikleşmiş oluyor, çocukla da görüşmelerimizi devam ettirmemiz gerekiyor.”

EBEVEYNLER ÜFF BİLE DEMEYECEK ÇOCUKLAR YETİŞTİRMELİ


Güneş'in "Bilinçli ebeveynler, mutlu çocuklar" kapak konulu Moral Dünyası dergisinin şubat sayısına verdiği röportaj şöyle:

Kur'an-ı Kerim'de “Anne-babalarınıza öf bile demeyin” buyruluyor. Bu hitap çocuklara yönelik olmakla birlikte siz bir pedagog olarak bu ayete baktığınızda hangi sonuçları çıkarıyorsunuz?
Surede geçen anne-babalarına “öf” bile dememesi çocuklara bir ufuk tayin ettiği gibi, öbür taraftan anne-babalara da bir görev biçmektedir. Anne-babalara böylesi bir hitap, kendilerine “öf” bile demeyecek çocuklar yetiştirmeleri gerektiği noktasında bir ufuk tayin eder. Bu ayeti yorumlayıp sadece çocuklar açısından bakarak “anne babanıza öf bile demeyeceksiniz” diye çocuğa ayeti hatırlatmak bir bakıma doğru bir teşhis, ama eksik bir bakış açısı olur. Asıl burada dikkat edilmesi gereken şey anne-babanın “öf” bile demeyecek evlatlar yetiştirebilecek kapasiteye sahip olmasıdır.

Dolayısıyla burada ebeveynlere de büyük iş düşüyor…
Evet, bu açıdan bakıldığında çocuk terbiyesi dediğimiz şey, çocuk yetiştirmekten daha ziyade çocuk yetiştirebilecek anne-baba kıvamını tutturabilen ebeveyn olması açısından önemlidir. Herkes yetişkin olabilir, kişi ilerleyen yaşlarda yetişkinliğe doğru gidebilir. Ama herkesin anne-baba kıvamına gelmesi oldukça zordur.
Anne-babalar çocuklarını dindar yetiştirmeye çalışırken, Allah tarafından onlara verilmiş olan bu vazifeyi çok defa önlerine tehdit olarak sunuyorlar. Çocuklara Kur'an'ın anne-babasına “öf” bile demeyi yasak ettiği hatırlatılıyor. Burada bir bakıma da sorumluluktan kaçılmış oluyor. Ancak burada ebeveynlere şu soruyu sormak gerekiyor: “Siz bu eğitimde hangi yöntemleri izlediniz, çocuğa hangi kazanımları yüklediniz de çocuktan böyle bey bekliyorsunuz?” Bu soru da oldukça önemlidir.

Burada anne-babalara “öf bile demeyecek” çocuklar yetiştirme hedefi gösteriyorsunuz. Anne-babalar bunu gerçekleştirirken nasıl davranmalı?
Anne-baba olmanın en önemli özelliği; anne-babada ruhsal dinginlik olmasıdır. Ruhsal dinginliğe erişmeden kişi eğer anne-baba olursa, o zaman çocuklarını yıpratır. Anne-baba olmak, çocuk terbiyesinde çok bilinçli olmak, çok kitap okumak ile alakalı değildir. Kendi iç sesini duyabilen, kendi dünyasında fırtınaları dindirmiş, zayıflıklarının farkına varmış, nefsinin elinde perişan olan biri değil, nefsine karşı kendini geliştirebilmiş ve o makamda olan bir insan olması lazım ki çocuğuna faydalı olabilsin.

O makamda olamayan çocuğuna faydalı olamaz mı?
Çocuk sahibi olmak aynı zamanda çocuğa faydalı olabileceğine inanan bir insanın işidir. Yoksa kendi yarım taraflarını tamamlamak üzere, yaşlılık zamanında kendine baksın diye, evin içerisinde sevebileceği bir oyuncak gibi olsun diye çocuk sahibi olmak oldukça incitici bir davranıştır. Çocuk hiç kimsenin malı değildir, evin içini şenlendirici bir şovmen hiç değildir.
Çocuk terbiyesinde eğer bilinçten bahsedilecekse, çok kitap okumaktan değil, insanın mahiyetini ve anne-baba olmanın ne demek olduğunu anlıyor olabilmekten bahsedebiliriz.

Anne-baba olmanın ne demek olduğunu anlama noktasında ebeveynler en çok neden istifade edebilirler?
Anne-babalar aslında çocuk yetiştirirken yalnız değiller, Allah onların en büyük yardımcısıdır. Yani Allah çocuğun yetiştirilmesinde anne-babayı çocuğun her tarafında da söz sahibi kılmamıştır. Büyük çoğunluğunda kendisi söz sahibidir. Yani çocuk acıktığında ağlıyor, bu ağlama Allah'ın bir rahmetidir. Ama kendisini dahi yetiştirmeyen anne, çocuk yetiştirmeye kalktığı zaman çocuğun ağlamasından rahatsız olur. Halbuki o bir rahmettir ki ağladığında acıktığının işaretini veriyor. Anneye düşen görevse çocuğun karnını doyurmaktır. Eğer çocuklar ağlamayacak olmuş olsalardı, bu rahmetten Allah anne-babayı uzak tutacak olsaydı, o zaman çocuklar bu ilk dönemlerinden itibaren annenin panik içerisinde devamlı yedirmek zorunda kalmasından dolayı ya obez olurlardı veya çocuklar açlıktan ölürlerdi. Halbuki Allah bir doyma miktarı tanımış. Acıktığı zaman sistem çalışıyor ve anne-babaya haber veriyor. Böylelikle aslında Allah her annenin en büyük yardımcısıdır. Altını değiştirirken, tuvaletine giderken, uyku düzeninde, uyumada anne-babalara düşen sadece çocuklarına rehberlik etmektir, çocuklarının önünde nasıl bir insan arzu ediyorlarsa öylesi bir insan olarak bulunmaktır.

Peki, anne-babaların bilinçli olabilmesi için ne yapmaları gerekiyor?
Bir annenin yapacağı en önemli şey; kendi ruhunu, kendi fıtratını duyabilmiş olmaktır. Annelerimizin artık en büyük problemi kadın olmamaları, erkek olmalarıdır. Erkek olan birisi de annelik yapamaz. Erkeğin yapacağı şey erkekliktir, babalıktır. Kaldı ki kadın erkeklik vazifesine soyunduğu zaman erkekliği de yapamıyor. Bir arı kendi fıtratının gereği bir balı nasıl mükemmel olarak yapabiliyor değil mi? Ama eğer arı, arı olma özelliğini bırakır da sinek olmaya çalışırsa ne arı olabilir, ne de sinek olmayı becerebilir. Sadece mide bulandırır. Annenin özelliği eğer bal yapmak özelliği ise o bal yapma özelliğini kendi özünde bulur, kendi ruhunda bulur. Allah onu o ilhamla yaratmış. Dolayısıyla bir anne kendi özünü, kendi fıtratını, kendi doğal halini bulduğu zaman zaten anne olmanın bütün hallerini bulacaktır. Hangi çiçeğe konacak, hangi çiçekten ne kadar öz alacak, onu getirip hangi işlemlerden geçirecek, kursağında, ağzında, dudağında nasıl işleme tabi tutarak onu bal haline getireceği zaten annenin ruhunda, fıtratında yazılıdır. Anne eğer bu fıtrattan uzaklaşır, akli bir annelik yapmaya çalışarak “Çocuğuma şu kadar yemek vermem lazım”, “Şu kadar bunu yapmam lazım”, “Kucağımda şunu yapmam lazım” derse o zaman zihinsel bir annelik yapmış olur. Zihinsel bir annelik ezbere dayalı bir anneliktir. Dolayısıyla annelik öğrenilen bir süreç değildir, hissedilen bir süreçtir. Anneler çok defa his yeteneğini bıraktığı için annelik yapmakta zorluk çekiyorlar.

Aynı durum babalar için de geçerli mi?
Babalıkta da aynı şekildedir. Baba kıvamında bir baba olabilmek için bir babanın kendi erkek fıtratını, kendi fıtratını duyuyor olması lazım. Onun için hissetmek, bir babanın babalık yapabilmesinde oldukça önemlidir. Böylelikle aslında kişi insan olma vasıflarını yerine getirir. İnsan olma vasıfları ile bir çocuğun karşısında duran anne-baba, o çocuğun hissetmesini sağlayacaktır. Hisseden bir çocuk da aslında fıtratı bozulmamış olacaktır. Çünkü Allah bozuk fıtratta insan yaratmıyor. Allah hiçbir insanı hırsız olarak yaratmıyor, hiçbir insanı yalancı olarak yaratmıyor. Allah insana kendi ruhundan bir ruh üflüyor, o en temiz ve berrak bir halde. Ancak anne-babalar o berrak hali bozdukları için kendilerine “öf” diyen çocuklar yetişiyor.

Anne-babaların kendini terbiye etmeden çocuğunu terbiye etmeye çalışmasıyla bir anne-babanın önce kendisini terbiye etmesi arasında nasıl farklar vardır? Yani sürekli terbiye etmek için çocuğa yüklenen bir anne-babayla önce kendisini terbiye eden ve çocuk terbiyesi konusunda uzmanlaşan anne-baba arasında nasıl farklar vardır?
Birisinde aile kendisini duymadan çocuğunu terbiye ediyor. Orada yüz binlerce kombinasyonlu bir problemle karşılaşınca her defasında bir kitaba, bir uzmana başvurmak zorunda kalır. O da suni bir anneliğe dönüşmüş olur. Her seferinde bir dayanağa ihtiyaç olur, her seferinde bir bilgi vericiye ihtiyaç olur. Böylesi bir annelik de bir süre sonra çekilmez bir anneliğe dönüşür.
Çocuk, doğal olmayan bir anneyle karşılaşınca yeni yeni problemler oluşur. Yani 100 tane kitap okumuşsunuzdur, ama bu 100 kitap çocuk için yetmez. 100 bin tane de okusanız yetmez. Çünkü sizin çocuğunuz tektir, diğer çocuklardan farklı bir çocuktur. Kendi çocuğunuzun özelliklerini okuyabileceğiniz bir kitap ise henüz yazılmış değildir.
Dolayısıyla bir anne-babanın yapabileceği en önemli şey; kendi fıtratını bulmuş olmasıdır. Böyle olmalıdır ki bulduğu bu fıtratla çocuğuna en doğal şekilde yaklaşabilsin. O anne-baba sorular veya sorunlar karşısında kendi iç dünyasındaki cevapları bularak çocuğuna iletecektir. Böylesi bir anne-babanın çok kitap okuması ya da okumaması çok bir şey değiştirmez.
Aslında bu durum bizim eski anne-babalar ile günümüz anne-babaları arasındaki en büyük farkı da ortaya koyuyor. Eskiden çok kitap okumamışlardı, çocuk terbiyesi ile ilgili çok bilgileri yoktu ama anne ruhundaki annelik ilhamını duyuyordu. Çocuğunu nerede kırdığını, nerede incittiğini, nereden sonra adım atmaması gerektiğini anne çok iyi bildiğinden dolayı çok kitap okuyan bugünkü annelere göre çok daha rahat bir annelik yapmışlardır. Eskiler 8-10 tane evlat yetiştirmişler, günümüz anne-babalarına bakıyoruz, bir tane çocuk yetiştirmekten aciz kalıyorlar.

Siz bir uzman olarak hem anne-babalara bilgi vermeye çalışıyorsunuz, hem de bu bilgiler gereksiz diyorsunuz. Hem bir kitap yazıyorsunuz hem de bu kitapla olmaz diyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi?
Ben anne-babalara çocuk yetiştirme konusunda bilgi vermiyorum. Ben radyo programlarıyla, kitaplarla anne-babanın kendi fıtratını bulmasını temin etmeye çalışıyorum. Yoksa ben hiçbir programımda anne-babalara pratik bilgiler vereyim diye bir çaba içerisinde değilim. Annenin kendi kıvamını bulmasına yardımcı olmaya çalışıyorum, yani sineklerle mücadele yerine bataklığı kurutmaya çalışıyorum. Anne kıvamını bulunca kitaplara ihtiyacı zaten kalmayacak. O kitaplar da annenin fıtratını bulma kitaplarıdır. Radyo programları da ebeveynin fıtratını bulma programlarıdır. Zaten bulan kişiler de “Hocam, size artık ihtiyacımız kalmadı, Allah razı olsun” diyorlar. Orada benim işim bitmiş oluyor.

Anne-babalık fıtratını keşfeden insanlar “Size ihtiyacımız kalmadı, biz olayı keşfettik” diyorlar. Yani burada önemli olan anne-babanın kendini keşfetmesidir.
Tabi, eğer bir anne-baba yıllarca bir uzmanın peşine takılıp gidiyorsa orada bir yanlışlık vardır. Uzmanın ona en büyük katkısı şu olmalıdır: Kendisini bulmasında yardımcı olmak, sonra güle güle deyip ondan ayrılmak…

cihan

Miraç Gecesinde Kudüs'te Olmak Istermisiniz?

"Mobilyada %50’ye Varan İndirimler Burada!"

HAŞERE KOVUCU TÜRKİYE’DE 1 KEZ AL YILLARCA KULLAN 49 TL

ÜLSERE KARŞI MUCİZE ÇÖZÜM

Solar Cep Şarj Cihazı Türkiye’de


 
2012-02-11 11:33:46
 
 
  Henüz Yorum Yazılmamış
Arkadaşına Gönder Haberi Yazdır
 
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
10:10   Allah'ın isimlerini ceviz kaplamalı kontrplakla yazdılar
00:53   AGD’den Fetih Şöleni
00:50   Nesebi bozma projesi
11:36   Yazarımızın sınıf arkadaşıydı
16:49   "Evlenmeye karar veren gençleri eğiteceğiz"
02:09   Boşanmak isteyen karısını vurdu
10:18   Haydi duaya
01:33   İnşaattan düşen işçi öldü
11:34   Fatih Üniversitesi'ne 3 bin 500 kişilik cami
11:15   İDO feribotunda açık ahlaksızlık
21:41   Ukraynalı turistler Demirkazık Dağı'nda kayboldu
23:45   Eski milletvekili Cumur, kazada hayatını kaybetti  
08:40   Bilgisayar yaşlandırıyor
01:31   Ezandan etkilendi, İslâm’a girdi
11:26   Evlenmek isteyen genç sahabi
10:57   Şeyh Muhammed Kazım Hazretleri anılıyor
08:23   Miraçta Kudüs'e Gitmek İster misiniz?
00:37   Başhekim yardımcısına bıçaklı saldırı
17:06   Hac kuraları 29 Mayıs'ta çekilecek
09:22   'Sosyal ağlar bağımlılık yapıyor'
08:04   Kamalak’ın eşine başörtüsü engeli
01:17   Onlar da İslâm’a koştu
18:12   Namaz dinin direğidir 
10:03   Kız çocukları daha erken konuşuyor
01:16   Harry Potter ''usulü'' yeni kan grubu testi
10:23   "Erken yaşta eğitim yararlı ama riskleri olabilir"
22:26   Beden öğretmenine ailecek dayak
21:12   Alibeyköy'de trafik kazası: 1 ölü, 3 yaralı
11:57   Görmeyen annelerine futbolla ışık oluyorlar  
10:41   Kur'an'da Erkek Üstün mü?
01:06   'Türk bayrağı sayesinde kurtulduk'
01:56   Toplu tecavüz davasında toplu beraat
12:08   Kaza namazları nasıl kılınır?
11:25   Cehennem'de ne olacak?
01:33   O kaymakama soruşturma
14:37   Biri var ki hâlâ esir!
12:22   Hac için 1 milyon 160 bin kişi başvurdu
09:19   Sultan Murad Han'ın ilginç rüyası!
09:08   Milleti bu zilletten kurtarın
12:53   Geleceğin doktorları ve mühendisleri
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
"Şeriat İslam mı?" 8...
 
Bid’at Meselesi...
 
Bankaların kar, aktif, mevduat ve kredileri ...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Yarışmalar, diziler, "piç"ler... Toplumu dönüştürme proje...
 
Abdurrahman Dilipak FB Cumhuriyetinden, Ergenekon Cumhuriyetin...
 
Ali Karahasanoğlu İsrailli komutanlar tamam.. Ya yerli uşakla...
 
D.Mehmet Doğan Mehmet Âkif'in "bütün şiirleri"...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Ahmet Varol Mavi Marmara'yı Yaşatmak...
 
M. Şevket Eygi Pakraduniler...
 
İbrahim Karagül O kurşun atıldı!...
 
Süleyman Yaşar Almanlar niye sorun çıkartıyor?...
 
Akif Emre Kurtuluş teolojisi...
 
Kenan Alpay Uludere nasıl ateşten gömlek oldu?...
 
H.Celal Güzel 'Sivil Anayasa' kimliksizlik demek değildir...
 
Ali Bulaç Bağımsız İslami gruplar...
 
Aziz Üstel 'Türkler Müslümandır dolayısıyla insan sayılmaz!'...
 
Hayrettin Karaman Altan Tan kardeşime...
 
Engin Ardıç İmanım tahtelbahir, bu ne biçim projeksiyon?...
 
Hüseyin Öztürk Meslek taassubu değil mason kardeşliği!...
 
Zeki Ceyhan Hocama mektuplar 5...
 
Mehmet Şeker Memleketin çivisi çıkmadan...
 
Mehmet Barlas İstanbul Modern'de "Burhan Doğançay olayı" var......
 
Abdulkadir Özkan Eylem değil eylemsi...
 
Fehmi Koru Her şeyin başı fikir...
 
Ebubekir Sifil Çocuklarımız kime teslim?...
 
Şahin Alpay Uludere ve insansız hava araçları sorunu...
 
Serdar Demirel Kimin lobisi?...
 
Ahmet Çakar Asıl operasyon !!...
 
Ahmet Çakır Milliler maç kazanmalı...
 
Nusret Çiçek Sayın terör aklandı!...
 
Ahmet Kekeç En asil duygunun solcusu...
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:38
Güneş
5:32
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:32
Yatsı
22:15
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.