27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 35°C Adana
    • 40°C Adıyaman
    • 31°C Afyon
    • 33°C Ağrı
    • 40°C Amasya
    • 36°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 36°C Artvin
    • 33°C Aydın
    • 31°C Balıkesir
  • BIST: 108.394 1.11
  • Altın: 142,809 -0.39
  • Dolar: 3,5301 -0.65
  • Euro: 4,1252 -0.15

Şeytan Postallama

Cemal Nar

Sembolik ifadelerle anlatırız bazen bir duyguyu, düşünceyi, bilgiyi, kültürü. Mecaz da sık kullandığımız bir ifade biçimidir.

Yakınlarda hacılarımız Mina’da şeytan taşladı mesela. O taşlar ilkin şeytana atılmıştı muhakkak İbrahim Peygamberimiz tarafından. Ama o bir sembol oldu sonra. Hakikatte şeytan değildi o sütunlar. Mecazen insanları aldatan ve cehenneme çağıran her tür şeytana taş attık bizler orada.

Hatırlıyorum, ben de ellerimdeki taşlardan birisini atarken, “Bu da Amerika’ya, büyük şeytana” demiştim.

Ama o büyük şeytanın bir gün gelecek ve tam zamanında ve zemininde taşlanacağını, pardon postallanacağını hiç düşünmemiştim. Ellerin dert görmesin ey el-Zeydî!

Olayı bilmeyen kalmadı herhalde. Irak'ta basın toplantısı sırasında Iraklı gazeteci Muntasar El Zeydi, ABD Başkanı George Bush'a ayakkabılarını fırlatmıştı. Gazeteci Iraklı yetkililerce sorgulanırken, ayakkabılarına da delil olarak el konulmuş.

Bush'a ayakkabılarını fırlatan Iraklı gazeteci Muntasar El Zeydi'yi Irak halkı yılın kahramanı ilan etmiş. O postallara da inanılmaz fiat biçilmiş kimilerince. Halkın bu feraset ve anlayışını takdir etmemek mümkün mü?

Çaresizliğin verdiği çılgınlığı belki birkaç kez görmüş, tarihte okumuş veya duymuşsunuzdur. İnsan, zulme karşı bir şeyler yapmak ister ve makul ve menfaatli bir şey yapamayınca da tepkisini ortaya koymak için, kimilerine göre sembolik, kimilerine göre de saçma sayılacak işler yapar. Aslında burada olaya değil, amaca bakmak gerekir. Bakmak ve takdir etmek.

Bu olay bana başka bir hadiseyi hatırlattı. Maraş’ın düşman işgali altındaki günlerdeyiz. “Bayrak Olayının hemen ertesi günüdür. Hırlak gavuru ve Guvernör Kuyucak’tan, Hırlak gavurunun evinden yola çıkarlar. O günkü ana yol olan Kuyucak - Şekerli güzergahına girerler. Ordan Nakıp Camiine doğru dönerler. Buralar ana yoldur.

Yol boyunca gavur müslüman herkes ayağa kalkar. Duvar diplerine çekilir. Geçenlere yol verirler. Hürmet ederler. Zira biri en yüksek rütbeli Fransız subayıdır, diğeri ise Maraş’ın en zengini, ekmek yediren insanıdır. Ayandır. Sistem içinde ağırlığı olan biridir.

Gurup Nakip Camii önüne kadar gelir. Kapı hizasını geçer. Burada binek taşında bir Türk babayiğidi oturmaktadır. Bu Aşıklıoğlu Hüseyin’dir. Aşıklıoğlu Hüseyin gurubu gördüğü ve tanıdığı halde ayağa kalkmaz. Guvernör bunu farkeder. Döner, yine geçiş yapar. Yine ayağa kalkmaz. “Acaba tanımadı mı ola?” der yine dönüş yapar. Yine ayağa kalkmaz. En son yine dönüş yapar. Onu karşısına alır ve sorar:

- Burada ne bekliyorsun?
- Heç... Ne bekliyorsam bekliyorum.
-Sen beni tanımadın mı?
-Tanıdım.
-Kimim.
-Guvernörsün.
-Güzel ya. Ben Kuyucaktan buraya kadar geldim. Beni ve gurubumu gören hıristiyan müslüman herkes ayağa kalktı. Ama sen ayağa kalkmadın. Niçin ayağa kalkmadın? Hürmette kusur ettin?
-Sen gavursun, pissin, ben ise müslümanım, temizim. Temizliği temsil ediyorum. Ben senin için şer’an ayağa kalkamam.
-Ama öbürleri kalktı.
-Olsun. Cehaletleri sebebiyledir. Ben biliyorum, inanıyorum, kalkamam.
-Siz neyinize güveniyorsunuz? Kabadayılık ediyorsunuz. Dünkü gün bayrak için kaleye çıktınız. Nihayetinde bir bez parçasıdır. Bir bez parçası için kaleye hücum ettiniz. Ortalığı tantanaya verdiniz. O an ben emretseydim, mitralyöz ateşine tutup hepinizi yere sererdim.
- İşte bunu yapamazdınız.
- Niçin yapamayacakmışım?
- Burada yine ben vardım, onun için yapamazdın.
- Sen tek başına kim oluyorsun, gücün kuvvetin ne ki?
- Ben, işte benim... Her köşe başında benim gibi bir Hüseyin nöbet beklemektedir. Hem sen bana bak kumandan Efendi... Ben anamdan bu bayrağın altında doğdum. Şimdiye değin de canımdan çok sevdiğim şanlı bayrağımı kale burcundan gururla doya doya seyretmeye alıştım. Senin bir bez parçası dediğin bu bayrak yok mu o benim canım, şerefim, namusum, hürriyetimin simgesi ve her şeyimdir. Onu görmemek için ya kör olmalı, ya ölmeliyim. Bizim bayrağımız bizim kültürümüzün simgesidir, işaretidir. O Kalede dalgalanırsa inancımız iktidar demektir. İnancımızı yaşatabilme şartlarımız var demektir. Ülke darülislam demektir. O dalgalanmıyor ise ülke inanç elden gitti demektir. Yaşanabilir olmaktan çıktı demektir. Darülharp demektir.
İşte o zaman ayaklanılır. Vatan değerlerin yaşandığı yer haline getirilmek için her şey yapılır. Kan dökülür. İman üzerine yaşamak, kalmak için çalışılır, çabalanır. Ölünür. İşte bunlar, aslında inanç için varolma gayretidir, savaşıdır. Bu yolda ölen şehid, kalan gazidir.
- Sen hislerine kapılıyorsun. Daha tecrübesiz olduğundan taşkınlık ediyorsun.
- Ben her sözümü bilerek, düşünerek ve duyarak söylüyorum. Bu memleketin kadını, çocuğu, genci ve ihtiyarı hep benim gibi duyar, benim gibi düşünürler. Her Maraşlı Müslüman Cuma günleri kalesinin burcunda bayrağının dalgalandığına güvenerek kalkar. Onu gören ancak yaşadığını bilir. Göğsü kabara kabara işine gider. Dünkü gün kalede bayrağımızın dalgalandığını görmemek... Bu ne demek kumandan efendi bilir misin?... Demek artık biz yaşamıyorduk. Fakat bu nasıl ölmek? Dedelerimiz hep bayrak için kan dökmüşler. Bizde dökecek kan yok mu sanırsın?... Elbette vardır. İşte hepimiz onun için seve seve kanımızı dökmeye ve her şeyi göze alarak koştuk. Burada canını bayrağından esirgeyecek tek kişi yok ki, sen bizi ölümle korkutmaya çalışıyorsun. Bize göre sırası gelince ölmesini bilmeyenler yaşayamazlar.
- Oğlum böyle sertliği ve yanlış düşünce ve davranışları bırakmazsanız çok pişman olursunuz. O zaman benden kabahat kalkar. Çocuk ve kadınlarınız hep mahvolurlar. Memleketiniz yanar, harap olur, bizim ne kadar kuvvetli bir devlet olduğumuzu bilmiyor musunuz?
- (Belindeki palasını birazcık çekerek) Siz de bunu görüyor musunuz? Şu palayı?
- O ne olacak?

Ne mi olacak? Merak ettiyseniz hikayenin devamını " İstiklâl Savaşında MARAŞ” adlı eserden okuyabilirsiniz.

“Nerde bulacağız?” diye üzülmeyiniz. Size bir iyilik daha yapayım; işte şu siteyi hemen tıklayınız:

(http://www.maraskultur.com/istiklal.asp
#GUVERNÖRE_KORKU_SALAN_ADAM:
_AŞIKLIOĞLU_HÜSEYİN)

Bu hikayeyi niye mi anlattım?

İslam coğrafyasının her yerinde en amansız şartlarda bile şeytan taşlayacak, ya da postallayacak yiğitler her zaman bulunur diye…

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.