20 Ekim 2017 Cuma30 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:48Güneş 07:14Öğle 12:56İkindi 15:54Akşam 18:25Yatsı 19:44
    • 19°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 10°C Ankara
    • 18°C Antalya
    • 13°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 108.489 0.05
  • Altın: 151,165 -0.04
  • Dolar: 3,6704 0.34
  • Euro: 4,3242 -0.08

Hem Kemalist hem Marksist olamazsınız!

Engin Ardıç

Necdet Sander’i, hele genç yaşında ölüp giden oğlu Fikret’i şimdilerde kim hatırlar?

çocuktum, İstiklal Caddesi’nin ünlü Kitap Sarayı’na gidip gelirdim ama onun işlettiğini bilemezdim tabii, sonra tam bizim okulun, Galatasaray’ın karşısında küçük bir yer açtı: Sander Kitabevi. Hemen yanında, iç çamaşırı satan Viyana Modası... Kadın donu ve kitap, o zamanın biz yeniyetme aydın adayları için müthiş bir çekim alanı!

Yüreğim küt küt atardı kapısından girerken... Sonra işi büyüttü, Osmanbey’de daha büyük bir şube açtı, daha doğrusu şube merkeze, merkez şubeye dönüştü.

Bizim yüreğimizi küt küt attıran şeylere de, kitapların yanısıra, Bayan Semra’nın kalçaları eklendi. (Sorun Hilmi Yavuz’a, anlatsın.)

Şimdi yerinde çantacı mı, ayakkabıcı mı, her ne karın ağrısıysa bir şeyler var... Bir ara Yeni Komedi Tiyatrosu’na dönüşen koskoca İpek Sineması’nın konfeksiyon mağazası yapılması gibi... Yürü ulan İstanbul, bunun ayıbı sana yeter.

Bir de ünlü Hachette Kitabevi vardı Tünel’de, onun hemen yakınında küçücük “Frenç-Amerikan Kitabevi”ni saymazsak, yabancı dilde kitap satan başka bir yer de yoktu. ünlü “Kohen Hemşireler” falan, savaş yıllarında kalmışlardı.

Bir gazete yazısından çok benim eski kitaplarıma yakışacak böyle bir “girizgâha” neden gerek gördüm?

çünkü o zamanlar solcular arasında “milli demokratik devrim” modası patlak vermişti (sorun Mihri Belli’ye, anlatsın), ve de ağabeylerimiz bizi uyarıyorlardı: “Fransızca kitap alacaksanız, Hachette’den değil, Sander’den alın! Emperyalistler para kazanacaklarına, milli burjuva kazansın!”

Kızardık: Türkiye, milli demokratik devrimini Atatürk zamanında yapmamış mıydı canım?

Haklı oldukları bir yan vardı: Türkiye milli devrimini yapmasına yapmıştı ama, bunun demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi yoktu.

Günümüzde de solcular “sosyalizm uyduramadık Kemalizm verelim” kafasında gidiyorlar.

Kemalizm, ya da isterseniz “İnönü Atatürkçülüğü” diyelim, solun anasını ağlattı.

Osmanlı’nın son yıllarında mis gibi varolan sendikalar da, sosyalist partiler de, komünist partiler de tek parti diktası döneminde kapatıldılar. örgütlenme hakkı da, grev hakkı da ortadan kaldırıldılar. İstanbul tramvay işçileri ya da tersane işçileri, yabancı orduların işgali altında bile grev yapmışlardı ama cumhuriyette yapamıyorlardı!

Başta Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, şu bu olmak üzere hemen bütün solcu aydınları hapislerde sürüm sürüm süründürenler de tek parti yöneticileri oldular, savaştan sonra yeniden filizlenmeye koyulan sol partileri, gazeteleri kapatanlar da, matbaa bastırıp yıktıranlar da!...

Şimdi bu solun mirasçısı olmakla övünenlerin tek partici kesilmelerine ben kıçımla gülerim. “Hem Kemalist hem Marksist” olunabileceğini sanıyorlar.

Onun için de öldür Allah oyları toplasan toplasan yüzde üçü geçemiyor.

Madem eskilerden laf açıldı, bilgi yarışması yapayım, bilene bir sıkımlık diş macunu vereyim. (Gençler bu espriyi de bilmezler, İstanbul Radyosu’nun ünlü İpana On Bir Soru Bilgi Yarışması üzerine üretilmiş bir gırgırdır. Bu dediğim ne zamanın bir işleri? Kırk ile elli yıl öncesinin bir işleri.)

Soru şu: 1968 yılında, Demirel ile anlaşıp, seçim kanunundan “milli bakiye” (ulusal artık) sistemini kaldıran, böylece mecliste on beş milletvekiliyle olsun temsil edilmeyi başarmış Türkiye İşçi Partisi’nin bir daha meclise girebilmesini önleyen, solcu gençliği derin bir umutsuzluğa iten, “bu iş parlamenter sistemle olmuyor arkadaş” dedirterek onun sokağa dökülmesine, daha sonra “serseriler, haytalar” şeklinde hakaret edeceği gençlerin eylemlere başlamasına yol açan “solcu lider” kimdir?

Tüyo mu istiyorsunuz? İki oğlu vardı, ömer ile Erdal, bir kızı var, özden. Damadı vardı, Metin. Genel sekreteri vardı, Bülent.

Bulamazsanız Hıncal’a sorun, o sever.

“Arslan Amca’sına” da 1944 yılında rahmetli babam işkence yaptırmıştı herhal...

Nicht Wahr, Herr Presseobersturmbannführer?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.