20 Temmuz 2017 Perşembe26 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:50Güneş 05:42Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:40Yatsı 22:23
    • 30°C Adana
    • 38°C Adıyaman
    • 25°C Afyon
    • 32°C Ağrı
    • 25°C Amasya
    • 28°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 32°C Aydın
    • 28°C Balıkesir
  • BIST: 106.736 -0.63
  • Altın: 141,224 0.49
  • Dolar: 3,5208 -0.03
  • Euro: 4,0963 0.96

Acaba Utandılar mı?

Cemal Nar

İçimden geçiyor doğrusu, merak ediyorum, “acaba azıcık da olsa utandılar mı?” diye.

“Umutsuz vaka” demiştim bir yazımda ama, aslında kimseden umut kesmemeli. Sabırla iyilik anlatılmalı ve umutla beklenmeli.

Allah’tan umut kesilmez. Hidayeti veren odur değil mi? O hidayet verirse kim mani olabilir ki?

Diyelim Mehmet Ali Birand.

Davos’tan “flaş flaş” diye ilk görüntüler geldiğinde, hemen canlı yayında şöyle diyordu:

“Başbakan çok ayıp etti. Bu bir skandaldır. Şimon Peres iyi hazırlanmıştı. Zaten o büyük bir devlet adamıdır o. Hep çok iyi hazırlanmış dosyalarla çıkar bu tür toplantılara. Ama Erdoğan çok zayıftı. Bağırdı, çağırdı ve toplantıyı terk etti. Ülkeyi zora soktu…”

Mota mot bunları demedi belki ama bu minval üzere heyecanla konuşuyordu…

Şimdi anlaşıldı ki başbakan Erdoğan dersine iyi çalışmış ve çok iyi, çok dengeli ve çok nazik bir konuşma yapmış. Aksine Şimon bağırmış, çağırmış, el kol hareketleri yapmış ve ayıp etmiş…

Yani skandalın sebebi Şimon ve özellikle de yönetici imiş.

Acaba diyorum, gerçekler açığa çıkınca ve herkes başbakana hak verince, az da olsa utanmış mıdır M. Ali Birand?

Damarlarında hangi kan dolaşıyor onu bilmem, hatta hiç de önemsemem, ama bu toprakların ekmeğini yiyen bir adam olarak, bu toprakları ve üstünde yaşayan bu halkı savunan adama yaptığı çirkin iftiradan ötürü azıcık da olsa utanmış mıdır?

Doğrusu ondan sonra yazılarına bakmadım, acaba yaptığı yanlış ve hakaretler vicdanını sızlatmış mıdır?

“Canlı yayının cilveleri dostlar, olayı tam anlamadan konuşmuşuz, sizden ve başbakandan özür dilerim” demiş midir?

Biraz durun, merak ediyorum, yazılarına bir bakayım, demiş mi?

* * *
Evet, okudum o günden sonraki yazılarını şimdi, bir özür mözür yok. Ama giderek sönen, fosalan bir üslup var. Anlaşılan hatasının farkında ama gururu da az değil, hatasını açık yüreklilikle ifade edemiyor. Önce şöyle yazmış:

“Başbakan kızınca, gözü birşey görmüyor.

Belki bunu bilinçli şekilde yaptı.

Belki seçim yatırımı yaptı.

Belki duygusallığına mağlup oldu.” (30 ocak 2009)

Sonra da böyle:

“Beğenin beğenmeyin, Başbakan Erdoğan Davos çıkışıyla Türk kamuoyunda ve İslam dünyasında karizmasını parlattı. Kısa vadede kazançlı çıktı. Popularitesi inanılmaz şekilde arttı. Ancak, orta ve uzun vadede, kavgacı yaklaşımını sürdürürse, bu avantaj giderek erezyona uğrar ve ince ayar yapılmazsa, faturayı Erdoğan'ın önüne koyarlar.” (31 Ocak 2009)

* * *

Alın size CHP nin düştüğü durum.

O gece sıcağı sıcağına partinin II. Adamı Onur Öymen konuşuyor. Söylenenler sanki aynı…

Başbakan “monşer” dedi o üsluba ve hiç takmadı.

Aradan üç gün mü ne geçti ve bu sefer I. adam Baykal konuştu: “Başbakan iyi yapmıştır, destekliyoruz. Ama üslubuna karşıyız.”

Siz olsanız Onur beyden onurlu bir davranış umarak bir özür beklemez misiniz?

Ben bekledim. Ama boşuna bekledim tabi…

İster “saflık” deyin, ister “herkesi kendince bilme” deyin.

Kötü mü olurdu?

Yanlışını dile getirmek kötü müdür?

Birisine haksızlık yapmışsanız özür dilemek gerekmez mi?

Acaba özür dilemek mi onurludur, dilememek mi bu durumlarda?

Hangisi daha erdemli ve yararlıdır?

Bu sorunun cevabı bellidir aslında.

Ama ahlak ilminde bir kural var, önemli olan bilmek değil, yapmaktır.

Allah Teala, bildikleri halde bilgilerinin gereğini yapmayan bazı bilginleri “kitap yüklü eşeğe” benzetmiştir:

“Tevratın mesajını ulaştırma ve onu uygulama yükümlülüğünü kabul ettikleri halde, sonra bu yükümlülüğü yerine getirmeyen Yahudi alimleri, tıpkı ciltlerle kitap taşıyan merkebe benzer. Allahın ayetlerini yalan sayan kimselerin düştükleri durum ne feci! Allah böylesi zalim gürûhu, felaha ve hidayete erdirmez.” (Cuma, 5)

Kalın ve kocaman kitapların sırtına yüklenmesinden eşek mutlu olur mu?

Neden olsun ki, ağır bir yük olmaktan başka ne yararı vardır ki o kitapların eşeğe?

Siyasiler de, aydınlar da, asker de, bürokratlar da, yöneticiler ve sıradan insanlar da, bir yanlış yaptıklarının farkına vardıklarında veya uyarıldıklarında, utanmalı ve özür dilemelidirler. Bu ayıp değil, fazilettir. Onurlu ve erdemli insanların eylemidir.

Bunu herkesten beklememiz, beklediklerimizi onurlu ve erdemli gördüklerimizdendir.

Umduğumuzu bulamamak bizim mi, onların mı, acaba kimin için mahrumiyettir?



Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.