23 Temmuz 2017 Pazar28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:54Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:38Yatsı 22:19
    • 32°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 30°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 26°C Amasya
    • 29°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 39°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,689 1.13
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Mecazî Putlar

M. Şevket Eygi

İNSANIN mecazî mânada putları vardır. Adam veya kadın samimiyetle, kalbinden inanıp tasdik ederek "Lâ ilahe illAllah" diyor ama bazı şeyleri ve değerleri aşırı şekilde seviyor. Meselâ;

• Altını gümüşü, doları euroyu, parayı, malı, serveti...

• Nefs-i emmâresini, benliğini...

• Kendisinde korkunç bir riyaset ihtirası (başkanlık hırsı) var...

• Bağlı olduğu futbol takımını dininden çok seviyor ve tutuyor, gerekirse onun için canını verecek...

Bu saydıklarım bir Müslüman için çok büyük kusurlardır ama bu kişiye bunlar dolayısıyla gerçek mânada müşrik denilebilir mi?

Başka bir adamı düşünelim:

Kendisi mü'min ve müslim... Ehl-i iman ve Ehl-i Kıble... Beş vakit namaz kılıyor. Lakin onda bazı aşırılıklar var:

• Bir şeyhe bağlanmış, o şeyh tenkit edilince, o şeyhe saldırılınca dehşetli reaksiyon/tepki gösteriyor. Resûl-i Kibriya Efendimize saldırılınca pek tepki göstermiyor. Bu dengesizliği yüzünden kendisine müşrik denilebilir mi?

• Öyle koyu Müslümanlar var ki, tarikatlarını, cemaatlerini, hizip ve fırkalarını, grup ve kliklerini âdeta din haline getirmişler, İslâm ile özdeşleştirmişler. Bunlara müşrik demek elbette doğru olmaz. Lakin onlarda dengesizlik ve aşırılık vardır. Uyarılmaları, aydınlatılmaları, bilgilendirilmeleri ve orta yola çağırılmaları gerekir.

Birtakım bid'atçiler fıkıh mezheplerine bağlı Ehl-i Sünnet Müslümanlarını "Mezhepleri put haline getirmiş olmakla" suçluyor. Dolayısıyla onları şirkle itham ediyor. İşte burada çok vahim bir aşırılık, bid'at ve suçlama vardır. Fıkıh her Müslümana lazımdır. Fıkıhsız, İslâm'ı hayata tatbik etmek mümkün olmaz. Fıkha, mezhebe put demek, bağlısını şirk ile suçlamak gerçekten büyük bir yanılgı ve iftiradır. Fıkıh olmazsa Müslüman nasıl abdest alacak... nasıl namaz kılacak... nasıl hac edecek... Kur'ân'a ve Sünnete uygun şekilde nasıl ticaret yapacak... nikâh ve talâkın hükümlerini nasıl bilecek... helâl ile haram arasındaki inceliklere nasıl vâkıf olacaktır? Fıkıh elbette lazımdır ve ona put demek gerçekten büyük bir densizliktir.

Tarih boyunca görülmüş en büyük şirkler şunlardır:

Hz. İsa aleyhisselama Tanrının Oğlu denilmesi, onun ilahlaştırılması.

Bir kısım azgınların Hz. Ali radiyallahu anh efendimizi têlih etmeleri, yani ilahlaştırmaları. Kelamcılar bu fırkaya müellihe adını vermişlerdir.

Aklı başında, firasetli, Allah'tan gerçekten korkan bir Müslümana birtakım şahısları, değerleri, parayı, zenginliği, lüksü, konforu, riyaseti, cemaat veya fırkayı mecazî mânada putlar haline getirmek asla yakışmaz.

Müslümanlar bu konuda devamlı olarak ve en tesirli (etkili) bir üslup ile uyarılmalıdır.

Vehhabîler şirk konusunda aşırı gitmekte, Ehl-i Sünnet Müslümanlarını şirk ile suçlamaktadır.

Mezhepler put değildir, fıkıh mezhebine bağlanmak şirk değildir. Tam aksine Kur'ân'ın, Sünnet'in hükümlerini hayata tatbik etmek için fıkıh ve mezhep lazımdır.

Mezhepsizlik bâtıldır, bid'attir.

Şeriata uygun olmak şartıyla tasavvuf ve tarikat haktır. Tarikata şirk demek, büyük bir aşırılık ve iftiradır.

Gerçek icazetli şeyhleri ve kâmil mürşidleri sevmek ve onlara bağlanmak doğrudur, çok faydalıdır.

Hiçbir şeyh ve mürşid Resûli Kibriya Fahr-i Kâinat aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimizden daha fazla sevilemez, onlara Efendimizden fazla saygı ve bağlılık gösterilemez.

İnsanın en büyük düşmanı kendi nefs-i emmâresidir. Resulullah Efendimizin izin vermiş olduğu kabir ziyaretini yapıp orada Fatiha veya Yasin okuyup, bu tilavetten hasıl olacak sevabı ölünün ruhuna bağışlamak şirk değildir.

Kabir ziyaretinde Fatiha okuyan mü'minlere müşrik diyenler, önce kendilerine baksınlar. Krallarına Celale... Melik... Muazzam diyorlar!..

Tevhid nedir?.. Şirk nedir?.. Fıkıh niçin lazımdır?.. Dinde aşırılık nedir?.. Dinde orta ve doğru yol nedir?.. Sevad-ı Âzam nedir?.. Dini, Kur'ân'a ve Sünnet'e uygun şekilde yorumlamak nedir?.. Bid'at nedir?.. Kur'ân'ı kimler ve nasıl tefsir edebilir?.. Ashab-ı Kiram (radiyallahu anhüm ecmaîn) hakkındaki inanç ve düşüncelerimiz nasıl olmadır?.. Vehhabîlik nedir? Hak mıdır, bâtıl mıdır?.. Kimler İctihad yapabilir, kimler yapamaz?.. Fetva vermeye ehliyetleri, liyakatleri, icâzetleri olmayan kişilerin fetvaları kabul edilir mi?..

Yukarıdakiler ve onlara benzeyen soruların cevapları icazetli Ehl-i Sünnet ulemasından öğrenilmelidir.

Sorgulama

GAZETE yazarlarının zaman zaman okuyucularına ve ülke halkına hesap vermeleri, mal ve servet beyanında bulunmaları gerekir. Bugün burada şahsım ve faaliyetlerim ile ilgili bazı bilgiler arz edeceğim.

Bendeniz kimim?..

Cevap: Türkiyeli bir Ehl-i Sünnet Müslümanıyım.

Niçin Ehl-i Sünnet diyorsun, sadece Müslümanım demek yetmez mi?..

Cevap: Peygamberimizin haber vermiş olduğu gibi, maalesef Müslümanlar çeşitli fırkalara, hiziplere ayrılmışlardır. Hangi gruba mensup olduğumu bildirmek için Ehl-i Sünnet dedim.

Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Cevap: Yayıncılık yapıyorum. Bağkur emeklisiyim. Millî Gazete'de yayınlanan yazılarımdan maaş ve ücret almam.

Meşrebiniz nedir?

Cevap: Şeriata mutabık (uygun) olmak şartıyla tasavvufa taraftarım. Nereye intisabım var, onu kesinlikle söylemem.

Hangi ümmettensiniz?

Cevap: Ümmet-i Muhammed'denim elhamdülillah.

Dünyevî nizam olarak hangi nizamı istiyorsunuz?

Cevap: İslâm nizamını.

Bu nizamın düsturu nedir?

Cevap: Kur'ândır.

Önder ve rehber olarak kime bağlısınız?

Cevap: Resulullah'a (salat ve selam olsun O'na) ve O'nun varislerine, vekillerine, halifelerine, bizden olan emir sahiplerine.

Ümmet içindeki rütbeniz nedir?

Cevap: Rütbem yoktur.

Malın ve servetin var mıdır?

Cevap: Vardır. Sultanahmet'te halen ikamet ettiğim bir daire. Kırsal kesimde tek katlı bir bağ evi. Bir yayınevi, özel kütüphanem. Bir miktar hüsn-i hat levhası.

Antika eşyalarınızı unuttunuz...

Cevap: Kıymetli antika eşyam yoktur. Antika sanılan eski eşyalar, el sanatı objeleri ıvır zıvır vardır.

Neye hizmet ediyorsun?

Cevap: İmana, İslâm'a, Kur'ân'a, Sünnete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı İslâmiyeye hizmet ettiğimi sanıyorum.

Sen bir aydın mısın?

Cevap: Öyle bir iddiam ve kuruntum yoktur. Okur-yazar bir Müslümanım. Yemin etsem başım ağrımaz, her gün okurum, her gün yazarım.

Sende benlik var mıdır?

Cevap: Elbette vardır. Onu, kendime en büyük düşman olarak görüyorum.

Siyasetle iştigal eder misin?

Cevap: Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) mezunuyum. Siyasetten biraz anlarım ama siyasete girmem.

Kendini iyi bir Müslüman olarak mı görüyorsun?

Cevap: Hâşâ... Günahkâr ve mütevâzı bir Müslümanım. Faziletim yoktur.

En büyük isteğin nedir?

Cevap: Hüsn-i hatime, yâni mü'min olarak can vermek ve bağışlanmak.

Başka?

Cevap: Bu iki devlet ve nimet yetmez mi?

Müslümanlar içinde size kızanlar var.

Cevap: Eyvallah...

Şahsına ve fikirlerine yapılan tenkitlere kızıp üzülüyor musun?

Cevap: Bu tenkitler doğruysa benim yararımadır. İsabetsiz ise kıymeti yoktur. Kızmam ve üzülmem. Tenkit edeyim derken hakaret edenlere acırım.

Başka bir diyeceğin var mı?

Cevap: Yoktur, herkese selam ve hürmet ederim.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.