23 Temmuz 2017 Pazar28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:54Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:38Yatsı 22:19
    • 27°C Adana
    • 26°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 14°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,689 1.13
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Gelire Endeksli Senetler

Hayrettin Karaman

Bu senetleri alıp satmanın ve getirisine malik olup kullanmanın caiz olup olmadığını anlayabilmek için öncelikle bu senetlerin ne senedi olduğuna ve hükme tesir eden özelliklerine bakmak gerekiyor.

Hazine Müsteşarlığı, gelire endeksli senetler (GES) tanıtım kılavuzunda, bu senetlerle ilgili olarak -bizim için önemli olan- şu bilgileri veriyor:

“Getirileri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri'nden (KİT) elde edilen ve bütçeye aktarılan hasılat paylarına endekslenmek suretiyle oluşturulan “Gelire Endeksli Senet (GES)” ihracı ile Hazine Müsteşarlığı'nca ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerinin çeşitlendirilmesi ve yatırımcı tabanının genişletilmesi amaçlanmaktadır. Gelirlere Endeksli Senetler (GES) ile getirisi devlet gelirleriyle ilişkilendirilen bir yatırım aracı yaratılmış olmaktadır.”

Bu tanımlamaya göre devlet iç borçlanmasının daha önce bilinen senetlerine bir yenisi eklenmekte, yani bu senet –yine devlet borçlanması çerçevesinde bulunmakla beraber- mesela “üzerinde faiz yüzdesi yazılı” devlet tahvillerinden farklı olmaktadır. “Yatırımcı tabanının genişlemesi” de, faize yaklaşmayan kimselerin bu farklı senetleri alması ile olacaktır.

Peki devlet neyi borçlanmaktadır?

Eğer bu borç, ödünç aldığı bir paraya karşı belli bir faizi ödeme şeklinde olsaydı bu “faizli borçlanma” olacağı için İslam'a göre elbette caiz olmayacaktı.

Devlet, GES'inde para ödünç almıyor, belli ve İslam'a göre geliri meşru olan bazı gelir kaynaklarındaki hasılat payını, geçici olarak özel şahıslara, bedeli ile devrediyor. Bu gelir kaynaklarındaki devlet payını senet alanlara, belli zaman dilimlerinde, hisseleri nisbetinde paylaştırıyor.

“Bütçe Kanunu'nda 2009, 2010 ve 2011 yılları için açıklanan hasılat payına ilişkin gelir tahmini rakamları, GES'ler için azami getiri sınırını oluşmaktadır.”

“Senetler, her bir kupon döneminde asgari gelir payı getiri garantili ve azami gelir payı getiri limitini haizdir. Söz konusu senetlere uygulanacak asgari kupon ödeme garantisi sayesinde yatırımcının gelir payındaki değişimden olumsuz etkilenmesi önlenmiş olacaktır.”

Bu iki paragrafın açıklamaya ihtiyacı var:

Devlet, devrettiği geliri sınırlayabilir; “devrettiğim gelirin en fazla yüzde şu kadarını vereceğim, bu kadarını devrediyorum, daha fazlası benimdir” diyebilir. Bu noktada bir problem yok.

Ama “Senet sahibine devrettiğim gelir, şu kârdan aşağı olursa ben onu şu kadara tamamlayacağım” dediğinde ortaya problem çıkar.

Bu tamamlama, yani gelirde bulunmayan devlet ödemesi nedir diye sorulur.

Eğer senet, borç senedi olsaydı bu fazladan ödemede faiz olurdu; yani devlet, borç aldığı ve karşılığında borçlanma senedi verdiği meblağa karşı belli bir fazla ödemeyi teahhüt etmiş olur ve bunun bir kısmını belli gelirlerden, o yetmediği takdirde kalanını da bütçeden ödemiş olurdu.

Halbuki bu senet bir borç senedi değil, bir “gelir kaynağındaki hisseyi devir” belgesidir/senedidir.

İnsanlar bu senetlere rağbet etsinler diye devlet, kamu yararını ve devletin ihtiyacını gözeterek “bu gelirler şu kadara ulaşmazsa üstünü ben tamamlarım” dediğinde bu teşvik ödemelerine benzer. Devlet fayda gördüğünde belli alanlara, karşılıksız olarak ödemede bulunabilir.

“Ben, belli KİT'lere ortak oldum, bunun gelirinden payıma düşeni alırım, ama kâr garantisinde faiz kokusu görüyorum, bunu almam” diyenler olursa, onlar da bu ödemeyi alır ve yoksullara dağıtabilirler.

Şuna da işaret etmek gerekir ki, normal durumlarda reel gelirin, senetteki asgari gelirden daha az olma ihtimali yok gibidir.

“GES'lerin getirileri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri içerisinde yer alan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Devlet Malzeme Ofisi (DMO), Devlet Hava Meydanları İşletmeleri (DHMİ) ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'nden (KIYEM) bütçeye aktarılan hasılat payları kadar olacaktır. Bu çerçevede, söz konusu senetlerin getirilerine ilişkin ödemelerin hesaplanmasında TPAO, DMO, DHMİ ve KIYEM tarafından bütçeye aktarılan üç aylık ve altı aylık hasılat paylarının toplamı esas alınacaktır.”

Burada şöyle bir soru makuldür:

Devlet, bazı vergileri ve gelirlerden devlet hisselerini bedel karşılığı özel kesime devredebilir mi? Bu devlet hakkı alım-satıma, bedel ile devretmeye konu olabilir mi?

Genel olarak mali hakların temelli veya geçici olarak satımı, kiralanması, devri caiz görülmektedir. Mesela telif hakkı -aynı zamanda- bir mali (ekonomik) haktır. Bu hakkın sahibi, hakkını, geçici veya temelli olarak bedel karşılığında satabilir.

Devlete gelince:

Osmanlı'da, XV. Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren görülen ve XVI. Yüzyıl'ın başlarından itibaren hızla genişleyen bir iltizam usulü vardı. “Deruhte, tevcîh, füruht, ihale ve teahhüt” adlarıyla da anılan iltizam usulünü Prof. M. Genç şöyle tarif eder: “Devletin, genellikle belirli bir mekanla sınırlı kanuni ve/veya şer'î vergi unsurlarından oluşan bir demeti ifade eden mukataa birimlerini vergilendirmeyi, rekabete açık, ekseriye müzayede ile tespit dilen ve bir bölümü peşin ödenmesi istenen belirli bir yıllık bedel karşılığında, sınırlı bir süre (tahvil) için kârı ve zararı kendine ait olmak üzere kabul edecek mültezimlere, güvenilir bir kefaletle devretmesidir.” (Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi).

Tarifte geçen mukataa kelimesi de Osmanlı'da, “vergilerin belirli bir meblağ karşılığında iltizama verilmesi” ve daha sonra “hazineye ait bir kısım vergilerden oluşturulmuş birer mali birim” manasında kullanılmıştır.

Bu usul şöyle işlerdi: Devlet vergi ve hasılat gelirlerini müzayedeye çıkarır, en fazla verene ihale ederdi. İhaleyi alan (mültezim) ihale bedelinin tamamını veya bir kısmını (toplayacağı vergi ve geliri kısmen karşılayan meblağı) devlete peşin öder, halktan zamanı geldikçe tahsil eder, ödediği ile topladığı arasındaki lehinde fark onun kârı olurdu.

GES uygulamasının buna benzediğini ve meşru olduğunu düşünüyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.