M. Şevket Eygi

M. Şevket Eygi

Batı Medeniyeti Hayâsız ve İffetsizdir

Batı Medeniyeti Hayâsız ve İffetsizdir

DÜNYA üzerinde şu anda 10'dan fazla medeniyet vardır. İslâm medeniyeti bunlardan biridir. Gerçek, şuurlu, akıllı, vicdanlı bir Müslümanın kendi medeniyetine göre yaşaması onun en tabiî hakkıdır. Hiçbir gücün, bir Müslümana, Müslümanlara "Senin dinin ve inancın İslâm olabilir ama ben senin İslâm medeniyetine göre değil, şu veya bu medeniyete göre yaşamanı istiyorum" diyemez, bu konuda baskı yapamaz. Böyle baskılar evrensel insan haklarına, bilgeliğe, hukuka, adalete, insafa aykırıdır.

Ziya Gökalp'in "Dinim İslâm, medeniyetim Batı medeniyeti..." şeklindeki tekerlemesi bâtıldır. Bir Müslümanın dini de, medeniyeti de, milleti de İslâm'dır.

Müslümanlara zor kullanarak kabul ettirilmek istenen Batı medeniyeti ile İslâm medeniyeti arasında temel ayrılıklar, uyumsuzluklar, uçurumlar bulunmaktadır. Bunlardan biri de iffet ve hayâ konusundadır. Çağdaş Batı medeniyeti iffeti ve hayâyı temel değer olarak kabul etmemektedir.

Batı medeniyeti evrensel değildir. Onun ölçü, kıstas ve değerlerini Müslümanlara zorla kabul ettirmek yanlıştır.

Batı'da bir kadın ile bir erkeğin nikahsız yaşaması, bu birlikten çocuk peydahlanması normal karşılanıyor. İslâm medeniyeti böyle bir şeyi kabul etmez.

Batı'da, bir kadın birden fazla erkekle yatıp kalkıyor. Çocuğu oluyor, babası belli değil. Onlar bunu da normal kabul ediyor. Çocuk anasının nüfusuna kayd ediliyor ve mesele bitiyor. İslâm bunu kabul etmez.

Batılılar ve Batıcılar zinayı suç olarak görmüyorlar. İslâm ise suç kabul ediyor ve cezalandırıyor.

Batı'da erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla evlenebiliyor. Hattâ İsveç'te birkaç yıl önce bir kilisede böyle bir nikah papaz tarafından kıyılmış ve kutsanmıştı. İslâm böyle evlilikleri kabul etmez.

Batı dünyası, Batı medeniyeti bundan bir asır, hattâ 50 sene öncesine kadar iffet ve hayâ konusunda bu kadar serbest ve ölçüsüz değildi. Belçika'da bundan 70-80 yıl önce tramvaylarda kadınlar için ayrı bir bölüm bulunuyordu. Yirminci yüzyılın başında Londra'nın lüks bir lokantasına akşam yemeği için iki hanım gelmiş, yanlarında beyleri olmadığı için kabul edilmemişlerdi.

Batı dünyası ve medeniyeti, iffet ve hayâ konusunda çok laçkalaşmıştır.

Geçen gün, tramvayda kalabalık içinde öpüşen iki genci tenkit etmiştim. Okuyuculardan biri "Hürriyet var, bırakın yapsınlar, niçin karışıyorsunuz?.." demiş.

Hürriyet her istediğini yapmak değildir. Hürriyetin sınırları vardır.

Paris'te, Helsinki'de, Roma'da normal olan açıkta öpüşme İstanbul'da normal değildir. Çünkü:

1. Bütün bozulmalara rağmen İstanbul'da İslâm medeniyeti, İslâm ahlâkı hâlâ geçerlidir.

2. Ahlâk ve görgü kuralları evrensel değildir. Medeniyetten medeniyete, ülkeden ülkeye, toplumdan topluma farklı olabilir.

3. Bir tramvay vagonunda iki genç bir kere değil, devamlı olarak öpüşüp duruyorsa, onların bu hareketi diğer yolcuları rahatsız eder. Onların iffet ve hayâ hislerini rencide eder. Öpüşen gençler dinsiz olabilir ama toplumun, halkın, çevrenin inanç, değer, ölçü ve kurallarına saygı göstermeleri, kimseyi rahatsız etmemeleri gerekir. Terbiye, ahlâk, görgü, barış, uzlaşma bunu gerektirir.

4. Hürriyet var, canımın her istediğini yaparım, her haltı yerim, başkaları beni ilgilendirmez zihniyeti çarpıktır, sapıklıktır, bir tür anarşistliktir.

5. Bırakın gençler sokakta, otobüste, tramvayda sarılıp öpüşsünler diyen özgürlükçülere soruyorum: Dindar bir vatandaş kaldırımın bir kenarına seccadesini serip namaz kılsa buna da hoşgörü ile bakacak mısınız? Çok iyi biliyorum ki, bakmazsınız. Kaldırımda namaz mı kılınır, gitsin camide kılsın diyeceksiniz. İşte biz Müslümanlar da, toplu taşıma vasıtasında öpüşen gençlere "Herkesin arasında olmaz, gidin kapalı bir mekanda yapın" diyoruz.

Şu hususun altını çizmek isterim: Birtakım gençlerin tramvaylarda, otobüslerde utanıp sıkılmadan öpüşmelerinin planlı, programlı, kasıtlı provokatif (kışkırtıcı) olma ihtimali vardır.

Bir gün gelecek, bu yüzden bir hadise olacak ve bütün İslâm düşmanları, bütün iffet ve hayâ karşıtları koro halinde feryat edeceklerdir.

Halkımızın çok dikkatli olması, dinsizlerin tuzaklarına düşmemesi gerekir.

Bu gibi görgüsüzlükleri, kışkırtmaları, rahatsız edici olayları yasa dışı yollarla protesto etmekten kaçınmalıyız.

Diyelim ki, tramvayda iki "pek terbiyeli genç" utanıp sıkılmadan öpüşüyor. Orada bulunan kırk elli kişinin yarısı onlara sert sert, dikkatli dikkatli, böyle yapılmaz dercesine bakmalıdır. Hiçbir lâf etmeden...Sert bakışların büyük tesiri vardır. Bu konu esrarlı bir konudur. Eskiden bu gibi bakışlara nazar denirdi. Ne kadar pervasız, ne kadar yırtık olurlarsa olsunlar, onlarca gözün sert, protesto edici nazarlarına maruz kalanlar titreyecek ve korkacaklar ve hizaya geleceklerdir.

Zinayı suç olmaktan çıkartanlar bu gibi konularda sadra şifa olacak tedbirler alamaz.

Vicdanlı Müslümanlar, Vicdansız İslâmcılar

MÜSLÜMAN vicdanlıdır. Müslüman zulme, küfre, şirke, haksızlığa razı olmaz. Küfre rıza küfürdür.

Kendisi zulm eden, zalimleri destekleyen, türlü haksızlıklar yapan kişi gerçek ve olgun Müslüman değildir.

Haram yiyen, gayr-i meşru ve kara servetler edinen vicdansız İslâmcılar İslâm'ı temsil edemez. İslâm bir vâdide, onlar başka bir vâdidedir.

Müslüman, bozuk düzenleri, sapık ideoloijileri, zulüm sistemlerini doğru bulmaz ve onların zehirli nimetlerine talip olmaz.

Münafık, zalim, vicdansız bir kısım İslâmcılar, vaktiyle bozuk dedikleri düzenlerin rantlarını yemek için seferber olmuştur. Onlar lanetlidir.

Vicdanlı Müslüman, halkın bir kısmı sıkıntı çekerken, işsizlerin sayısı milyonları bulmuşken kendisi israf, lüks, sefahat içinde yaşamaz.

Vicdansız İslâmcılar lüks, israf, sefahat içinde yaşar. Halkın sıkıntıları onlara vız gelir.

Vicdanlı, gerçek olgun Müslüman; Resulullah, Ashab-ı Güzîn, Selef-i Sâlihin, ulemâ-i 'âmilîn, evliyaullah gibi yaşamaya çalışır. Onlar gibi olmasa bile onlardan ibret alır, nefsini frenler.

Vicdansız İslâmcılar Nemrud'a ve Firavun'a özenirler. Bakmayın onların biz de Müslümanız, Hz.Ömer çok adaletliydi, devletin işini görürken devletin mumunu yakar, kendi işine bakarken kendi kandili ile aydınlanırdı edebiyatına. Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz.

Fukara, çilekeş Müslümanlar otobüs duraklarında titreyerek beklerken, onların yanından lüks, şeytanî, deccalî, pahalı cipleriyle geçen şu İslâmcılara bakınız. Ne kadar gururlu, ne kadar kibirli, ne kadar dünya sarhoşu onlar.Veyl onlara!..

Aç ve sefil Müslümanlar sürünürken şu vicdansızlar lüks ve pahalı lokantalarda nasıl tıkınıyorlar.

Müslüman, ihalelere fesat karıştırmaz.

Müslüman, riba alıp vermez.

Müslüman, lüks ve sefahat sergilemez.

Müslüman, vicdanlıdır. Müslüman, hikmetlidir. Müslüman, Allah'tan korkar. Müslüman, bozuk ve sapık dediği düzenin ve sistemin haram rantlarına saldırmaz.

Müslümanın dini imanı para değildir.

Müslüman, kanaatlidir.

Müslüman, zenginse, servetinin kendisine emanet olduğunu, servetiyle imtihan edildiğini bilir.

Müslüman ne oldum delisi değildir. Müslüman ne oldum demez, ne olacağım diye düşünür.

Müslüman ne doğrudan doğruya, ne dolaylı şekilde hırsızlık yapar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
M. Şevket Eygi Arşivi