23 Temmuz 2017 Pazar28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:54Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:38Yatsı 22:19
    • 32°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 30°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 26°C Amasya
    • 29°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 39°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,689 1.13
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

İki Karadayı var...

Hüseyin Gülerce

Ergenekon davası sürerken, 28 Şubat sürecinin Genelkurmay Başkanı emekli Org. İsmail Hakkı Karadayı ile ilgili 4. ses kaydı kaseti de ortaya çıktı. 1994-1998 yılları arasında silahlı kuvvetlerin en tepesindeki komutan olarak Sayın Karadayı çok ilginç bir kişilik.
Hakkındaki ses kayıtlarının ilki için "Bana ait değil, böyle saçma şeylere inanıyor musunuz?" dedi. Fakat dün Milliyet yazarı Taha Akyol'a yazılı bir açıklama yaparken, 4. kasetin kendisine ait olup olmadığı konusunda bir şey söylemedi. Teknolojik olarak ise artık kayıtlardaki sesin, sahibine ait olup olmadığı kesin olarak belirlenebiliyor.

Sayın Karadayı'nın çok önemli bir hafıza kaybı -yalanı demiyorum- ortaya çıktığından, söylediklerine artık ihtiyatla yaklaşmamız gerekiyor. Ergenekon davası sanığı Veli Küçük için Karadayı, "Veli Küçük denilen o adamı tanımam." dedi. Küçük de, kendisine avukat kızı aracılığı ile bir mektup göndererek; "Ben 1996 yılında Jandarma Genel Komutanlığı kadrosundan sınıf subayı olarak terfi ettim ve tuğgeneral oldum. 2000 yılında emekli oldum. Siz emekli oluncaya kadar emrinizde çalıştım. Sürçü lisan olarak kabul ediyorum, 'o adam' değilim." dedi.

Bir Genelkurmay başkanı düşününüz. Kendi başkanlığındaki askerî şûrada, generalliğe terfi eden ve Jandarma'da general olarak kendisiyle 2 yıl çalışan ve bütün Türkiye'nin Susurluk'tan tanıdığı bir subayı, tanımadığını söylüyor. Üstelik de ondan "o adam" olarak bahsediyor. Şaşırmaz mısınız?

Karadayı'nın, 4. kasette özetle, 28 Şubat sürecini yönettiği, Demirel'e, Erbakan'ın gitmesi gerektiğini söylediği, Hoca'nın (Erbakan'ın) "ayrıl" deyince ayrıldığı ifadeleri var. Ayrıca, Mesut Yılmaz'la 28 Şubat'tan sonra Bodrum'da buluştuklarını, görüşmelerinde hanımların da olduğunu ifade ederek; "Mesut Bey'e dedim ki: Mesut Bey, size altın tepside bir iktidar teslim ediyoruz. Ondan sonra 7-8 tane şey saydım, hepsini sırıtarak dinledi. Mesut Yılmaz da kaypak..." diyor. Konuşmalarında, komuta kademesinin toplantısında Çiller için de "k...e" denildiğini söylüyor.

Karadayı, Taha Akyol'a dün gönderdiği mektubunda ise aynen şunları yazıyor: "Ben 'yazarları atacaksınız' diye hiç kimseye emir vermedim. Bu yaşa gelmiş, 50 yıl görev yapmış bir insanın söylediklerine herhalde inanırsınız.

"Sayın Necmettin Erbakan'a başbakanlık görevinden ayrılması için emir verdiğim kesinlikle doğru değildir. Hatta koalisyon hükümetinin kurulduğu sıralardaydı, ben Bükreş'teyken, gazeteciler bana Türkiye'deki siyasi faaliyetlere müdahale edip etmediğimize dair sualler sorduklarında, ben onlara hiçbir zaman askerin siyasilere baskı yapmasının mümkün olmadığını, isteyen partilerin kendi aralarında koalisyon kurabileceklerini söyledim."

Yine çok büyük bir hafıza kaybı dememiz gerekiyor. Türkiye'de, askerin siyasilere baskı yapması mümkün değilmiş... Acaba askerî darbeler neymiş? Menderes'i kim asmış? 28 Şubat neymiş? Son olarak 2007'de cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale için Genelkurmay sitesine e-muhtırayı kim koymuş?

Şimdi karşımızda böyle bir Karadayı var. Hâlbuki Taha Akyol, 28 Şubat döneminde, Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir'in, gazete sahipleri Aydın Doğan ve Dinç Bilgin'i, Genelkurmay'da öğle yemeğine davet ettiğini ve "komutan adına" diyerek, gazetelerin nasıl yayın yapacağı ve hangi yazarların işten atılacağı konusunda 'talimat' üslûbuyla bir konuşma yaptığını, dün yazdı.

Veli Küçük'ü tanıyamayan Karadayı, acaba kendi adına her şeyi dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir'in yaptığını mı söylüyor? Emrindeki bir komutanın, hem de Genelkurmay'da, gazete patronları ile görüştüğünden habersiz bir Genelkurmay Başkanı, her şeyden habersiz olmalıdır. Ama kasetteki üslup hiç öyle değil... Biz şimdi köşeye sıkıştığı için, yaptıklarını ve beraber çalıştığı insanları unutan, bir eski Genelkurmay Başkanı'yla mı karşı karşıyayız?

Gerçeği öğrenebilmek için konuşması gerekenler var: Necmettin Erbakan, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz. Eğer 28 Şubat şartlarında çekindiniz, korktunuz ise bugün konuşmalısınız. Bu ülkenin yarınları için, gelecek kuşaklar için, demokrasi için, hukukun üstünlüğünün yolunun açılması için bildiklerinizi, yaşadıklarınızı anlatmalısınız.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.