28 Temmuz 2017 Cuma4 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:01Güneş 05:49Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:33Yatsı 22:12
    • 26°C Adana
    • 23°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 20°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 108.392 1.11
  • Altın: 143,183 -0.13
  • Dolar: 3,5328 -0.58
  • Euro: 4,1224 -0.21

Başörtüsü, karşı devrim ve yeniden Tandoğan!..

İbrahim Karagül

Başörtüsünün yasak olmaktan çıkarılmasının; mağdurlarına yapılan haksızlıkların önüne geçilmesinden, özgürlük alanının genişletilmesinden, özgürlüklerden toplumun belli kesimleri aleyhine feragat edilmesi yanlışının düzeltilmesinden başka çok önemli bir sonucu var: Bir çatışma dilinin etkisinin kırılması, bunu besleyen bir gerekçenin ortadan kaldırılmasıdır…

Başörtüsüne yönelik geleneksel savunma ve eleştiriler dini yükümlülük, temel özgürlük, laiklik ve çağdaşlaşma gibi kavramlar çerçevesinde yapıldı. Ancak Türkiye'nin en büyük sorunu rejimin güvenliği, laiklik, başörtüsü veya benzer çatışma araçları değildi. Temel sorun; her çevrenin belli gerekçelerle bu çatışma dilini diri tutması, Türkiye'nin kronik sorunu haline getirmesi, buradan etkin ve çok sorunlu bir siyasal dil üretilmesi oldu.

Devlet, rejim ve laiklik, siyasi ve ekonomik iktidarı elde tutmanın tek yolu olarak görüldü. Korkular beslendi, başörtüsü üzerinden rejim kaygıları harekete geçirilip askeri müdahale çağrıları yapılabildi. Laiklik üzerinden sokakların bölünmesine zemin hazırlanabildi. Semboller ve sloganlar üzerinden Türkiye'nin bütün enerjisini yutan asıl sorun gözlerden uzak tutuldu. O da, iktidardı. Devlet iktidarının paylaşımı ya da paylaşılamaması, ekonomik ve siyasi iktidarın geleneksel iktidar çevrelerinin tekelinde tutulması kavgasıydı bütün mesele.

Siyasi krizlerin, ideolojik kavgaların, semboller çatışmasının, bunlar üzerinden üretilen çatışmacı dilin tek amacı merkezi iktidarın asla paylaşılmaması gerektiğidir. Cumhuriyet tarihi bu çatışmanın mağdurlarıyla doludur. Askeri müdahalelerin sebebi budur. Belli başlı siyasi hatta ekonomik krizlerin sebebi budur. Toplumun bir kesiminin, gerekirse dışarıdan destekle, sindirilmesinin sebebi budur. Bu laiklik-dindarlık meselesi değildir, özürlük meselesi değildir, sadece ve sadece iktidar meselesidir. Bu güç üzerindeki hırçınlıktır.

Şimdi, ilk kez, bir sorunun, bir ayrımcılığın ve dışlamanın ortadan kaldırılması için kararlı bir süreç uygulanıyor. Temel hak ve özgürlükler çerçevesinde bir mağduriyetin giderilmesine çalışılıyor. Gerekli yasal düzenleme belli bir olgunluğa erişti. Ve bu kez bir sonuç alınacak.

Alışkın olduğumuz çatışma, restleşme, kamplaşma ve ayrışma senaryoları için yeniden girişimler başlatılıyor. Tehdit balonları hazırlanarak, paranoyalar tazelenerek yeniden gerilim stratejisinden medet umuluyor.

üniversitelerarası Kurul Cuma günü OTDü'de olağanüstü toplanacakmış. Laiklik maddesinin içinin boşaltılma çalışmasından başka bir şey değilmiş. Bu bir karşı devrim çabasıymış. Bir kırılma noktası olacakmış. Anayasa Mahkemesi müdahil olmalıymış Anayasa mahkemesi müdahil olmazsa sonuçlarına katlanmak zorunda kalacakmışız. Neymiş bu sonuçlar? Tehdit ve çatışma. Gerilim. Endişe ve ayrışma. Peki bu neyin kavgası?

Bazı sivil toplum örgütleri, (ne kadar sivillerse) büyük kentlerde başörtüsü karşıtı eylemler düzenlemek için düğmeye basmış. Cumhuriyet mitingleri düzenleyen ADD ve çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi kuruluşlar bu kez de başörtüsü karşıtı eylem yapma kararı almış. Cumhuriyet mitinglerine de örgütleriyle tam katılım sağlayan CHP, bu eylemlerde de yer alacakmış.

Daha şimdiden “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganları atılmaya başlandı. önümüzdeki günlerde, tıpkı Cumhuriyet mitinglerinde olduğu gibi sokaklar harekete geçirecek, belki yeniden askeri müdahale çağrıları yapılacak.

Hatırlayalım 22 Temmuz öncesi Türkiye sahnelerini. Tandoğan'da, çağlayan'da, İzmir'de sokaklara dökülen yüz binlerce insanın, laikliği koruma, ülke bütünlüğünü koruma, rejimi koruma adına nüfusun ezici çoğunluğunu tehdit ilan etmesi, “birlikte yaşamaya hayır” şovunu, bu şovu hazırlayanların Hudson toplantılarında nasıl iç savaş senaryoları tartıştığını…

Hatırlayalım, vatan için sokaklara dökülenlerin hangi güç/iktidar kavgasına alet olduğunu, ülke bütünlüğü derken hangi çokuluslu senaryoların içinde bilmeden yer saldığını, nasıl bir iç çatışma tezine kurban edildiklerini, sokakları bölmek isteyenlerin tezlerini dillendirdiklerini…

“Yeniden Tandoğan” diyenler, yeniden “ülke elden gidiyor diyenler” hangi bitmemiş senaryolar için sokaklara dökülecek? Kimi kime, ne amaçla, hangi suçtan dolayı şikayet edecekler? Bu insanlar, şikayet edecekleri insanlar nereden geldi? “Kahrolsun başörtüsü” sloganları mı atacaklar? “Asker müdahale etsin” çağrıları mı yapacaklar?




UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.