20 Temmuz 2017 Perşembe26 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:50Güneş 05:42Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:40Yatsı 22:23
    • 28°C Adana
    • 35°C Adıyaman
    • 25°C Afyon
    • 26°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 26°C Balıkesir
  • BIST: 106.736 -0.63
  • Altın: 141,158 0.45
  • Dolar: 3,5210 -0.02
  • Euro: 4,0955 0.94

Vicdani müstehcenlik

Akif Emre

En son söylenmesi gerekeni en başta söyleyelim. "çene altı " tanımı üzerinden yapılan başörtüsü tartışmalarını tek kelimeyle müstehcen buluyorum… Müstehcen kelimesinin içerdiği her anlamda akıl ve edep sınırlarını zorlayan bir tartışma yapılıyor.

Dünkü gazete manşetlerine bakanların, bu ülkede sesi çok çıkanların asgari edep duygusundan, insaf, akıl ve muvazeneden mahrum olduğunu düşünmemesi işten bile değil. Korkuların akl-ı selime, vicdana galebe çaldığı bir körlüğün ülkeyi nasıl bir çılgınlığın içine atabileceğini, korkulara teslim olabileceğini görmek için dünkü gazete manşetlerini tarihi belge olarak saklamalı.

"Korku cumhuriyeti" demiş Radikal; devamında, "Kimi kara çarşaf gelecek diye, kimi gerdan görünecek diye korkuyor." Eleştirellik adına başka türlü sapla saman karıştırılamazdı. Zaten bütün mesele, gerdanın ya da saçın gösterilmemesini emreden dini inanç değil mi? Dini korkunun yok sayılması, inancın formatlanmaya kalkışılması değil midir bütün mesele. Dinin neyi nasıl yapılacağını va'z eden hükümleri olmasa bunca insan neden mağduriyeti göze alarak seçkinlerin din tarifine dirensin? Kendi ürettiği evhamlarının, mistikleştirdikleri ilkel pozitivist batıcılıklarının esiri olmuş bir kadronun özgürlük korkusu ile Allah korkusunu aynı kefeye koymak sadece akıl karışıklığı ile geçiştirilemez.

Günlerdir kışkırtıcı haberleriyle başörtüsü olayını ele alan Milliyet "çene altı tartışması" manşetini uygun görmüş. Ve tüm sayfayı dolduran resimlerle ne türden başörtüsünün çene altı kriterine uygunluğunu işlerken ortaya çıkan görüntü, özgürlüğün tartışıldığı bir ülkeyi değil sanki tüm ülkeye üniforma giydiren uygulamaları çağrıştırıyor. Sabah'ın "çene altı kriterleri" manşeti ve altındaki beş maddelik şartlar bu ülkede akl-ı selimin nereye göç ettiğinin işaret taşları gibi…

Cumhuriyet'in, Baykal'ın sözlerini öne çıkararak "Yabancı üniforma" manşeti tam da bu ülkeye giydirilmiş "deli gömleği"nin tarifini yapıyor. Batılılaşmayla gelen ideolojileri üstümüze giydirilmiş "deli gömlekleri"ne benzeten Cemil Meriç'i haklı çıkarırcasına aklı zorlayan bir travmaya işaret ediyor sanki. Maoist uygulamalardan farkı kalmayan "çene altı kriterleri" yaklaşımı vicdan ve aklın iflas ettiği son noktaya işaret ediyor sanki. Başörtüsü yasağını, yasakçılığı, baskıyı, mağduriyeti değil mağdur olanı tahkir eden müstehcen bir tarz hakim genel medyada, siyasilerin demeçlerinde.

Bütün bunların üstüne, başörtüsü etrafında koparılan fırtınaya bir de Atilla Yayla'ya verilen bir yıllık hapis cezasını eklemeniz gerekecek. Bunu da yeterli görmüyorsanız, bir üniversite profesörünün, bir devlet memuru tarafından 2 yıl boyunca eylemlerini, yazılarını, konuşmalarını denetlemeye mahkum edilişini ilave edebilirsiniz.

Medyaya yansıyan ibadet ve hak konusundaki 'vicdani müstehcenliğin dibe vurduğu, akl-ı selimin göçe zorlandığı' bir ortamda bu tartışmaların odağındaki hükümet, destek veren muhalefet partisi nerede durduğunu bilmem ayrıca söylemeye gerek var mı? Yıllardır "toplumsal" daha doğrusu "kurumsal mutabakat" adına kendine oy veren kitleleri bekleten iktidar neyi çözmüş oldu? Toplumsal mutabakat arkasında olmasına rağmen "kurumsal mutabakat" adına ortaya çıkan manzara başörtüsü yasağını çözmekten ziyade "çene altı kriteri" getirerek başörtüsünü çözmeye kapı aralayacak bir adım atılmış oldu. Burada MHP devreye girerek hem çözüme katkıda bulunmuş görünerek imaj tazeledi, hem de yasağı çözme yönündeki muhtemel girişimleri sınırlandırmış oldu.

Yeni düzenleme açıkca şunu getiriyor: Sınırlı alanda başörtüsü yasağı kaldırılırken geniş alandaki yasak uygulaması yasal hale getiriliyor.

Yasağın kaldırılması yönünde mücadele veren kalemler yasakçı tarafın tutum ve tavırlarında hükümeti hedef göstermelerini gerekçe göstererek eleştirel en küçük imada bile bulunmamaları "korku cumhuriyeti"nin başka yüzünü gösterir. Oysa hükümeti eleştirenler, gerçekte başörtüsü yasağını savunuyor, başörtüsü emrine karşı cephe açıyorlar.

Başörtüsünü ibadet ve hak olmaktan çıkarıp farklı argümanlara sığınılarak savunulmasının gelip dayandığı çizgi budur. Hükümeti yıpratmama kaygısı bir muhafazakarlık örneği olarak başörtüsü yasağına karşı çıkmanın önüne geçebilmektedir.

Hatırlatmakta yarar var; muhafazakarlığın batıda başka bir tanımı da "teolojisi olmayan dindarlık"tır.



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.