29 Mayıs 2017 Pazartesi4 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:34Güneş 05:29Öğle 13:09İkindi 17:05Akşam 20:35Yatsı 22:21
    • 28°C Adana
    • 31°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 23°C Ağrı
    • 23°C Amasya
    • 21°C Ankara
    • 22°C Antalya
    • 25°C Artvin
    • 18°C Aydın
    • 21°C Balıkesir
  • BIST: 97.898 0.37
  • Altın: 145,728 -0.04
  • Dolar: 3,5767 -0.09
  • Euro: 4,0006 -0.03

İslam Laiklik ve İdareciler

Cemal Nar

Allah'a en sevgili amel, kişiyi Allah'a en sevdiren ve manen O’na en yakın kılan, dost kılan, velî kılan amel, Allah Teâlâ’nın farz kıldığı amellerdir. Çünkü onu Allah farz kılmıştır ve kul Allah'a inanarak, severek, ihlasla ve içtenlikle itaat etmektedir.

Bir de nafile ibadet ve ameller var kişiyi Yüce Allah'a yaklaştıran. Bunlar bir derya gibidir, ucu bucağı yoktur. İnanarak, severek, ihlasla ve içtenlikle ne kadar çok yapılırsa kişiyi, manen Allah Teâlâ’ya yakın kılar, manevi yakınlığa kavuştururlar.

Allah Teala bir kudsi hadiste şöyle buyurmuştur:

"Kulum, farz ettiğim şeylerden daha sevgili hiçbir şey ile bana manen yakalaşamaz. Bir de kulum nafileler ile bana peyderpey yaklaşa yaklaşa nihayet öyle bir hale gelir ki, ben onu severim. Onu sevdiğim vakit de onun işitmesine vasıta olan kulağı, görmesine vasıta olan gözü, tutup yakalamasına vasıta olan eli, yürümesine yarayan ayağı, (anlamasına aracı olan kalbi, söylemesine vasıta olan dili) olurum. Böyle biri benden bir şey isterse muhakkak veririm. Bana sığınırsa, onu korurum." (Buhari, Rikak 38)

İşte meseleye bir başka açıdan yaklaştığımız zaman, Allah'a en yakın olma imkanına en fazla sahip olan insan, şüphesiz ki İslam devlet başkanı, yani halifedir. Sonra, derece derece diğer idareciler gelir. Çünkü o ve ondan başlayarak mertebelerine göre halka yaklaşan diğer idareciler, bir yandan kişisel farzlarını yerine getirerek Allah tarafından dostluğa kabule kazanılırken, diğer taraftan, yönetim farzını da yerine getiriyorlar.

Konuyu biraz daha açalım.

Toplumsal hayatta öyle farz-ı ayn veya kifayeler vardır ki, başta adil idareciler olmadan onları yerine getirebilmek mümkün değildir. Bir toplumda barış, huzur, istikrar, adalet, eşitlik, hukukun üstünlüğü, ilim ve denge olmadan, insanlar ne ibadet yapabilir, ne de iş kurup kalkınabilir. İslam devlet başkanları bütün bu güzelliklerin vesilesidir.

Böylece onlar öyle bir makamda bulunuyorlar ki, ülke içinde yaşayan insanların farz olsun nafile olsun bir çok görevlerini yerine getirebilmeleri onların varlığına ve adil yönetimine bağlıdır.

Dolayısıyla onların yerine getirilmesinin sevabından da idarecilere bir hisse gidecektir. Çünkü dinimizde "sebep olan yapan gibidir" diye bir kural vardır. (Tirmizi, İlim, 14)

Öyleyse İmamın - halifenin adil yönetimi altında, huzurla görevini yapan insanların her yaptığı farz ve nafile ibadet ve Salih amellerden, o imkanı hazırlama ve sebep olma, hatta eğitim, öğretimle belletme, yönlendirme, fırsat ve imkan hazırlama gibi bir çok sebeplerle, devlet başkanına ve sair idarecilere, dolaylı olarak sevaplar gitmektedir.

Dolayısıyla adil imamlar, yani halifeler görevlerinin başında bulundukları zaman, ülke içinde yapılan bütün farz, vacip, nafile ibadet, taat ve salih amellerden hisse sahibi olacaklardır. Bu ne büyük bir sevap kaynağıdır Allah aşkına.!

İşte buna şahit olarak iki hadis-i Şerif:

"Adil hükümdarın bir günü altmış yıllık (nafile) ibadetten daha üstündür. Yeryüzünde hakka dayalı bir haddin (şer’î cezanın) uygulanması, kırk sabah yağmurdan daha faydalı ve verimlidir." (Münziri, et-Terğib vet-Terhib:3/450. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkam Hadisleri, 6/659(1038))

"Rasulullah'ın (a.s) Ebu Hüreyre'ye (r.a) şöyle buyurduğu belirtilmiştir:

"Ya Ebu Hüreyre! Bir saatlik adalet, gündüzü namaz, gecesi oruçla geçirilen altmış yıllık (nafile) ibadetten daha üstündür. Ya Ebu Hureyre! Bir hükümde bir saatlik zulüm, Allah katında altmış yıllık günahtan daha büyük ve daha ağırdır."22 (Münziri, et-Terğib: 3/450.C.Yıldırım.a.y. (1039))

Herhalde bunu düşündüğündendir ki İbrahim Ethem'in ömrünün sonunda şöyle dediği söylenilir: "O zaman bu aklım olsaydı, idareciliği bırakmazdım."

Yani “en büyük sevap ve velayeti, orada arardım” demek istiyordu herhalde. İyi güzel de, bu günkü aklı o zaman bulmak da mesele. O yaptığı mücahedeler olmasaydı bugünkü aklı belki de asla bulamayacaktı. “Olanda hayır vardır” demişler…

Bütün bunlar İslam devletinde yönetici olanlar içindir. Acaba laik devlette yönetici olanlara da bu sevaplar var mıdır?

Ameller “niyetlere göre” olduğu kadar, aynı zamanda “İslamî ölçülere uygunluğuna göredir” de. Laik devlet dini dışlamışsa, dinin de kendisini dışlamasına bir diyeceği olmaz herhalde.

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.