19 Ocak 2017 Perşembe20 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:48Güneş 08:18Öğle 13:22İkindi 15:49Akşam 18:12Yatsı 19:37
    • 4°C Adana
    • 0°C Adıyaman
    • -2°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 3°C Amasya
    • -1°C Ankara
    • 6°C Antalya
    • -1°C Artvin
    • 7°C Aydın
    • 6°C Balıkesir
  • BIST: 82.779 0.51
  • Altın: 146,779 -0.07
  • Dolar: 3,7701 -0.17
  • Euro: 4,0274 -0.27

Allah konuşturmuş!

Cemal Nar

“Mustafa Balbay Ergenekon operasyonları kapsamında ilk kez gözaltına alındığında bilgisayarlarına da el konulmuştu. Uzun süren bir sorgulama sonrasında Balbay tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış, bilgisayarları ise diğer yüzlerce bilgisayarın arasına kaldırılmıştı.

Aslında ne olduysa bundan sonraki süreçte oldu. Mustafa Balbay gözaltı sonrasında yaptığı bir konuşmada tecrübeli bir 'abi'sine laf arasında günlüklerden bahsetti. "Neyse ki bizim günlükleri bulamadılar, bulsalar yanmıştık" dedi ve der demez de sözleri dinlemeye takıldı.

Günlüklerinin varlığını bilmeden haber veren Mustafa Balbay'dı anlayacağınız. Ardından bir kez daha Mustafa Balbay gözaltına alındı ve bilgisayarları 'daha detaylı' incelenmeye başlandı.

Mustafa Balbay'ı bile şaşırtan 'silinmiş' günlükler işte böyle, yani bir anlamda Mustafa Balbay'ın kendi sözleri ile 'deşifre' edildi.”(*)

Allah konuşturmuş!

O da ne yapsın, “acemi çaylak” gibi konuşmuş. Gurur ve kibiri ayağına dolaştı herhalde. Yoksa bu kadar tecrübeli bir gazeteci, bu kadar etkili bürokratlarla oturup “darbe” konuşan adam, bu kadar açık verir mi?

Bize konuşma kabiliyeti veren ve dilediğini konuşturan Allah Teâlâ’ya hamdolsun.

Dil terbiyesi çok önemlidir. Bir insanın saadeti veya felaketi diline hakim olmasıyla çok yakından ilgilidir. Eskiler boşuna mı demişler, “eline, diline, beline sahip ol” diye?!

Dilin cirmi küçük ama cürmü çok büyüktür. Bir kelime söyler Müslüman olur, bir kelime söyler kafir olur. Bu kadar önemlidir dil…

O yüzden dinimiz dilimize hakim olmayı öğütler bize. Dili bilinçli kullanmayı yerine göre emreder, yerine göre de tavsiye. İşin aslı Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)in “susan kurtulur” hadisinde gizlidir. Yine O’nun deyimiyle “insanları baş aşağı cehenneme atan, dilinin ekip biçtiklerinden başkası değildir.”

Dili doğru kullanmak bakınız ne büyük ibadetlerdendir. İnsanlarla hayır konuşma, dini anlatma, öğüt verme, ilim öğretme, selam verme, tatlı dil, Kur’an- Kerim okuma, Allah’ı zikretme ve daha neler nelerle insan şeref ve itibar kazanır, tıpkı sevap kazandığı gibi.

Ama dili yanlış kullanma ile de gerçekten dünya ve ahirette azaba duçar olur. Mesela insanı küfre düşüren konuşmalar, küfür ve hakaretler, dedikodu, nemime, alay etme, kötü lakap takmalar, yalan, dolan, iftiralar ve daha neler neler, konuşanın başına ne çoraplar örerler.

Allah Teâlâ’nın bütün yapıp ettiklerimizi kayda geçirttiğini biliyoruz. Sağ ve sol omuzlarımızda “kiramen katibin” dediğimiz melekleri vardır ve ne ettiysek hepsini yazarlar. Ahirette “oku kitabını” denecektir. İnsan bakacak ki irili ufaklı her şey yazılmış.

İnkar da boşuna, ama insan yine de inkara kalkışırsa ne olur?

İşte Yasin Suresi 65. ayet: “Bugün, Biz ağızlarına mühür vururuz ve neler kazandıklarını elleri bize söyler ve ayakları şahitlik eder.”

İşte o kadar!

Müslim'in Sahih'inde yer alan Enes b. Malik'ten gelen şu rivayete bakınız: Enes b. Malik anlatıyor:

“Rasûlullah (sav)'ın huzurunda idik, bir ara güldü. Sonra: "Niye güldüğümü biliyor musunuz?" diye sordu. Biz: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir,” dedik. Şöyle buyurdu:

"Ahirette bir kulun Rabbine hitabından dolayı güldüm. O: Ey Rabbim! Sen beni zulümden alıkoymadın mı? der. Yüce Rab: Evet, der. Bu sefer kul şöyle der: Ben kendime karşı ancak kendimden olan şahidi kabul ederim. (Bu melekler bana iftira ediyor. Aslı olmayan şeyleri yazmışlar.)

Bunun üzerine yüce Allah: “Bugün sana karşı şahid olarak kendin yetersin. Şahidler olarak da kiramen katibin yeter.” der.

Peygamberimiz devamla buyurdu ki: “Allah ağzına mühür vurur ve bu sefer azalarına “konuşun” denilir. Azaları yaptıkları işleri söyler. Sonra onu konuşmak üzere serbest bırakır.

Olanlara hayretle bakan kul, sonunda öfkeyle kendi azalarına şöyle bağırır: “Defolun gidin, benden uzak olun. Ben sizin için yalan söylüyor ve mücadele edip duruyordum. Siz kendiniz doğru söyleyerek ateşi istiyorsunuz. Gidin de yanın."(Müslim, IV, 2280.)

Öyle ya, adam cehennemde yanmasınlar diye Ulu Allah’ın önünde onlar için yalan söylüyor, onlar ise yanmak için doğruyu söylüyorlar. Adam kızmasında haklı değil mi?

Ya şu Balbay’a ne demeli? Adam mahkemede kurtulmak için yalan söylüyor, sonra dışarı çıkıyor ve “abisine” telefonda itiraf ediyor. Olacak iş mi yani?

Ama elden ne gelir? Allah konuşturursa, onlar da ister istemez konuşacaklardır tabii.

“Cahil Nefs”in bilmediği budur işte. Eskiler “nefs-i emare”ye “echel-i eşya” derlerdi. Yani “en cahil şey”. Sebebi basit; kendisini cehennemde yakacak olan işlere o kadar düşkün ki, sanki başkası yanacak gibi hiç aldırmaz, yapar.

Allah hepimizi de ıslah eylesin!

(*)http://www.ihlassondakika.com/detail.asp?id=147879


Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.