18 Aralık 2017 Pazartesi30 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:44Güneş 08:17Öğle 13:08İkindi 15:24Akşam 17:45Yatsı 19:12
    • 12°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 7°C Ankara
    • 18°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 110.248 0.84
  • Altın: 155,602 -0.19
  • Dolar: 3,8262 -0.97
  • Euro: 4,5259 -0.53

Bir millet uyanıyor

İbrahim Tenekeci

üniversitelerde başörtüsünün serbest olmasını isteyenler de, yasağın devamını savunanlar da, Mustafa Kemal’in muhtelif sözlerine sarılıyor. Bir anlamda, onu yardıma çağırıyorlar.

Mustafa Kemal’in hayatı dönemlere ayrıldığı için, her isteyen o hayattan kendine, yani dünya görüşüne uygun bir şey bulabilir.

Bize göre, Mustafa Kemal yaşasaydı, Milli Görüşçü olurdu. Kimine göre de, yaşasaydı, Milli Görüşçülere kesinlikle göz açtırmazdı.

Sözgelimi, ‘biz böyle iyiyiz’ diyorsanız, “yurtta sulh, cihanda sulh” sözü sizin için biçilmiş kaftandır. Yeniden Büyük Türkiye idealini savunuyorsanız, Mustafa Kemal’in şu sözleri işinize yarayabilir: “ömrüm yeterse, Selanik’i geri alacağım.”

Şunu da bir kenara yazalım: Yunanlılar Selanik’e girdikten sonra, ilk yaptıkları iş, bütün camilerin minarelerini yıkmak olmuştur.

Mustafa Kemal’in bu sözünü ve Yunanlıların bu icraatını yan yana koyup toplarsak, elimiz daha kuvvetlenir.

Bu durum hayatın her alanında böyledir. Herkes kendi penceresinden bakar.

Geçtiğimiz ay Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlükleri yayınlandı. Günlükleri okuduğumuzda görüyoruz ki, Tanpınar’ın iki dünyası varmış. Mesela Radikal gazetesi, kendisini ilgilendiren dünyayı öne çıkardı, onu haber yaptı. Tanpınar’ın kokain kullanması, halkıyla ilgili iyi şeyler düşünmemesi, ihtilali desteklemesi vs.

Biz ise diğerini... Yani, Tanpınar’ın günlüğünde geçen şu satırları: “Din meselesini ihmal etmeyecektik. Biz halkımızı kendi elimizle cahil kuvvete teslim ettik. Dini bir cenaze gömme meselesi yaptık. Türkiye Müslüman’dır; bu hakikati unuttuk. Laikliğimizi ilan ettik, fakat laik olamadık. Gizli ate’lik yaptık ve en sersem, yani her şeyi tesadüfe bırakarak... Bu suretle münevver köksüz kaldı. Her şeyi, yerine yenisini koymadan zedeledik. Allah Türkiye’yi korusun. Ben Orhan Gazi’nin mübarek eliyle kurduğu bu terkibin devam etmesini, yıkılmamasını istiyorum. Tarihi Türkiye’nin peşindeyim.”


Bütün bunlara eyvallah...

Fakat burada önemli olan; şu ya da bu rektörün, şu ya da bu adresin değil, milletin ne söylediği, nereye gittiğidir. Daha önceki birçok yazımızda, onca olumsuzluğa ve baskıya rağmen, milletimizin büyük bir uyanış, büyük bir öze dönüş içinde olduğunun altını çizmiştik.

İsteyen istediği kadar Batı desin. İsteyen istediği kadar İslam düşmanlığı yapsın.

Yapılan camilerin, kurulan mahallelerin ismine bir bakın. Mesela ben Kazım Karabekir mahallesinde oturuyorum. Biraz ilerimizde Mevlana ve Yunus Emre mahalleleri var. Aynı bölgede, bir de Mehmet Akif mahallesi kurulmuş.

Birileri Fatih’in emaneti olan Ayasofya’yı müzeye çevirmiş olabilir. Ama bakın, neredeyse her ilçede bir ya da iki tane Fatih Camii var. üstelik bu camiler, Ayasofya’nın müze haline getirilmesinden sonra inşa edildi.

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi, tarihimizdeki birinci olaydır. Malazgirt zaferi ve İstanbul’un fethi de ikinci ve üçüncü önemli olaydır.

Mesela, İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü, adeta birilerinden özür dilenircesine geçiştirilmişti. 1953 yılında, birkaç akademisyenin dışında, konuyla ilgili kayda değer bir şey yapan olmamıştı.

Bir de, özellikle 1990’dan sonraki kutlamalara bakın. Fetih coşkusu her yıl katlanarak artıyor. İstanbul’un fethiyle ilgili yayınlar da öyle... Eminim ki, İstanbul’un fethinin 600. yıldönümünde yer yerinden oynayacak.

1971 yılında Malazgirt zaferinin 900. yıldönümü “kutlandı.” Bu tarihi olay da öylesine geçiştirildi. Birkaç yayın, bir hatıra para, iki tane hatıra madalyonun dışında, ciddi bir şey yapılmadı.

ömrü olanlar görecek, 2071 çok daha farklı, çok daha büyük, çok daha anlamlı olacak...

Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün... Mesela Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, yoksulluk içinde vefat etmişti. Sistem onu dışlamış, ona sahip çıkmamış, hatta ailesini bile cezalandırmıştı.

İşte “milletin söylediği” budur!

Bugün, Akif’in doğumu sevinçle kutlanıyor, vefatı üzüntüyle anılıyor.

İstiklal Marşı’nın sadece kabul ediliş tarihinde değil, yazılış tarihi bile etkinliklerle kutlanıyor. Yine, Safahat, Kuran’ı Kerim’den sonra evlerimize konuk ettiğimiz ikinci kitap...

Ayrıca yeni kurulan birçok mahallemiz, sokağımız, parkımız, caddemiz, Mehmet Akif adını taşıyor. Akif’le ilgili her yıl, neredeyse bir raf dolusu kitap yazılıyor, yayınlanıyor.


İnançlı insanları ezmek, onların hakkını gasp etmek için çığırtkanlık yapanlar şunu iyi bilsin: çocukları olmasa bile, torunları, onlar gibi düşünmeyecek, onlar gibi yaşamayacak.
Bütün işaretler bu yönde: Namaz kılanların, oruç tutanların, inancı gereği örtüye bürünenlerin sayısı her geçen yıl düzenli bir şekilde artıyor. İnşallah artmaya da devam edecek.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.