20 Ocak 2017 Cuma22 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:47Güneş 08:17Öğle 13:22İkindi 15:50Akşam 18:14Yatsı 19:38
    • 14°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 2°C Artvin
    • 8°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 82.166 -0.16
  • Altın: 147,844 -0.28
  • Dolar: 3,8195 -0.27
  • Euro: 4,0719 0.02

Ölende hayır vardır

İbrahim Tenekeci

Öncelikle, cüzdanımızı değil de, insan tarafımızı kuvvetlendirmek zorundayız. İnsan tarafımızı kuvvetlendirmenin birinci yolu, insana yakışan işler/seçimler yapmaktır. Mesela okumak, edebiyatla ilgilenmek, suya ve yeşile bakmak...

Namık Kemal, "Edebiyat, ahlakın düzelmesine, faziletlerin insan ruhunda kökleşmesine yardım eder" diyor. Neredeyse her gün, bu sözün doğruluğuna şahit oluyorum.

İnsanların büyük çoğunluğu varsın şöhret, para ve iktidar peşinde koşsun. Varsın "Vitrinde değilsen, yoksun demektir" denilsin. Akıllı olmak ile zengin olmak, aynı kefeye konulsun.

Kimileri de, hem halkın vergileriyle oluşan imkânları kullansın, hem de halkı inkâr edip insanımızı hor ve hakir görsün. (Bakınız: Fazıl Say.)

Bunlar bizi ilgilendiren şeyler değil. "Şiirden zarar etmezsiniz, çünkü kâr etme durumu da yoktur" düsturunu benimseyenler olarak; yeni şeyler söylemekle beraber, şunu da söylüyoruz:

Bir: "Eski, hiç eskimeyendir." (Melih Cevdet Anday)

İki: "Eski usul iyidir. Usul ne kadar eski olursa, o kadar iyidir." (Prof. Dr. İsmail Kara)

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın İkinci Yeni şairleri için söylediği şu sözü de hatırlatmakta fayda var: "Her yenilik getiren şairde, eskiye bakan bir taraf mutlaka vardır."

Haydar Ergülen, "İnsan bir kere şair olunca, hep şair kalır" demişti. Bu sözü ne zaman hatırlasam, beraberinde Süleyman Çobanoğlu'nu da hatırlıyorum. Ne kadar güzel...

İşte... Kıymet verdiğim şairlerin, hikâyecilerin yüzlerine, hayatlarına özenle bakıyorum. Bizde, dertli olan, güzel olandır. Dertli bir türkü duyduğumuz zaman, "ne güzel türkü" deriz.

Hakan Arslanbenzer, "Şairler, babalarıyla konuşamayan insanlardır" demişti. Buna, müsaade ederse eğer, 'yetimleri' de eklemek istiyorum.

Şairin attığı adım, matematiksel olarak bütün ihtimallerin tükendiği yerden başlar.

Belki de bu yüzden "İlham, sanatkârlar için güvenilir bir bilgi kaynağıdır." (Prof. Dr. İsmail Kara.)

Belki de bu yüzden, "Zekâ ve ahlak, bir bütündür." (Sayın İsmet Özel.)

"O kadar çok şey gördüm ki, artık hiçbir şey beni şaşırtmıyor" demiştim de, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu Hanım itiraz etmişti: "Şaşırmazsam, insan kalamam!" Ne kadar doğru...

Ara sıra haberlere bakıyor, gazetelere göz gezdiriyorum. İnsanlar, anlam üzerine anlamsız tartışmalarına hiç ara vermeden devam ediyor. "İdrak yolları problemi" neredeyse herkesi, her kesimi sarıyor. Artık, "olanda" değil de, "ölende hayır vardır" demeye başladım.

Geçen gün, saka kuşu hakkında ansiklopedik bilgiler topluyordum. Meğerse kafesteki kuşların birinci ölüm nedeni stresmiş. "Sonunda aradığımı buldum" dedim.

Modern hayat, hepimizi kafeslere hapsetti. Üstelik bu kafesleri, zahmete bile girmeden, bize kendi ellerimizle inşa ettirdi. Özellikle şehirliler arasında stresin ve strese bağlı ölümlerin (kalp krizi gibi) bu kadar çok olması, başka neyle izah edilebilir?

Modern hayat; tevazu gibi güzellikleri elimizden alıp yerine kibir gibi fenalıkları verdi. Bu gidişata direnenler, adeta, "yüzme bilmeyen su" haline dönüştüler.

Nurettin Topçu üstadımız, yüksek tahsilini tamamlayıp Fransa'dan "yurda" dönünce, yakın arkadaşı, onu Abdülaziz Bekkine Hazretleri'yle tanıştırmak ister. Tabii önce, Bekkine Hazretleri'ne danışıp izin alması gerekmektedir. Şeyhinin yanına gidip ona Nurettin Topçu ve özelliklerinden bahseder. Abdülaziz Bekkine Hazretleri, sadece şunu söyler: "Evladım, bana kâfiri getir, fakat kibirli birini getirme!" (Kaynak: Nurettin Topçu'ya Armağan Kitabı, Dergâh Yayınları)

Sonuçta, Nurettin Topçu üstadımız, Abdülaziz Bekkine Hazretleri'nin iyi bir "talebesi" olur.

Bizler mi?

Bizler, o büyük kibrimizle, kâfirler aleyhine slogan atmaya devam ediyoruz!

"Öyle yapılmaz, ver şunu bana" diyenlerin sayısı inanılmaz bir şekilde artıyor.

Doğru. Gölgede olanın gölgesi olmaz. Ama o gölge ile bu gölge aynı şey değil. Bu sözü ya da kuralı yanlış yorumlayanlar, daha doğrusu nefsine göre yorumlayanlar, işi başka bir yere götürdüler.

Birkaç adım atanın kendini bir şey sanması bu yüzden...

Her alanda usta-çırak ilişkisinin çökmesi, devamlılığın ortadan kalkması, hatır kavramının yıkılması; bu yüzden...

Büyükler küçüklere, ustalar çıraklara emek veriyor. Son cümle maalesef hep aynı: "Vay benim emeklerim..."

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.