28 Temmuz 2017 Cuma5 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:01Güneş 05:49Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:33Yatsı 22:12
    • 31°C Adana
    • 35°C Adıyaman
    • 22°C Afyon
    • 32°C Ağrı
    • 27°C Amasya
    • 23°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 28°C Artvin
    • 30°C Aydın
    • 29°C Balıkesir
  • BIST: 107.700 -0.64
  • Altın: 144,091 0.65
  • Dolar: 3,5280 -0.14
  • Euro: 4,1445 0.54

Liderleri halk belirlemiyor mu?

Abdulkadir Özkan

Başmüzakereci Egemen Bağış bir gazeteye yaptığı açıklamada Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB)'ye girme konusunda kararlı olduğunu vurgulamış, Merkel ve Sarkozy'nin Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı tavırları hatırlatılınca, "Bazı siyasiler gelecek nesilleri değil gelecek seçimleri düşünüyor. Liderlere takılmayız. Onlar geçici. Önemli olan halk" cevabını veriyor. Başbakan Erdoğan da aynı gün katıldığı bir toplantıda, "AB en önemli hedeflerimizden. Üyelik için reformları tek tek hayata geçiriyoruz" diyerek hükümet olarak AB'ye verdikleri önemi vurguluyor.

Başbakan ve Başmüzakereci'nin bu tavırları ciddi bir niyetin ifadesi olabilir. Böyle olduğunu da kabul etmek durumundayız. Çünkü, Başbakan'ın yaptığı açıklamaya niyet okuyarak farklı anlamlar yüklemek elbette doğru olmaz. Başmüzakereci ve Başbakan'ın AB üyeliği konusundaki açıklamaları açık bir şekilde Türkiye'nin üyelik konusunda kararlı olduğunu göstermekle birlikte Türkiye-AB ilişkileri giderek yavaşlıyor ve özellikle AB tarafından yükselen bir isteksizlik dikkati çekiyor. Yapılan açıklamalarla Türkiye'nin üye olarak düşünülmediği sıkça tekrarlanıyor. Bu açıklamalar ister istemez halkımızda hayal kırıklığına yol açıyor ve karşılık olarak AB karşıtlığı ülkemizde giderek gelişiyor. Diyebiliriz ki AKP iktidarının ilk yıllarında AB lehine ülkemizde oluşan hava kalmamıştır. İnsanımız artık AB'ye güvenmiyor. AB üyeliğinin bir medeniyet tercihi anlamına geldiğini görüyor. Söz konusu açıklamalar AKP'nin de AB konusundaki heyecanını azaltmış durumda.

Kaldı ki Başmüzakereci Bağış'ın demokratikleşme konusunda son zamanlarda hükümetin hız kestiğinin hatırlatılması üzerine verdiği cevap dikkat çekicidir. Bağış şöyle diyor:

"Yavaşlayan bir irade varsa o da AB'nin iradesidir. Avrupalı'lar, Türkiye gibi nüfusu birçok AB üyesi ülkeden fazla olan, kültürü farklı olan bir ülkeyi içlerine alma konusunda ciddi bir ikilem yaşıyor. Bu farklı kültür, farklı dil ve din geleneği olan 70 milyonu nasıl hazmedeceğiz diye düşünüyorlar."

Bağış'ın iki cümlesi birbirini tekzip ediyor. Bir yandan "AB yolunu liderler tıkayamaz" diyerek topluma ümit veriyor, öbür yandan Türkiye'nin AB üyeliği konusunda tüm çabalara rağmen AB'den kaynaklanan bir duraklamanın varlığını kabul ediyor. Kısacası AKP iktidarı da aslında Türkiye'nin AB'ye alınacağı konusunda fazlaca iyimser değil. Ancak, başlattıkları değişimi -buna AB'ye benzeme de denebilir- sürdürebilmek için topluma bir gerekçe sunma ihtiyacı duyuyorlar ve bu gerekçeleri de AB'ye üye olabilmek için uyumun gerçekleştirilmesi mecburiyetidir.

İşte bu noktada itirazım var. İtirazım da; Türkiye demokratikleşmesini AB istiyor ya da AB'ye üye olunacağı için gerçekleştirmek durumunda olmamalıdır. İnsanımız bunu istediği ve hak ettiği için demokratikleşmenin önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekir. AB'ye üye olabilmek için AB ülkelerinin halklarını kazanma mücadelesi verene kadar kendi halkımızın hakkı olanı gerçekleştirme mücadelesi versek çok daha gerçekçi davranmış olmaz mıyız? İnsanımız niçin boş hayallerle avutuluyor?

Bağış'ın AB halklarını ikna etme projesi mümkün değildir.. Çünkü, her ülkede halkların temayüllerinin belirlenmesinde liderlerin önemli rolü vardır. Yani liderleri toplumlarından ayrı kabul etmek doğru değildir. Söz gelimi Merkel ve Sarkozy seçim kampanyalarını Türkiye'nin AB üyeliğine karşıtlık üzerine bina etmişler ve halkları da buna göre oy vermiş ve onları yönetimin başına getirmiştir. Bu bakımdan "Liderler geçicidir, halk kalıcıdır" cümlesi doğru olmakla birlikte hem kendilerini hem de halkımızı kandırmaya yönelik bir cümle gibi görünüyor.

Demokratikleşme ülkemizin ihtiyacı olduğu için yasal düzenlemeleri yapalım ama AB'ye gireceğiz diye toplumu anlamsız bir hayal ve yanlışın peşinde koşturmayalım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.