30 Mayıs 2017 Salı5 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:33Güneş 05:28Öğle 13:09İkindi 17:05Akşam 20:36Yatsı 22:22
    • 24°C Adana
    • 23°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 18°C Ağrı
    • 18°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 97.654 -0.07
  • Altın: 146,028 0.25
  • Dolar: 3,5823 0.12
  • Euro: 3,9890 -0.28

Dış politika ve ekonomide tercihler değişti mi?

Abdulkadir Özkan

Yeni Kabine'de Babacan'ın ekonominin, Davutoğlu'nun da Dışişlerinin başına getirilmesi medyada ciddi bir heyecana yol açtı. Ya da haber ve yazılarda böyle bir hava estiriliyor. Bu arada Çubukçu'nun Milli Eğitim Bakanlığı, Arınç'a TRT, RTÜK ve AA'nın bağlanması da medyada ikinci derece heyecanın sebebi oldu.. Gerçi Arınç'ın kabinede yer alması medyayı heyecanlandırmaya zaten yetmişti.

Kısacası özellikle Babacan ve Davutoğlu'nun Dışişleri ve Ekonomi'nin patronu yapılması ekonomik uygulamalar ve dış politikalarda ciddi değişikliğin olacağı şeklinde bir algılamaya vesile oldu. Gerçekten bakanların değişmesi politikaların da değişeceği anlamına gelir mi? Yani bakanlar kendi başlarına politikaları değiştirebilirler mi?

Bu soruya evet demek yanlış olur. Çünkü hükümet politikalarını başbakan belirler. Daha doğrusu belirleyici olan başbakandır. Bakanlar uygulayıcı konumundadırlar. Ancak, başbakan kabine değişikliği yaparken belirlediği yeni politikaların uygulanmasına uygun gördüğü isimleri bazı bakanlıkların başına getirmişse elbette o alanlarda ciddi politika değişiklikleri gündeme gelebilir.

Söz gelimi Dışişleri'nin başına getirilen Davutoğlu İslam ülkeleri ile yakın ilişkileri bilinen bir isim. Böyle olunca da bundan sonra Türkiye'nin yönünü AB'den İslam dünyasına çevireceğine dair yorumlar artmaktadır. Aslında ortada ciddi bir politika değişikliği olduğunu gösteren bir gelişme bulunmuyor. Medya sadece bakanlara bakarak muhtemel yeni politikalar üzerine yorum yapmaktadır.

Babacan'ın Dışişleri'nin başından ekonominin başına getirilmesi de bir anda ekonomik krizin çözümü için farklı politikaların gündeme gelebileceği yorumlarına yol açtı. Halbuki gerek ekonomide gerek dış politikada yön değişikliğini gösteren ne bir açıklama ne de bir uygulama söz konusudur. Yani Babacan ekonominin başına getirilmiştir ama IMF ile görüşmeler ve pazarlıklar konusunda geçmişten farklı ne bir uygulama ne de açıklama söz konusudur. Bir diğer ifade ile ekonomide çözüm yine IMF'de aranıyor. Bu arada Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı'na getirilmesi ile İslam dünyasına dönük birtakım gelişmelerden söz edilirken, Başbakan Erdoğan ve Baş müzakereci Bağış yaptıkları açıklamalarda AB'ye girmek için atılan adımların devam edeceği, üyelik hedefinin değişmediği ifade ediliyor. Yani Türkiye'nin dış politikada önceliği ABD ve AB olmaya devam ediyor.

Bakanların değişmesi elbette görüntüde bir değişikliğe sebep olmuştur. İslam dünyasını iyi bilen ve tanıyan, geçmişte yoğun ilişki içinde bulunmuş bir Davutoğlu'nun bu ülkelerle sıcak ilişkiler kurabileceğini söylemek mümkündür. Ancak, bu sıcak ilişkiler köklü bir dış politika değişikliği anlamına gelebilir mi? Bu soruya cevap verebilmek için gelişmeleri izlemek gerekiyor.

Türkiye'nin liderliğinde bir İslam ülkeleri işbirliğinden söz ediliyor. Ancak bunun Türk dış politikasının esasını oluşturduğunu söylemek mümkün değil. Elbette Türkiye'nin yeri Batı ülkeleri değil, İslam dünyasıdır. İslam dünyasının birlikteliği, gücünü birleştirebilmesi dünya üzerinde yeni bir dengenin oluşması demektir. Bunun da ötesinde İslam ülkelerinin sömürüden kurtulması, imkanlarını kendi halkları için seferber etmeleri anlamına gelir.

Bunu söyleyince birileri bir yerlerine iğne batırılmışçasına hemen, "Batı dünyası ile kavganın Türkiye'ye zararı olur" diye çığlığı basıyorlar. Halbuki İslam dünyası ile kucaklaşmak batı dünyasıyla kavga etmek anlamına gelmez. Önemli olan kültürel ve dini bakımdan ait olduğumuz yerde safımızı belirlemek, batı dünyası ile de kavga etmeden ilişkileri sürdürmektir. İslam dünyası ile kucaklaşmış bir Türkiye batı ile ilişkilerini eşit şartlarda yürütelebilir. Halbuki şimdi sürekli olarak ev ödevi verilen ve bu ödevini yapıp yapmadığı sık sık kontrole tabi olan bir ülke konumundayız.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.