19 Ocak 2017 Perşembe21 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:48Güneş 08:18Öğle 13:22İkindi 15:49Akşam 18:12Yatsı 19:37
    • 15°C Adana
    • 12°C Adıyaman
    • 4°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • -1°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 10°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 82.976 0.24
  • Altın: 146,876 -0.13
  • Dolar: 3,7951 0.66
  • Euro: 4,0443 0.42

Sivil talepler ne kadar sivil?

Akif Emre

Türkiye'de yıllardır her vesile gündeme getirilen ama bir türlü gereği yapılamayan bir konu başlığı olarak "sivil anayasa" talepleri bugünlerde yeniden tartışılmaya başlandı. Bunun ne kadar gerekli olup olmadığına geçmeden önce hemen hatırlatmakta yarar var. Türkiye'deki darbeleri her ne kadar fiilen gerçekleştiren askerler olsa da darbe daveti yapanların, hatta kışkırtanların önemli kısmının sivillerden meydana geldiğini unutmamak lazım.

Ayrıca, darbe anayasasını hazırlayanların anlı şanlı akademik unvanı olan, alanında isim yapmış bilim adamlarının eseri olduğunu unutmamak lazım.

Demem o ki, Türkiye'de sivil olmak tek başına darbeciliğe karşı olmak anlamına gelmiyor. Postmodern darbeye alkış tutanların sivil hem de sivil toplum kuruluşu olduklarını, büyük kısmının varlık sebebinin özgürlük olması gereken medyadaki silahşörlerden oluştuğunu, en son örnek olarak da darbe hazırlığı yapan üniformalıları" elinizi çabuk tutun" diye kışkırtanların büyük kısmının sivil görünümlü darbeci kafalar olduğunu tekrar hatırlatmalı…

Toplumun değerleriyle topluma nizam verecek metinler arasında en azından bir ahenk olmadığı sürece yapılacak değişiklikler statükoyu tahkim etmekten başka nasıl bir netice doğurabilir?

Söz gelimi Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı millet tanımı ve bu çerçevede toplumun değerlerine atfettiği alan konusunda daha ileri gidecek bir talepte bulunacak sivil girişim ortada görünmüyorsa yapılması muhtemel değişikliği kimin yaptığının fazlaca bir anlamı olabilir mi?

Millet oluşumunda dinin toplumsal bağ oluşturmaktan, ortak duyarlılıktan öteye bir değer atfetmeyen tanımlamanın üstüne yeni bir şey söyleyemeyecek bir değişim talebi karşısında gerçekten değişimi kimin yaptığının bir anlamı kalmıyor. Türkiye'de din-toplum, din-siyaset ilişkisinin bir çırpıda formüle edilecek, çözümlenecek bir mesele olmadığı ortada. Hele toplumun değerlerine folklorik bir anlam yükleyerek saygı duyulması gibi gayrı ciddi tutumlara sahip sivil inisiyatifler askerden farklı bir açılım getirebilir mi?

Bütün bu tartışmalarla yüzleşme cesareti göstermeden sivil anayasa taleplerinin varacağı nokta, asker postalına karşılık liberal postalla ezmeye kapı aralamak demektir. Genelkurmay Başkanı'nın Weberyen yaklaşımla çizmeye çalıştığı devlet–toplum ilişkisinin bilimsel olarak modası geçmiş olsa da bunun karşısına ilkesiz liberal söylemden başka bir tezle çıkılamaması herkesten önce bu ülkede İslami duyarlılık adına bazı talepleri olanlar adına düşündürücüdür.

Meselenin özü, bu topraklarda nasıl bir millet tanımıyla ve hangi değerleri referans alarak varlığımızı sürdüreceğimizdir. Askeri darbe ortamlarının ve onun sürdürücüsü sivil yapılanmaların baskısı karşısında asıl meseleyi unutarak sahnedeki aktörlerle hesaplaşmaya indirgenmiş bir değişim talebi, zamanla aslın yerini dekorun almasına dönüştü. Jakobenlikten bunalıp Fransız tipi modern toplum tasavvurunun despot uygulamalarına karşı çıkmak adına sığınılan limanın bu milletin yurdu olup olmadığı gözden kaçırıldı.

Toplum tasavvurunun sekülerleştiği, taleplerin buna göre şekillendiği bir süreç söz konusu. İslami hassasiyetler adına talepte bulunanların Fransız jakobenizminin laikçiliğine karşı hayatın tüm alanlarını kuşatan, birey ve toplumun tüm davranış kodlarını sekülerleştiren anglo-sakson modeli önerir hale gelmeleri; her değeri piyasa metaı olarak gören liberal vurdumduymazlık karşısında şaşkınlaşılması, bireysel ve toplumsal ilişkilerde hadislerden önce Kopenhag kriterlerini hatırlar duruma düşüş üzerinde düşünmek zorundayız.

AB kriterlerinin aile anlaşmazlıkları için bile belirleyici olarak Müslüman kimlikli sivil toplum kuruluşlarınca öne çıkarıldığını, Müslüman ahlakının ve ilişki biçimlerinin neyi gerektirdiğini değil AB standartlarına göre davranış kriterlerini yaygınlaştırmaya çalışan sözcülerin neyi değiştirmek istediğini, yerine neyi ikame etmek istediğini sorgulasak daha isabetli olacak.

İnsan hakları tanımından, özgürlük tanımına uzanan pek çok konuda referans olarak hangi kriterlerin değerler dünyamızı işgal ettiği üzerinde kafa yormanın zamanı geçmek üzere.

Sivil olmak tek başına erdem değil, içini nasıl doldurduğumuz önemli.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.