27 Mart 2017 Pazartesi27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:49Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:31Yatsı 20:52
    • 14°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 7°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 10°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,263 -0.10
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

AB alacak gibi, biz de girecek gibi yapıyoruz!..

Abdulkadir Özkan

Başbakan Erdoğan'ın Merkel ve Sarkozy'yi samimiyete davet etmesine katılıyor olmakla birlikte "Almak istemiyorsanız açıkça söyleyin" şeklindeki değerlendirmesini gerçeği görmesine rağmen anlamak istememesine bağlamak mümkün. Aslında Merkel ve Sarkozy Türkiye'nin AB'ye alınmasına başından beri karşılar ve bunu her fırsatta tekrarladılar. Onların Türkiye'ye biçtiği rol ne demekse İmtiyazlı Ortaklık. Yani Türkiye'yi ne tam olarak içimize almış olalım ne de dışlayalım diyorlar. İkisinin ortası bir formül. Hem Türkiye aralarına alınmayacak hem de kapının önünden uzaklaştırılmamış olacak. Kısacası Türkiye AB'ye alınmayacak ama alacakmış gibi davranmanın bir diğer söyleme şekli oluyor İmtiyazlı Ortaklık.

Erdoğan bir yandan "50 yıldır AB Türkiye'ye çalım atıyor" diyor öbür yandan da , "Avrupa'da 5 milyon Müslüman var, AB'ye zaten girmişiz" diyerek AB üyeliği ile bu ülkelerde yabancı olarak bulunmak arasındaki farkı görmek istemiyor.

Merkel ve Sarkozy kendilerinden kabul etmiyorlar, bunun için karşı çıkıyorlar. Gelin sizler şartlarımız dahilinde ülkelerimizde çalışın, bizim verdiğimiz görevleri yapın ama bizimle aynı haklara sahip olmayın diyorlar. Bunu da imtiyazlı ortaklık statüsü ile sağlayacaklarını düşünüyorlar. Kısacası Türklere gerektiğinde kullanılacak bir güç olarak bakıyorlar.

Bu gerçeği elbette bu ülkeyi yönetenler de biliyor. Hem de en azından 30 yıldır biliyorlar. Biliyorlar bilmesine de bilmezden geliyorlar. Yeri geldikçe AB'yi iç politikada malzeme olarak kullanıyorlar. Arada bir girdik giriyoruz diye milleti havalandırıyorlar. Bir süre sonra bakıyorsunuz ki değişen hiçbir şey olmamış.

Aslında Tansu Çiller'in AB'ye Türkiye'nin alınması için bir rüşvet olarak imzaladığı Gümrük Birliği'nin ardından Avrupa açısından Türkiye'nin AB'ye alınması defteri kapatılmıştı. AKP'nin iktidara gelişine kadarda o defter ciddi olarak hiç açılmadı. Bir zamanların AB karşıtı politikaların savunucuları bir anda AB yandaşı olup çıktılar.

Niçin böyle olduğuna dair elbette farklı tahminlerde bulunmak mümkün. Ancak, bu tahminlerin en uygun düşeni Türkiye'de siyasete sık sık siyaset dışı güçlerin müdahalesinden kurtulmak, bu alışkanlığın önünü kesmek için AB'ye sarılındığıdır. Meseleye bu açıdan bakıldığında AKP'nin AB sevdasını anlamak mümkündür. Ancak, bunca çabaya rağmen gelinen noktada Türkiye'nin AB'ye olan sevdasına karşılık AB'de Türkiye sevdası yoktur. Hatta karşıtlığı vardır. Korku vardır. Bunun sebebi ise hazımsızlıktır. Türkiye'yi aralarında eritememekten korkmaktadırlar. Bunun için de öncelikli olarak Türkiye'yi kendi kültür köklerinden kopartmak, kendilerine benzetmek isterlerse üyelik hususunu ondan sonra konuşmak istiyorlar. Bazıları bu husustaki düşüncelerini açıkça ifade ediyorlar. AB'nin bir Hıristiyan Birliği olduğuni, 70 milyonluk Müslüman bir ülkeyi aralarına almanın uyum sorununa yol açacağını, kısacası hazmının zor olacağını itiraf ediyorlar.

Tüm bunlara rağmen bu ülkeyi yönetenlerin hâlâ sabırla üyelik için çalışacaklarını, AB'ye uyum sağlamak için ellerinden geleni yapacaklarını tekrarlamalarının anlamı güçtür. Tamam, diyelim ki AB içinden gelen bunca istenmeyen çıkışa rağmen Türkiye AB'ye uyum için her şeyini değiştirdi ve sonunda da AB'ye üye yapılmadı ne olacak o zaman? Zaten onlara benzemeyen bir Türkiye'nin alınmayacağı kesin. Bazı ülkelerin sorumluları kendilerine benzememizi sağladıktan sonra aralarına alabileceklerini dediklerine bakarak bu hevese kapılınıyor olabilir. O zamanda biz, biz olmaktan çıkmış olacağız. O da ayrı bir konu. Bizi biz olarak kabul etmeyenlere ille de bizi alın demek sanki gizli bir niyetin dışa vurumu gibi geliyor insana. Siz bizi almayacaksınız, bizde girmeye pek hevesli değiliz ama karşılıklı olarak siz alacakmış gibi bizde girecekmiş gibi davranalım demenin farklı bir yolu olsa gerek bu ısrar.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.