24 Ekim 2017 Salı4 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:53Güneş 07:18Öğle 12:55İkindi 15:49Akşam 18:19Yatsı 19:39
    • 24°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 23°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 14°C Balıkesir
  • BIST: 107.580 0.26
  • Altın: 153,004 -0.14
  • Dolar: 3,7219 0.21
  • Euro: 4,3756 0.30

Paranın dini, imanı

Ahmet Taşgetiren

"Paranın dini imanı olmaz" sözünü Başbakan ilk defa söylemiyor, ben de bu konuyu ilk defa yazmıyorum.Bence paranın değil, ama paraya hükmeden kişinin dini ve imanı vardır.

Din - iman da bazen doğrudan din - iman olarak ete kemiğe bürünür, bazen siyaset olarak...

Adı kredi vermemek olur, kredi notunu düşürmek olur, ambargo olur, fasıl açmamak olur, limanları açın demek olur, falanca lobimizi başınıza bela ederiz, olur...

Olur da olur.

Paranın dini- imanı meselesini Başbakan kadar iyi bilen insan az bulunur. Kendi memleketinde bile, bazı para babalarının, onu nasıl bir ideolojik - siyasi mücadele aracı haline getirdiğini görmez olabilir mi?

"Hans yatırım yapacak da, onun işyerinde Hans veya İzak mı çalışacak, yoksa Ahmet Mehmet mi?"

Bu soruyu da sorup duruyor sayın Başbakan... Niyeti, "yeter ki yatırım yapılsın" gibi "iyi" nitelik taşıyor...

Belki küresel dünyada sermayenin serbest dolaşımı, ya da AB ile bütünleşmenin getireceği karşılıklı dolaşım imkanı da bunu kaçınılmaz kılıyor olabilir.

Ama bu iş de, o kadar tek boyutlu değil.

Ülkeniz öyle bir hale gelir ki, Hanslar, hep patron olur, Ahmetler de hep işçileşir...

Nasıl bir görüntüdür bu?

Bir ihale vereceğiniz zaman dünya ülkeleri neden yarışıyor? Ya da ihaleyi veren ülke, bunu nasıl ekonomik niteliğinin yanında aynı zamanda bir siyaset aracı olarak da kullanıyor?

Evet, mutlak yabancı sermaye karşıtlığı kabul edilemez.

Ama yabancı sermayenin mutlak renksizliği de doğru değil.

Yabancı sermayeyi yakın ve uzak planda kendi çıkarlarınıza uyumlu hale getirebiliyorsanız başarılısınız, demektir.

Bu tartışmada bir konu daha var.

Bu tartışmanın güncel boyutu, güney sınırındaki mayınları temizleme sorunu ile ilgili oldu.

Hükümetin bu işi İsrail'e, 44 yıl süreyle, temizlenen bölgede organik tarım yapma karşılığı vereceği haberi, AK Parti'nin içine kadar uzandı ve bir muhalefet cephesi oluştu.

1 Mart tezkeresinden bu yana AK Parti grubu, ilk defa, büyük bir parçası ile, muhalefetle aynı çizgide buluştu.

Anlaşılıyor ki, bu noktada hükümetin, bizzat Başbakan tarafından yapılan izahları yeterli olmuyor.

Başbakan da öfkeleniyor ve geçmişte gayrimüslim unsurlara gösterilen muameleyi "Faşizan tutum" olarak niteleyen o malum sözleri söylüyor. Paranın dini imanı ile ilgili olan sözler de, "Faşizan tutum"a olan tepkinin devamı.

Başbakan'ın "Faşizan tutum"la ilgili sözlerinin gidip "Türkiye'nin tarihe karşı özür borcu" meselesine eklemlenmesi beklenirdi, yapıldı. O işin bir boyutunda Ermenilerden özür var, bir boyutunda Rumlardan, Süryanilerden, bir boyutunda Kürtlerden... solculardan, dindarlardan vs. borç çok.

"Özür" yolu açılırsa, bunların hepsinin altından kalkabilir mi Başbakan Erdoğan, ya da Türkiye bilemem.

Ancak bu özür alanlarının her birinin diğerinden farklı olduğunu, farklı tarihi zeminlerde vuku bulduğunu ve her birinin bedelinin farklılık taşıdığını unutmamak gerekiyor.

1 Mart Tezkeresi konusunda tepkilerin sağ-sol fark etmeksizin buluşması ile, diyelim, güney sınırında bir alanı İsrail'e tahsis etme -hükümet gerçekten böyle bir şeyi düşündü mü düşünmedi mi o da tam belli değil- konusunda oluşan ittifak, bir "hassasiyet" buluşmasını yansıtıyor.

1 Mart'ta, (İsrail'i tüm vahşet uygulamalarında destekleyen) Amerika'nın İslam dünyasına bir çıkarmasına zemin hazırlamak söz konusu idi, güney sınırındaki mayın işinde ise, İsrail'in, Nil'den Fırat'a hesabı konusundaki hassasiyet tepki kaynağı oluyor.

"Kendimize güvenelim, edelim, memleket elden gitmez" gibi "paranoya" suçlamaları toplum hafızasındaki kaygıları izale etmiyor.

Tüm İslam coğrafyasında olduğu gibi Türkiye'de de "İsrail'in niyeti" halen net olarak okunmuş ve onaylanmış değil.

Bu noktada pek çok insan, "paranoya ise paranoya, korkulu düş görmektense uyanık durmak yeğdir" deme noktasında.

Bence Başbakan ve hükümet, hem toplum duyarlılığını dikkate almalı, hem de neyi nasıl yapmak istediğini kamuoyu ile çok net olarak paylaşmalı. Değilse, kuşkular imaj aşındırıyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.