22 Ocak 2017 Pazar23 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:46Güneş 08:16Öğle 13:23İkindi 15:52Akşam 18:16Yatsı 19:40
    • 4°C Adana
    • -2°C Adıyaman
    • -4°C Afyon
    • 5°C Ağrı
    • -6°C Amasya
    • -8°C Ankara
    • 5°C Antalya
    • -1°C Artvin
    • 3°C Aydın
    • 0°C Balıkesir
  • BIST: 83.067 0.93
  • Altın: 146,530 -1.16
  • Dolar: 3,7912 -1.01
  • Euro: 4,0490 -0.54

Diyanet ve resmî ideoloji

M. Şevket Eygi

2008 yılının Mayıs ayında Van'da toplanan 81 il müftüsüne Diyanet İşleri Başkanı bir konuşma yapmış ve şöyle söylemişti:

"Cumhuriyetimizin temel değerleri, Atatürk ilke ve inkılapları, lâiklik, bizim hep gözönüne aldığımız temel prensipler olmuştur."

Yukarıdaki görüşler Diyanet İşleri Başkanı'nın kendi şahsî görüşleridir.

Başkan'a soruyorum:

Ezan-ı Muhammedî'nin yasaklanması bir inkılaptı. Bunu kabul ediyor musunuz, doğru buluyor musunuz?

Türkiye'de lâiklik var mıdır? Bizdeki lâiklik midir, yoksa "Devlet dini" sistemi midir?

Dünya üzerinde belki de yüz çeşit cumhuriyet denenmiştir. Arnavutluk'taki Enver Hoca rejimi de bir cumhuriyetti. Siz, İsmet İnönü'nün Millî Şeflik cumhuriyeti ile İslâm dinini ve nizamını te'lif edebiliyor musunuz?

Bugün ülkemizde, Müslüman kadın ve kızlara dehşetli bir başörtüsü baskısı yapılmaktadır. Müslümanların temel hakları ve hürriyetleri çiğnenmektedir. Üniversitelerde eşitlik ilkesi ayaklar altına alınmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı niçin bu zulmü protesto etmiyor?

Bundan birkaç sene önce Mardin'de tarihî bir medresenin avlusundaki havuz üzerine uyduruk tahta bir köprü yapıldı ve çan ve ezan sesleri içinde bunun üzerinden çeşitli kiliselere mensup papazlar ve sarıklı cübbeli İstanbul müftüsü geçti. Sözde Diyalog ve Hoşgörü yapıldı. Gûya bu Köprü Sırat Köprüsüymüş, üç ibrahimî din mensupları da üzerinden geçip Cennet'e girmişler.

Böyle gülünç ve dine aykırı tiyatrolar Diyanet'e yakışıyor mu?

Sayın Başkan'ın ideolojik ve tartışmalı söylemlerden uzak durmasını temenni ederiz.

Diyanet yüzde yüz devlete bağlı, genel müdürlük seviyesinde resmî bir kuruluştur. En ufak bir özerkliği yoktur.

Derin devlete yaranayım derken Hakk'ın rızasına muhalif sözler de edilebilir.

Türkiye'de bütün uyanık ve şuurlu Müslümanlar Diyanet'in bağımsız veya özerk olmadığını biliyor.

Müslümanların büyük bir kısmı, artık Diyanet'e maalesef güvenmemektedir.

Diyanet resmî ideolojinin dışında ve üstünde tutulmalıdır. İslâm dini hiçir ideoloji ile, hiçbir .....izm ile bağdaşmaz.

Türkiye'deki bugünkü Kemalizmin Atatürk ile bir ilgisi yoktur.

Dünyanın en ciddî medya organı BBC Türkiye'de çok köklü bir din reformu hazırlıkları yapıldığını yazdı.

Bazı İslâmcı politikacılar, Ehl-i Sünnet İslâm anlayışını ve yorumunu kaldırıp, onun yerine Fazlurrahman'ın Tarihsellik mezhebini ve yorumunu koymak için harekete geçmişlerdir.

Bu iş için büyük paralar harcanmakta, Ekolcülere yüklü telif ücretleri ödenmekteymiş.

Derin devlet köklü reform ve yeni bir İslâm türetme çalışmalarını halktan gizlemektedir.

Ehl-i Sünnete mensup müftüler üzerinde ağır baskılar vardır.

Başkanlığı yıpratacak söylemlerden, reform hareketlerinden, mezhep değiştirme teşebbüslerinden uzak durulmasını bir Müslüman olarak hâlisâne temenni ederim.

On milyonlarca Ehl-i Sünnet Müslümanını, Sünnîlikten çıkartıp Fazlurrahmancı, Tarihselci yapmak kolay bir iş değildir.

Daha fazla yazmak istemiyorum.

ASHABI SEVMEK

RESÛL-İ KİBRİYA aleyhissalatü vesselam Efendimizi mü'min olarak gören ve mü'min olarak ölen herkes sahabedir. Onlar derece derecedir. Ashabın derecesi ve rütbe itibarıyla en geride olanına, daha sonraki Müslümanların en yüksekleri erişemez. Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete bağlı mü'minler Ashab-ı Kiram efendilerimizi (radiyallahu anhüm ecmaîn) severler, onlara saygı duyarlar.

Ashab-ı Kiram efendilerimiz din konusunda âdildir. Yani, Peygamber Efendimizden öğrendikleri dinî bilgileri insanlara doğru olarak bildirmişler, asla hıyanet etmemişlerdir.

Ashab, Peygamber Efendimiz gibi mâsum (ismet sıfatıyla sıfatlı, günahtan korunmuş) değildir. Hatâları olmuşsa biz bunlardan dolayı onları red ve terk etmeyiz, hâtıralarına saygısızlık yapmayız.

Ashab arasındaki birtakım anlaşmazlıklar hakkında kesin hüküm vermeyiz, bunları Mahkeme-i Kübra'ya bırakırız.

Peygamber'i görmüş olmak, İslâm'a ve Kitabullah'a hizmette bulunmuş olmak, cihad fi sebilillah yapmış olmak o kadar büyük bir mazhariyet ve fazilettir ki, birtakım ictihad hatâları bunların yanında küçük kalır diye düşünürüz.

Hz. Ebubekir Sıddık Efendimizi çok severiz.

Hz. Ömer el-Faruk Efendimizi çok severiz.

Hz. Osman Zinnureyn Efendimizi çok severiz.

Hz. Ali bin Ebi Talib Efendimizi çok severiz.

Aşere-i mübeşşereyi çok severiz.

Ashab-ı Bedr'i çok severiz.

Mü'minlerin anneleri olan Peygamber hanımlarına çok saygı besleriz.

Ehl-i Beyt'i ve onların gözbebeği olan Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendilerimizi, Kerbelâ şehidlerini çok severiz.

Üzücü ihtilâflardan dolayı bir tarafı tutup öbür tarafa sövüp saymayız ve böyle bir şeyi büyük bir beyinsizlik sayarız.

Mescid-i Nebevî'yi süpüren siyahî sahabe kadıncağıza bile rahmet okuruz, onu kendimizden çok yüksek görürüz.

Ashab-ı Kiram, Kur'ân'da övülmüştür. Peygamberimiz de onları övmüştür. Onların kimisi Allah yolunda çok eziyet ve işkencelere göğüs germiştir. Kimisi şehid, kimisi gazi olmuştur. Onlara dil uzatmak, onlara düşmanlık etmek, onları dışlamak aklı başında bir Müslümana yakışmaz. Onlar arasında meşreb farklılıkları vardı ama hepsi mü'mindi, hepsi sahabeydi. İhtilâflarla ilgili hüküm vermekten kaçınırız ve hükmü âlemlerin Rabbi Allahü Zülcelala bırakırız.

Onların en küçüğü bizim en büyüğümüzden çok yüksektir.

Peygamber nazarı ne büyük bir nimet ve mazhariyettir.

Efendimizin ve Ashab-ı Kiram'ın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun. min...

SULTANAHMED'TE ÖĞLE NAMAZI

ÖĞLE yemeğimi Bahçekapı'da, İstanbul'un 40 esnaf lokantası kitabında yer almış küçük lokantada yedim, çayımı Rüstem Paşa Camii civarında içtim, biraz alışveriş yaptım. Sirkeci'den tramvaya bindim, Sultanahmet durağında indim. Ezan okunuyordu.

Sultanahmet Camii... Firuzağa Camii... Ayasofya (Hünkar kasrında beş vakit namaz kılınıyor)... İshak Paşa Camii... Yerebatan Camii... Akbıyık Camii... Kapıağası Camii... Nakilbent Camii... Köprülü Camii... Gazi Atik Ali Paşa Camii... Daha da var. Hepsinde hoparlörler en sonuna kadar açılmış en yüksek sesle ezan okunuyor. Hep bir ağızdan okumuyorlar tabiî... Makamla okuyan var mı, anlaşılmıyor... Dehşetli bir ses yüksekliği, dehşetli bir karmaşa...

Ezan okumayı bile yoluna koyamıyoruz. Bir yerde çok cami varsa, hepsinin hoparlörünün sonuna kadar açılarak ezan okunması Ezan-ı Muhammedî'ye saygısızlık olmaz mı?

Bence bu işin kuralları şunlardır:

1. Sesi güzel olmayan, güzel ezan okuyamayan müezzinler hoparlör kullanmamalıdır. Sesi yok, okumasını da bilmiyor ve hoparlörü sonuna kadar açıyor. Bu bir rezalet değil midir?

2. Sesi güzel olan müezzinler hoparlörü sonuna kadar açmamalıdır. Çünkü, sonuna kadar açılan hoparlör ezanı bozar.

3. Ezan okumasını bilmeyen kişiler nağme yapmaya yeltenmemelidir. Hem kendileri gülünç duruma düşüyor, hem de ezana eza ediliyor.

Ezan okunuyor, öğleyi Sultanahmet'te kılayım dedim. Caminin etrafı, avlusu çeşit çeşit insanla doluydu. Yerliler, turistler, açık saçık kadınlar, çarşaflılar, sözde tesettürlüler, çocuklar...

Yan kapıdan girdim, girerken ayakkabımı poşete koymadım. Koy diye diretseler geri dönerim...

Mevcut cemaat Sultanahmet için az sayılırdı. Halktan kimseler... Kostümlü, kravatlı, şık İslâmcı yok. Sünnet kılındı, kamet getirildi. Bermutad (adet olduğu üzere) hoparlörler yine haddinden fazla açılmıştı. Kamet bitti, namaz başlamadı. On saniye kadar beklendi, öyle iftitah tekbiri alındı.

Cemaatin kılığına kıyafetine baktım. Bir derbederlik, babayanilik görülüyordu. Çok şükür bu sefer ibadet edilirken cep telefonları çalmadı.

Caminin geri tarafındaki boydan boya tahta parmaklık ne kadar çirkin. Seneler önce bunun yerine sanatlı bir parmaklık yapılsın diye konuşmuştuk...

Camide hattat Ali Toy beyin çividî mavi üzerine zerendut bir levhası var. Sultan Birinci Ahmed'in Peygamber Efendimizin kadem-i şerifiyle ilgili meşhur kıt'ası. Nefis bir sanat eseri, Müslüman cemaat bunu okuyamıyor. Millî yazımız onlar için Çince gibi bir şey.

İkinci güzel ve sanatlı bir levha da hattat Fuad beyin büyük boy hilyesi... Her iki levha ışık saçıyor. Görene... Köre ne...

Cemaatin büyük kısmı takkesiz. Onlara, başı açık namaz kılmamaları konusunda nasihat eden yok.

Eskiden kalma iki hüsn-i hat levhası tâmir/restorasyon istiyor. Kim ettirecek?

Hoparlörlerin aşırı sesinden, açık saçık kadınlardan, çocuk gürültülerinden, üryan turistlerden, pejmürdelikten rahatsız oldum. Farzdan sonra çıktım, yakındaki evime gittim. İnsanın evi bir sığınak. On gündür telefonlarım da kapalı. Huzur içindeyim...

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.