21 Ekim 2017 Cumartesi30 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:49Güneş 07:15Öğle 12:56İkindi 15:53Akşam 18:23Yatsı 19:43
    • 16°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 10°C Afyon
    • 1°C Ağrı
    • 7°C Amasya
    • 7°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 11°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 12°C Balıkesir
  • BIST: 108.489 0.05
  • Altın: 151,185 -0.02
  • Dolar: 3,6704 0.34
  • Euro: 4,3242 -0.08

Bel’am Bilinci

Cemal Nar

Bir kısım makamlarda bin bir çile ile, ısırıcı kralların ve lanetli Bel'amların tehdidine, azgın sistemlerin zulmüne rağmen İslam’a hizmet edenlere, sonsuz saygı duyuyor, minnet duyuyor, dua ediyoruz. Allah razı olsun avuçlarında kor taşıyanlardan, "Asır" suresi kahramanlarından...

Zalim saraylara bağlı, zalim sistemlere bağlı Bel'amların sırtlarından “ülema” cüppesini sıyırmadan, onları peygamber kürsüsünden alaşağı etmeden, İslamî hareketin sağlıklı yürüyeceğini beklemeyelim.

Dinini dünyasına satan; ilmini unvan ve makama vasıta yapan; kafirlerin, fasıkların, zalimlerin yanında olmaktan onur duyan şerefsiz ve şahsiyetsiz bel'amlardan da tiksiniyoruz! Yazıklar olsun onlara!.

“Bel’amlık” bir kişilik kayması, bilinç bozukluğu, bir ahlaksızlıktır. Bile bile bozulmaktır yani. Görülüyor ki tek başına ilim insanı adam etmeye yetmiyor. M.Akif Ersoy, bunu güzel dile getirmiştir:

“Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır;

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan’ın

Ne irfanın kalır tesiri katiyyen, ne vicdanın”

Sözü özetlersek, ümmete düşen, Peygamberlerin davasını yüklenmiş “gerçek alimler” yetiştirmektir. Resmi ya da sivil, maalesef bugünün öğretim kurumları bu amaca yetmiyor.

Öyleyse insanımız, kendi sivil katkılarıyla bu işin üstesinden gelmeli, Kur’an ve sünnetten aldığı ilhamla İslam’ı çağın idrakine, anlayışına sunacak alimleri yetiştirmeli ve onların etrafında kenetlenmelidir.

Onlara maddi ve manevi desteklerini esirgememeli, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihadın artık eğitim, irşad ve iknadan geçtiğini görmelidir. Zafer bunun arkasındadır. Olay bu kadar basittir.

Geçmişte, “birden fazla halife olur mu?” tartışması yapılmıştı. Sonra da “zarureten olur” denmişti. Artık kesinlikle olur. Şimdi her alim, etrafındaki insanların “ulu’l emri”dir, yöneticisidir. Yani halifesidir.

Nasıl mı?

Şafii mezhebinin fukahası “el-Minhac” sahibinin de belirttiği üzere, açıkça şunu ifade ederler: “Halifelik makamı boş kaldığı takdirde halifelik hükümleri (hak ve yetkileri) zamanın en alim olan kişisine verilir.”(Said Havva, İslam’da Yönetim ve Yönetici s. 282)

Evet unutmadık, Hanefi mezhebine göre hiç kimse öyle ulu orta çıkıp da “ben halifeyim” diyemez. Halife olmanın olmazsa olmaz iki şartı vardır; halkın biatı ve hükmünü yürütebilecek güç.( İbn-i Abidin, 4/263)

Adamın ülkesi yok, halkı yok, hazinesi yok, ordusu yok, memuru yok, mahkemesi yok, polisi, zabıtası yok, yani hiçbir gücü yok, çıkmış “ben halifeyim” diyor. Bu adam ancak düşmanlarının alay konusu olur.

Ama eğer müslümanlar isterlerse bunları aşabilirler.

Nasıl mı?

Bu gün “kanaat önderleri, manevi dinamikler” gibi kavramlar kullanıyoruz. Buna binaen “Halkın biatı” şartını, özgür iradeleriyle gönüllü olarak alimlerin etrafında olmak ve sözlerini dinlemek, meşru tavsiyelerini emir telakki etmekle sağlayabilirler. “Hükmünü yürütebilecek güç” şartını da, severek itaat etmekle sağlayabilirler.

Zamanımızda buna sivil güç, sivil otorite, sivil insiyatif, sivil kurumlar, sivil dinamikler, gönüllü teşekküller diyorlar. Her şey gönüllü olunca, kim neye mani olacak ve hangi engel aşılmayacaktır ki?!..

Her şey yasal! Cebir yok, şiddet yok! Herkes gönüllü!

Onun için ümmete düşen, Allah Tealanın “ulu’l emr” diyerek “itaat” istediği alimleri (Nisa, 59) yetiştirerek onların etrafında kenetlenmektir. İnsanları, Kur’an ve sünnete çağıran, anlaşmazlıkları onlarla çözen alimleri.. İşte hakemlik müessesesi. Bu da yasal.

Halka düşen bir görev ise, Kur’an ve sünneten yüz çevirip güç ve kuvveti kutsayarak “Rab” kabul eden “Bel’amları” tanımak ve üstlerinden “alim” kisvesini soyup almaktır.

Hadiste, daima var olacağı müjdelenen “Hakkı ayakta tutan topluluk” olmaktır yani.( Kanzul Ummal, 12/179,(34559))

Bir başka deyişle “Maide suresi 54. ayette” nitelikleri belirtilen ve geleceği müjdelenen umut erleri olmaktır.

Evet, her şey “bilmek” ve “olmak”a bağlı.

Ama kolay değildir bu. En azından söylendiği kadar kolay değildir.

İşte “cihad-ı ekber” buradadır ve burada zafer kazanamayanlar, başka zaferler kazanamazlarsa kimseyi suçlamamalıdırlar.

www.cemalnar.com

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.