Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Ö. Vehbi Hatipoğlu - Milli Gazete
2009-06-19

Darbe beklentisi nasıl boşa çıkarılabilir?

Türkiye, günlerdir genelkurmay başkanlığı bilgi destek dairesi tarafından hazırlandığı iddia edilen bir belgeyi tartışıyor. Tartışma, böyle bir belgenin varolup olmadığı üzerinden yürütülüyor. Genelkurmay, hükümet ve siyaset çevreleri peşpeşe açıklamalar yapıyor.

Yakın tarihimizde benzer andıçlar gündeme gelmiş ve bunların varlığı inkar edilmemişti. Öyle ki Batı Çalışma Grubu'nun fişlemeleri neredeyse bir hukuki belge gibi algılanmış, kimi medya organları bu hukuk dışı sözde belgelere dayanarak 'irtica paranoyasını' yaygınlaştırma görevini gönüllü olarak üstlenmişlerdi.

Sadece andıçlar değil, hayali senaryolar ile hedef seçilen parti ve gurupların nasıl yıpratıldığı, dini motifler kullanılarak sahte şeyh ve müritler üretildiği, bin bir türlü şeytani oyun ve desiseler ile psikolojik savaş yürütüldüğü artık herkes tarafından bilinmektedir. Ergenekon iddianamesi bu tür ahlak ve insaf dışı senaryoların nasıl da gündeme taşındığı ifşaatları ile doludur.

İşte tam da bu noktada, en büyük şansızlığımız böyle bir belgenin var olup olmamasından çok, bu çağda böylesi bir hukuksuzluğun olabilme ihtimalinin var olmasıdır. Demek ki bunca gürültüden sonra hâlâ birileri 'durumdan vazife çıkarma' cingözlüğü içinde üstüne vazife olmayan konulara burnunu sokma cesaretini gösterebiliyor. Kendilerini bu ülkenin yegane sahibi, vatandaşı da maraba gibi gören seçkinci oligarşi eski alışkanlıklarından vazgeçmeme arzusunu sürdürüyor.

İşin asıl ilginç yanı bu ve benzeri tartışmaların anayasal kuruluşların birbirine karşı mevzi kazanma mücadelesi gibi algılanmasıdır. Devletin kurumları arasında bir örtülü mücadele olduğu ve el-ense çekme denemelerinin gerginliğin asıl nedeni olduğu iddiaları çok da yabana atılacak gibi görülmüyor.

Türkiye 'darbe' sözcüğünün telaffuz edildiği bir ülke olma ayıbından tez elden kurtulmalıdır. Bunun gerçekleşebilmesi de ancak genelkurmay başkanlığının ve TBMM'nin üzerlerine düşeni vakit geçirmeden yapmaları ile mümkündür.

Genelkurmay başkanlığı TSK bünyesinde varsa yasa dışı, hukuk dışı yapılanmaların üzerine kararlılıkla gitmeli, mensuplarını koruma ve kollama gibi bir psikoloji içine girmeden bu gibi unsurları tasfiye etmelidir. TSK bu ülkenin güvenlik ve savunmasından sorumlu bir Anayasal kuruluştur. Siyaset üretme ve politika dikte etme gibi bir görevi de yetkisi de yoktur. TSK mensuplarının milli güvenlik ile ilgili konuları müzakere edecekleri ve fikirlerini yetkililere sunacakları merci milli güvenlik kurulu toplantılarıdır. TSK'nın siyasal erk üzerinde vesayet görüntüsü verecek bir konumda algılanması 'darbe çığırtkanlarını' yüreklendiren en önemli unsurdur. Bu açıdan her şeyden önce bu yanlış algının değişmesi, bu konudaki ezberin bozulması gerekir.

Sorunun asıl çözüm mercii hiç kuşkusuz TBMM ve meclisin tek başına anayasa değiştirme gücüne sahip grubu olan Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu'dur. Elbetteki mecliste grubu bulunan diğer siyasi partiler de çözüme katkı sağlamalıdırlar.

Peki çözüm nedir?

Çözüm ancak sivil bir anayasadır. Türkiye'yi demokrasi ayıbından kurtaracak, devleti değil vatandaşın hak ve hukukunu önceleyen, kutsal devlet-resmi ideoloji ilkelliğinden kurtulmuş, özgürlükçü, adil, kucaklayıcı sivil bir anayasa.

Milli iradeye ortaklar bulma arayışı içinde olmayan, bürokratik oligarşiye geçit vermeyen,herkesin etnik kimliğiyle, dini inançları, mezhebi görüşleri ve siyasi düşünceleri ile kendisini güvence altına alınmış hissedeceği seçkinci azınlığın iştahını kabartmayacak ve anayasal kuruluşların görev ve sorumluluklarının net şekilde belirlendiği bir anayasa hazırlanmadıkça Türkiye bu ayıptan kurtulamayacaktır.

Anayasayı ve anayasal düzeni koruma ve kollama görevi münhasıran millete ve onun seçimle gelmiş temsilcilerine aittir.

Anti demokratik girişimler, hukuk dışı müdahaleler, darbe ve benzeri yasa dışı yollara başvurma arzu ve beklentileri ancak bu şekilde ortadan kalkabilir. Milletimiz bunu gerçekleştirsin diye Adalet ve Kalkınma Partisi'ne anayasayı tek başına değiştirecek bir çoğunluk vermiştir. İktidar partisi bunu yapmak zorundadır. Diğer siyasi partilerle de ittifak arayışını samimiyetle sürdürerek bu işi en öncelikli görev olarak algılamalı ve gereğini yapmalıdır. Bunu yapmadıkça hukuk dışı müdahale ve girişimlerin de sorumlusu olmaktan kurtulamayacaktır.

Adalet ve Kalkınma Partisi ya muktedir bir siyasetin gereğini yapacak veya kendisi ile birlikte bir çok vatandaşın hukuksuz uygulamalara hedef olmasına göz yumacaktır.

Kim bilir belki de 'mağduru oynamak ' daha cazip gelmektedir.

 
 
 
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.