26 Mart 2017 Pazar27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:24Güneş 06:51Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:30Yatsı 20:50
    • 12°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • -5°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • 5°C Ankara
    • 10°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 6°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,409 -0.77
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Başörtüsü ve zorbalık: Bunlar çıldırmış olmalı!

İbrahim Karagül

Dün söyledim… ABD ekonomisindeki durgunluk ve küresel kriz beklentisi yüzünden dünya borsalarının ve şirketlerin değer kaybı sadece Ocak ayında 5.2 trilyon dolar oldu. Şubat ayında toplam kaybın ne kadar olacağı bilinmiyor. Sarsıntı değil genel bir deprem korkusu var. Dünya ekonomisinin büyük çatışmaları beraberinde getirecek kötüleşmesi korkusu var.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinin işaretleri var. Ekonomik armageddon söylentileri var. Geçici çözümlerin çöküşü engelleyemeyeceği endişesi var. ABD'nin krizler coğrafyasında bu kadar yumuşamasının sebebinin bu olduğu kanaati var. Yeni duruma karşı küresel ekonomik düzenin ve küresel siyasi düzenin yeniden şekillendirilmesi için merkez ülkeler arasındaki pazarlıkların başladığı duyumları var. “Yeni Yalta, Yeni Düzen” söylentileri var. ABD, Avrupa, Rusya ve çin'in bütün dünyayı felakete sürükleyebilecek bu tehlikeyi önlemek için bir araya gelmesi çağrıları var. Türkiye'nin bu yeni duruma göre ekonomik ve siyasi arayışları var.

Söylemek istediğim şu: Kriz, ekonominin sınırlarını zorlayacak. Daha doğrusu siyasi bunalımlara yol açacak. Dünya genelinde yeni çatışma alanları oluşturacak. Bu dönemde askeri güvenlik tedbirleri çerçevesinde, 11 Eylül saldırılarından bu yana olduğu gibi, özgürlük alanları dayanılmaz ölçüde daraltılacak. Birçok ülke, bugünkünden çok daha fazla sertleşecek. Tahmin etmediğimiz ölçüde bunalımlar ortaya çıkabilecek.

Dünya bunu görüyor, buna karşı önlem almaya çalışıyor. Türkiye de öyle. Ama bizde bir fark var: Dünya genelinde özgürlükler kısıtlanırken, Türkiye'de tam tersi oldu. Olmaya da devam ediyor. Başörtüsü yasağının serbest bırakılması bunlardan sadece bir tanesi.

Korkuları besleyenler, iç çatışma senaryolarından medet umanlar, müdahale-idam imalarında bulunanlar, “halk bu iktidarı devirmeli” diyenler, “çoğunluğun zorbası” ifadesini rahatlıkla söyleyebilenler, büyük bir sorumsuzlukla sokakları bölmeye çalışanlar, başlattıkları şeyin nasıl bir savaş olduğunu hiç düşünebiliyorlar mı? Hangi zorbalık? Hangi halk?

Neden herkese değil de sadece bir çevreye özgürlük? Neden, bir kez olsun, bu insanlarla aynı sokakları paylaşmak istemiyorsunuz? Neden? Bu, korkudan mı yoksa sınıfsal bir farklılık arayışı mı? Bu; “Biz sizinle aynı dünyada yaşamak istemiyoruz” mesajının başka bir şekli mi? O zaman bu da, onların ifadesiyle, “azınlık zorbalığı” değil mi? Bırakın artık bu insanlar için neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verme ukalalığını! Bir kez olsun, okullarından kovulan, gündelik hayattan kovulan, ekonomik hayattan kovulan, bütün mesleklerin dışına itilen insanların, nasıl bir psikoloji içinde olduğunu, nelerden mahrum bırakıldıklarını, buna tahammül etmenin ne zor bir şey olduğunu düşünmez misiniz?

Bütün dünyada ekonomik kriz yaşanırken sırası mıymış! Ne alakası var. Bir yasağın kaldırılması diğer çalışmaları, çabaları kesintiye mi uğratıyormuş! üniversitede başörtülü okuyup meslek sahibi olduktan sonra ne olacakmış! Ya mesleki alanlarda çalışmaya başlarlarsa! Ne yapmalılar? Evinizde hizmetçi mi olmalılar? Bu ne küstahlık! Köleler mi istiyordunuz siz!

Biliyoruz… Meselenin başörtüsü olmadığını. Meselenin; siyasi ve ekonomik iktidar tekelini elde tutma olduğunu, imtiyazları kaybetmeme olduğunu, on yıllardır semboller üzerinden bir çatışma dilinin, tehdit dilinin bu yüzden diri tutulduğunu, biliyoruz.

Şimdi; özellikle belli çevrelerin, ellerindeki medya organları üzerinden çatışma senaryoları, kaos senaryoları üretmesinin gerçek sebebi nedir? Bu korkuları besleyerek nereye varmak istiyorlar? Gerçekten rejim mi tehlikede? Hayat tarzları mı? Hayır, hiç biri… Biliyorlar bunu…

Küresel ekonomik kriz, Türkiye'de kimleri nasıl vuracak? Buna özellikle bakmak gerekiyor. Hangi şirketler, hangi sermaye grupları bu depremden özellikle etkilenecek? Kriz bayraktarlığının bununla bir ilgisi olmasın! Bazılarımızın özgürlük, bazılarımızın rejim sorunu olarak gördüğü başörtüsü meselesi, birileri için ticari bir yatırım aracına dönüştürülüyor olmasın. öfkenin sebebi, ekonomik imtiyazların sona ermesi, siyasi ve ekonomik iktidarın başka çevrelere kayıyor oluşu olmasın. Zenginlik tekeli kırılıyor oluşu olmasın! Bu, kişisel ve dar çevre iktidarı, kazancı için Türkiye'yi ya da toplumun bir kesimini gözlerini kırpmadan kurban edebilenlerin vicdansızlığı olmasın!

Bütün dünya şaşkınmış! Dünya dehşet içinde Türkiye'deki başörtüsü tartışmalarını izliyormuş. Laik Türkiye'nin geleceğini sorguluyormuş. Yukarıda dünyanın neyi tartıştığını, neyi dehşet içinde izlediğini, gerçek korkusunun ne olduğunu yazdık. Dün de yazmıştık.

Dünya için küçük şeyleri kıyamet senaryosuna dönüştürenlerin samimiyetini sorgulama vakti. Bunu yapanların, küçük beklentileri için büyük kavgaları nasıl da sorumsuzlukla tahrik edeceğini düşünmek bile istemiyoruz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.