23 Temmuz 2017 Pazar28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:54Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:38Yatsı 22:19
    • 32°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 30°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 26°C Amasya
    • 29°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 39°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,689 1.13
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Bu anlayışla seçilmişlerin dokunulmazlığını kaldırmak mantıklı mı?

Abdulkadir Özkan

Başta CHP Genel Başkanı Baykal olmak üzere bazı çevreler ısrarla seçilmişlerin dokunulmazlığının kaldırılması gerektiğini savunuyor, bunu sistemin olmazsa olmaz şartı gibi takdim ediyorlar. Buna karşılık bazı atanmışların büründürüldüğü dokunulmazlık zırhına dokunulmasını istemiyorlar. Bunun mantıki bir dayanağı olabilir mi? Bir bakıma halkın seçtiklerini didiklemek ve didikletmekte bir mahzur görmezken atanmışlara "Aman haa dokunmayın" deniyor.

Bu arada Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok gibi

"Herkesin, askerin de, AKP'lilerin de dokunulmazlığı kalksın!" yaklaşımında olanlar da var... Elbette Özok'ın seçilmişlerin tümünü değil de sadece niçin AKP'lilerin dokunulmazlığının kaldırılmasını dillendirmesini anlamak mümkün değil... Ne ise maksadımız Özok'un görüşlerine eleştiri getirmek değil... Sadece bir çelişkiye dikkat çekmekti.

Bu arada bu çelişkiyi sergilemek için Özok'un Vatan Gazetesi'nin dünkü sayısında yer alan açıklamalarından bazı aktarmalar yapmak istiyorum. Özok bizde yargı mekanizmasının aksayan yanlarını ifade derken şu değerlendirmeleri yapıyor;

"Türkiye'de açılan 100 davadan 54'ü beraatle sonuçlanıyor. Yani suç isnat edilen 100 kişiden 54'ü suçsuz. Oysa Avrupa'da her 100 davadan 95'i, Japonya'da 99'u mahkumiyetle sonuçlanıyor. Getir böyle bir sivil yargı sistemini herkes yargılansın.

Bu rakamlar da gösteriyor, savcılık kurumu gelişigüzel kamu davası açıyor. Sakatlığın bir sebebi bu ama bir başka mesele var ki, tutukluluğu mahkumiyete dönüştürüyor. Ülkemizde bir davanın süresi ortalama 350 günü buluyor, yani neredeyse bir yıl. Avrupa'da ise benzer davaların süresi en fazla 100 gün."

Elbette Türkiye'nin yargıya yönelik sorunun tek sorumlusunu savcılar gösterip 'suçluyu bulduk!' çığlıkları atarak işin içinden sıyrılıp çıkmak mümkün değildir. Esas sıkıntı insanımızdaki zihniyet çarpıklığı ile yakından ilgilidir.

Bu köşede çeşitli kereler ve özellikle de dünkü yazımda ifadeye çalıştığım bir zihniyeti Özdemir Özok şöyle dile getiriyor:

" Böyle bir yargı sistemine sahip olan Türkiye'de, daha suçluluğu ortada yokken, gazetelerin manşetlerinden, televizyonların ekranlarından insanları yargısız infaza mahkum etmeye hakkı var mı? Ama Türkiye'de 'Benim suçlum masum, sizin suçlunuz dünyanın en rezil suçlusu' Görüşü hakim"

Sanıyorum böyle bir anlayışın hakim olduğu toplumda yargının normal işlemesini beklemek mümkün olmaz.

Özellikle de yargı mensuplarının sahip oldukları bağımsızlık zırhı altında ideolojilerinin tesiri altında kalarak karar vermeleri de söz konusu olursa böyle bir ülkede siyasilerin dokunulmazlığının kaldırılmasını istemek fazla mantıklı olmaz.

Çünkü, bu anlayış değişmeden seçilmişlerin dokunulmazlığının kaldırılması, halkın seçmediği, görev vermediği bir zihniyetin mensuplarının bu yolla iktidarlarını sürdürmelerine zemin hazırlayabilir, daha doğrusu bazı çevreler bunun için yargıdan yararlanmaya kalkışabilirler.

Çünkü yargının bağımsızlığı tarafsızlığını sağlamaya yetmiyor. Yargının bağımsızlığını yasal olarak düzenlemek mümkün. Zaten şu anda yargının bağımsız olmadığını söylemek haksızlık olur. Sorun tarafsız olunamayışındadır.

Bu arada bir de bugün cezaevlerinde yatanların yüzde 60'ının tutuklu olduğu hatırlanırsa yargıya güvenin ve inancın nasıl azalmasına vesile olduğunu söylemeye bile gerek yok sanıyorum.

Yargı ile ilgili böylesine olumsuz bir tablo çizen Özdemir Özok'un şu sözleri ile yazımı noktalayarak bir yaman çelişkiye dikkat çekmek istiyorum;

"Dokunulmazlık zırhından kimse yararlanmamalı, herkes kendini hukuka teslim etmeli. Hukuk sadece yönetilenleri değil, yönetenleri de bağladığı ve sınırladığı an Türkiye'de hukuk devleti gerçekleşmiş olur. Yoksa kimileri çeşitli bahanelerle hukukun sağından solundan dolanacak, hukukun üstünlüğünden bahsedecek, hukuku kendisi için kullanacak."

Bugün genellikle hukuku hukukun solundan dolananlar kendileri için kullanıyorlar.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.