21 Eylül 2017 Perşembe1 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:17Güneş 06:43Öğle 13:04İkindi 16:28Akşam 19:12Yatsı 20:32
    • 27°C Adana
    • 24°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 25°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 25°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 104.001 -1.26
  • Altın: 145,560 -0.71
  • Dolar: 3,5083 1.03
  • Euro: 4,1894 0.50

“Kitabım Sevgilimdir Veremem”

Cemal Nar

Bugün yine Pazar ve biz dikkat ederseniz Pazar günlerinde genellikle ilim, kitap ve kültür üzerine bir şeyler yazıyoruz. Umarım bu yazıyı da zevkle okursunuz.

Eskiler kitaba “sevgili” nazarıyla bakarlarmış. Emanet isteyene, “sevgili emanet verilir mi?” derlermiş. Bir gece bile ayrılmaya tahammülleri yok adamların sevgiliden…

Bir de “kitap hastalarından” korkmak gerek. Gerçekten hasta adamlar, kitaba temelli el koyabilirler. Hele halk arasında “kitap çalmak günah değilmiş” gibi yalan değilse de yanlış bir söz var, o da boşuna değildir.

Nedir yanlışı mı?

Kitap çalmak elbette günahtır, ama adam ilme aşıksa, “beşikten mezara kadar” onun peşindeyse, “hikmet de mü’minin yitiği ise ve nerede bulursa almaya hakkı varsa”, hatta kara kaşlı, kara gözlü, ay yüzlü kitabı görünce aklı başından gidip “Leyla” görmüş “Mecnun” gibi olmuşsa, işte bu ve daha başka sebeplerden ötürü, “şüphe cezayı düşürür” ilkesince bir kısım Hanefi fukahası şöyle hüküm vermişlerdir: “Kitap çalmak haramdır, amma ceza olarak el kesilmez.”

Ben bunları bir ilmi mecliste söyleyince kimileri şaka yaptığımı sandı, kimileri inandı ama şaşırdı, kimileri de inkar etti. O zaman el- Mavsılî’nin “El-İhtiyar”ından şu alıntıyı yapalım da iş ciddiye binsin:

“İlmî kitapları çalmak sebebiyle de el kesme cezası verilmez. Çünkü hırsız onları okumak için aldığını söyleyebilir. Asıl maksat o kitapların içindekilerini okumaktır ki, onlar da mal değildirler.

Ama hesap defterini çalanın eli kesilir. Çünkü çalmanın maksadı; o defterin içindekiler değildir. Aksine o defterin kâğıdıdır. Cildi ve yazılmadan evvel kâğıtları çalanın eli kesilir. Edebî kitapları çalanın elini kesmek gerekip gerekmediği hususunda iki rivayet vardır.” (Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/19. (http://www.darulkitap.com/oku/fikih/v2/elihtiyar/47-Hirsizlik.htm#_ftnref36)

İslam ceza hukukunda had ve kısas cezaları fertlere uygulanan en ağır cezalardır. Ceza infaz edildikten sonra bir hata yapıldığı tespit edildiği taktirde geri dönülmesi mümkün olmaz. Dolayısıyla böyle davalarda kadıya cezayı düşürecek bir şüphe arama görevi verilmiştir.

Ayrıca suçun tereddüde yer vermeden ispatlanabilmesi için çeşitli tedbirler de alınmıştır. Hz.Peygamberimiz bu konuda şöyle demiştir: "İmkan buldukça şüphelerle had cezalarını düşürünüz. Yanılarak affetmek, yanılıp ceza vermekten iyidir." İslam ceza hukukunda şüphenin tesbiti konusunda objektif davranılmış ve hangi şeylerin şüphe sayılacağı tek tek belirtilmiştir. (a.y.)

Siz de duymuşsunuzdur, bazı çok kıskanç adamlar hanımlarından söz alırlarmış, “ben ölünce başkasıyla evlenmeyeceksin” diye. Belki de hanımı “olur mu öyle şey?” derken, içinden “sen ölmene bak” diyordur kim bilir? Aynen onlar gibi kimi kitap dostları da alır eline kitabı, sever okşar ve şöyle dermiş: “ben ölünce hangi cahilin eline düşeceksin acaba?”

Evet, dul kalan perişan kadınları gördüğümüz gibi, kaldırımlara düşmüş nice “devlet düşkünü” kitap görmedik de değil yani.

Kimileri de kenarlarına yazanlara kızarlarmış. Bellik olsun diye sayfanın kulağını bükenlere “katil” diye bağırırlarmış. Bir dosta yapılır mı bu!

Evet, her ne kadar Aşık Veysel “Benim sadık yarim kara topraktır” dese de kendisini bağlar, gitsin yarinin koynunda yatsın o. Ben ise, “git içine kömül öyleyse” diye beddua edeceği kesin olan kıskanç hanımımı kızdırmamak için “benim sadık yarim kitaptır” diyemesem de, hiç olmazsa “benim sadık dostum kitap, arkadaşım kalemdir” derim hamdolsun.

Evet, çağımızda Kur’an-ı Kerim’de geçen “nebiler” zaten yok, “şehitler” de uçtu gitti cennete. “Sıddîkler” ve “sâlihler” işe çok nazlı, mübarekler “Beytullah” gibi yerlerinde durur ve ziyaretçi beklerler. Benim her istediğimde yanımda olan ve asla nazlanmayan sadık dost ve arkadaşlarım ise, gerçekten kitaplarımdır.

Onlar hep verir, hiç istemezler. Boşboğazlık etmez, sükutu sever, “peki” demesini hala unutmayan uyumlu dostlardır. Eğer kabrimizi “cennet bahçesi” yapabilirsek, cennette eksiklik olmayacağına göre, sanırım orada “kitap” da olacaktır, öyleyse mezarda da işimiz iştir, sıkılmayacağız hamdolsun.



Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.