24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 34°C Adana
    • 35°C Adıyaman
    • 27°C Afyon
    • 30°C Ağrı
    • 28°C Amasya
    • 27°C Ankara
    • 39°C Antalya
    • 25°C Artvin
    • 35°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 107.115 0.25
  • Altın: 143,813 0.79
  • Dolar: 3,5581 0.61
  • Euro: 4,1457 0.60

Müslümanların birleşmesi

M. Şevket Eygi

Tutturmuşlar, "Mezhepler kalksın, Müslümanlar bir ve beraber olsun, hepimiz Kur'ân'da birleşelim..." diyorlar. Ne kadar parlak bir söz bu... Lakin bin parçaya ayrılmış, her biri bir türlü söyleyen Müslümanlar nasıl birleşecekler? İşte bu nasılın cevabını veremiyorlar.

İlk üç Râşid Halife haindir, Ehl-i Beyt'in hakkını yemiştir diyenlerle Kur'ân'da nasıl birleşeceğiz?

Ali b. Ebi Tâlib, hakeme müracaat ettiği için -hâşâ- kâfir olmuştur diyen Haricîlerle nasıl birleşeceğiz?

Ashabın büyük kısmı âdil değildir, dâvaya ihanet etmiştir, sapıtmıştır diyenlerle nasıl birleşeceğiz?

Lügâvî mânada Allah göktedir diyen, Cenab-ı Hakk'a noksan sıfatlar izafe eden mücessime ile nasıl birleşeceğiz?

İmamı Rabbanî, Celalüddin Rûmî, Abdülkadir Geylanî gibi evliyaullaha -hâşâ- evliyauşşeytan diyen aşırılarla, mükeffirlerle nasıl anlaşıp birleşeceğiz?

İmanın altı şartından biri olan kadere inanmayan filancalarla nasıl birleşeceğiz?

"Allah gerçek bir Janus'tur" diyerek Cenab-ı Hakkı iki çehreli bir Roma putuna benzeten zındığın taraftarları ile nasıl birleşeceğiz?

Kur'ân tahrif edilmiştir diyenlerle nasıl birleşeceğiz?

Dini imanı para olan modern müellefe-i kulûb ile nasıl birleşeceğiz?

Herkes Nuh diyor, Peygamber demiyor... Evet nasıl birleşeceğiz?

Her bozuk taife eline Kur'ân almış; yanlış ve bozuk inanç, görüş ve yorumlarını Kur'ân Kur'ân Kur'ân diye bağırarak savunuyor.

"Peygamberlik Hz. Ali'nin hakkıydı, Hz. Ali ile Hz. Muhammed birbirlerine iki karganın birbirine benzediği gibi benzerlerdi. Bu yüzden vahyi getiren Cebrail şaşırdı, Hz. Ali'ye vereceğine Hz. Muhammed'e verdi..." diyen Gurabiye taifesi de Kur'ân diyor, başka bir şey demiyor.

Birbirleriyle savaşan çeşitli fırkalar, hizipler, taifeler, cemaatler mızraklarına Kur'ân sayfaları bağlamışlar; kendi inançlarını, görüşlerini, yorumlarını hep Kur'ân Kur'ân Kur'ân diye feryat ederek savunup yayıyorlar.

Ortada bin çeşit "Kur'ân Müslümanlığı" var.

Acaba bunlardan hangisi Kur'ân'a uygundur?

Önemli olan Kur'ân'a uygun İslâm anlayışını bulmaktır.

İşte bu İslâm Sünnet ve Cemaat İslâmlığı'dır.

Bu İslâm Ana caddedir, Sevad-ı Âzamdır, Büyük Topluluktur... Bu İslâm'da Kur'ân ve Sünnet iki ana temel kaynaktır. Ayrıca icmâ-i ümmet ve kıyas-ı fukaha vardır.

Bu İslam, günümüzden Asr-ı Saadet'e kadar, kopuğu olmayan bir silsile ile Resullerin Seyyidine (Sallallahu aleyhi ve sellem) ulaşır.

İşte, Kur'ân'da birleşmek, Kur'ân'la birleşmek Ehl-i Sünnet'te olur.

Ehl-i Sünnet kalksın, onun yerine Selefîlik, Necdîlik, şu veya bu fırka hakim olsun ve birleşme böyle sağlansın... Bu duaya âmin denmez.

Geliniz Kur'ân'da, Sünnet'te, icmâ-i ümmetle sâbit olan İslâmî hüküm ve değerlerde, Cadde-i Kübra'da, Sevad-ı Âzam'da birleşelim.

Müslüman yazarlar

Müslüman bir gazeteci... Yazı yazıyor, yorum yapıyor, röportaj veya dosya hazırlıyor... Bunlara mukabil maaş veya telif ücreti alıyor, bununla geçimini sağlıyor... Bu anlattığım gayet normaldir.

Bir de şöyle bir durum var: (Namuslu Müslüman gazetecileri ve yazarları tenzih ederek belirtiyorum) Adamın kalemi ve vicdanı kiralık. Açık arttırmaya çıkartmış. Kim fazla para veriyorsa onun düdüğünü çalıyor. Adam bukalemun gibi... Adam rüzgâr fırıldağı gibi... Adam değil gökkuşağı... Renk değiştiriyor, meşreb değiştiriyor, taraf değiştiriyor...Ne için? Para ve menfaat için, ikbâl için, şöhret için, nefsaniyet için... Böylelerinden İslâm'a ve Ümmet'e yarar gelmez bol bol zarar gelir.

Müslüman gazeteci ve yazar haysiyetli olacak, bağımsız olacak, ilkeli olacak, ahlak ve karakter sahibi olacak, dün ak dediğine bugün kara demeyecek, her hâl ü kârda âdil olacak... Farfaracı olmayacak, şakşakçılık ve yağcılık yapmayacak, yalaka olmayacak.

Bazı gazeteciler çok yüksek maaşlar alıyormuş. Birkaç yerden gelirleri varmış... Olabilir. Önemli olan vasıflı, karakterli, faziletli, doğru, dürüst ve âdil olmasıdır. Yüksek kazançlar, helâl olmak şartıyla nasip ve kısmet meselesidir.

Eski üstadlar içinde yazılarından telif ücreti almayanlar vardı.

Fazilet timsali örnek insan merhum Nurettin Topçu üstadımızın çok yazısını bastım. Telif ücreti istemezdi.

Merhum Cevat Rıfat Atilhan Yeni İstiklal'a her hafta bir makale verir ve telif ücreti istemez ve almazdı. Kaç kere "Şevket bey, yazılarıma telif ücreti teklif edersen keserim..." demiştir.

İslâmî matbuatın duayeni, ulu çınarı, kaç devir görmüş Sebilürreşad sahibi merhum üstad Eşref Edib bey yazıları için telif ücreti istemez ve almazdı.

Telif ücreti alanlar vardı. Mesela merhum üstad Necip Fazıl ücret alırdı. Kalabalık bir ailesi vardı, eli genişti, sık sık para sıkıntısı çekerdi. Alması gayet tabiî idi. Üstadımdı, onu tenkit etmem, ona toz kondurmam. Cenab-ı Hak hepsine rahmetiyle ve afviyle muamele buyursun.

Necip Fazıl yazılarından telif ücreti alırdı ama hak bellediği yoldan bir milimetre sapmaz, İslâm dâvasından asla tâviz vermezdi. Ölümü kabul ederdi, lakin doğru yoldan sapmazdı. Yazıları için bugünün parasıyla bir iki yüz lira alırdı, milyon verseniz dinden tâviz vermezdi.

Bugün birtakım yayınlar için bazı Müslümanlara astronomik telif ücretleri ödeniyor. Bendeniz bunlara "telef ücreti" diyorum. Bakıyorsunuz reformcu, şazz fikir ve görüşleri olan bir ilahiyatçıya büyük paralar ödenmiş. Yazdığı kitaplarda bozuk yerler var. Böylelerine telif veya telef ücreti ödemek haramdır.

Bendeniz bir tv kanalında 14 hafta (haftada bir gün) program yaptım. Kendim istemedim, onlar teklif ettiler. Ücret için bir şey söylemedim. Onlar haftada bin lira veririz dediler. On dört hafta sonra (rivayete göre) bâlâdan (yukarıdan) emir gelmiş, "O adama program yaptırmayın" denmiş. İşime son verildi. On dört haftada on dört bin lira... Bu benim için çok büyük bir gelir ve ücretti. Harcaya harcaya, yiye yiye bitirememiştim.

Cenab-ı Hak bütün Müslüman gazetecileri, yazarları, medyacıları doğruluktan, dürüstlükten, itidalden, faziletten ayırmasın. Cümlemizi yağcılıktan, yalakalıktan, pohpohçuluktan, dalkavukluktan, eyyamcılıktan, arivistlikten, kalemimizi ve vicdanımızı kiralamaktan muhafaza buyursun. Âmin...

Büyük tuzak
Şimdiye kadar onlarca defa yazdım, tekrarlamakta yarar var: ABD Lozan anlaşmasını 1923'ten beri tasdik etmemiştir. Lozan, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası meşruiyet belgesidir. Türkiye'nin bugünkü sınırları, bütünlüğü Lozan'a dayanmaktadır.

ABD, Ortadoğu'daki sınırların değişmesi konusunda karar almıştır.

Amaçları:

1. İsrail'in güvenliği sağlanacak.

2. Eretz İsrael'in (Nil'den Fırat'a Büyük İsrail) yolu açılacak.

3. Ermenistan mümkün olduğu kadar büyütülecek, bir yerlere Ermeni nüfusu ithal edilecek.

4. Yunanistan'ın Pontus hayalleri gerçekleştirilecek.

5. Anadolu tekrar bir Hıristiyan yurdu haline getirilecek.

6. ABD'ye ve İsrail'e bağlı ve bağımlı bir Kürt devleti kurulacak.

Son günlerde Kuzey Irak'ın, Musul'un Türkiye'ye katılmasından bahs ediliyor. Böyle bir şey ülkemiz, devletimiz ve halkımız için gerçekten çok büyük bir tuzak ve felaket olur.

Dünyada kendilerine güvenilemeyecek iki politikacı varsa biri Talabani, diğeri Barzani'dir. Onların ipiyle kuyuya inilmez.

Ordu ve derin devletten meşruiyet alamadığı için Ankara'daki bazıları meşruiyetlerini ABD'den, İsrail'den, AB'den almışlardır.

Yine devlet içinde devlet olan, uluslararası bir güç haline gelen büyük bir cemaat da meşruiyetini ABD'den, Vatican'dan, başka güçlerden almıştır.

Sovyetler Birliği'ndeki perestroykadan sonra Birlik dağılmış, Doğu Avrupa'daki uydu devletler ile Türkistan'daki devletler bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı.

Bizde de şu anda çok derin bir perestroyka fırtınası esiyor. Bunun sonunda ülkemizin parçalanmasını isteyen güçler emellerine ulaşabilir.

"Oh Musul ve Kerkük de bizim olacak!" gibi ham ve çocuksu hayallere kapılmayalım. Eldeki Türkiye'yi koruyabilsek bizim için büyük nimet olur.

Talabani'nin ve Barzani'nin bizimle birleşme teklifleri büyük bir tuzaktan ve aldatmacadan ibarettir.

1923'te Lozan'ın gizli protokolleriyle gerçek hürriyet, bağımsızlık ve kimliğimizi kaybetmiştik. Her şeye rağmen Anadolu'da ve küçük Trakya'da sûrî/şeklî de olsa bir bütünlük kalmıştı. Şimdi onu da yitirmek tehlikesiyle burun burunayız.

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.