27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 30°C Adana
    • 35°C Adıyaman
    • 24°C Afyon
    • 26°C Ağrı
    • 30°C Amasya
    • 30°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 31°C Artvin
    • 25°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 108.392 1.11
  • Altın: 143,552 0.13
  • Dolar: 3,5328 -0.58
  • Euro: 4,1224 -0.21

“Üniversiteli Duygu'nun Feci Ölümü” Üstüne

Cemal Nar

Haberi böyle vermiş Milliyet. Nedir diye bakıyoruz, gerçekten çok üzücü bir hadise:

“İki yıl önce doğum gününde denize çıplak girdiği için gözaltına alınan üniversiteli Duygu terastan düştü.

İZMİR'in Karşıyaka İlçesi'nde, arkadaşları ile birlikte kaldığı 5 katlı apartmanın terasından düşen üniversite öğrencisi 27 yaşındaki Duygu Öztemir öldü. 2 yıl önce İzmir'in Göztepe semtinde, doğum günü kutlamak için gece soyunup, denize giren Duygu Öztemir'in ölümü, arkadaşları ve ailesini üzüntüye boğdu.”

Bu denize çıplak girme macerasını da vermişler:

“Ailesinin İstanbul'da yaşadığı belirtilen Duygu Öztemir, 2 yıl önce İzmir'in Göztepe semtinde, Vali Konağı karşısında, çırılçıplak soyunarak denize girmişti. İhbar üzerine gelen polis ekiplerine tepki gösterip, bir süre giyinmemek için direnen Duygu Öztemir, daha sonra ikna edilmişti. Polislerin neden çırılçıplak denize girdiğini sorduğu Öztemir, “Siz üstünüzdeki elbiseler olmadan insan değil misiniz? Bir insanın elbiselerin çıkarması bu kadar mı sorun olur? Siz normal düşünemiyorsunuz. Ben özgürüm” karşılığını vermişti. Hakkında çevreyi rahatsız ettiği gerekçesiyle tutanak tutulan Öztemir, bir ekip otosuyla evine bırakılmıştı.”(*)

Kendimi bu kızımızın ailesi yerine koyuyorum bir an ve içimde şiddetli depremler oluyor. Sarsılıyorum. Ne demek, bir yavrunuz oluyor, el bebek gül bebek, öpe koklaya büyütüyorsunuz. Belki ana okulu, ilköğretim, lise ve dershane yılları sonra. Binbir çile, binbir masraf, binbir kaygı ve endişe; acaba Üniversiteyi kazanacak mı?

Kazanıyor ve bir başka kente gidiyor. Gurbete gidiyor yani. Her sofra başında hatırlıyorsunuz, “biz burada güzel yemekleri yerken, acaba yavrumuz ne yedi? Acaba kendine dikkat ediyor mu? Geceleri üstünü nasıl örtüyor? Dersleri nasıldır? Arkadaşları kimlerdir, uyumları nasıldır?”

Ana babanın kaygısı bitmez ki… Fakülte bitince iş sahibi olabilecek mi? İyi bir evlilik yapabilecek mi? Ayakları üstünde durarak mutlu bir yaşam sürdürebilecek mi?

Ve derken beyninize bıçak gibi bir haber giriyor; kızınız evinin balkonundan düştü öldü… Çıldırıyorsunuz!

Allah Teâlâ’nın ana babasına sabırlar vermesini dilerim.

Ama burada yerinde gitmeyen bazı işler de vardır. Böyle acılı bir zamanda bunları düşünmek ve yorumlamak belki de hoş değildir. Ama dersler ve ibretler de böyle zamanlarda daha etkili olmaz mı? Bu yazıyı ebeveyni ve yakın akrabaları bundan sonra okumasın isterim, fakat biz bir muhasebe yapalım isterseniz.

Evet sevgili okuyucularım, din bir toplumun hayatında olmazsa olmaz bir kurumdur mutluluğumuz için. O yüzden akıllı sosyal bilimciler, kendileri inanmasa da topluma bir dinin gerekliliğini söylemişlerdir. Din, toplumsal bir mutabakattır aynı zamanda, beraber yaşamanın kurallarını sevimli ve gönüllü kılar. Kanunların soğuk ve sert yanını din törpüler ve onu insani sıcaklık kıvanma erdirir.

Toplum dini kaybetmekle farkında olmadan zıvanadan çıkar. Bunun sonucu birey için mutsuzluktur, stres ve bunalımdır, alkol, kumar ve fuhuş, uyuşturucu vs. ile hayattan kaçıştır. Kesmezse bunlar, ne yazık ki intihardır. Toplum için ise kargaşa, karmaşa, anarşi ve terördür. Bu kaçınılmaz sonuçtur dinin olmadığı birey ve toplumlar için.

Maalesef “aydınlanma” adı altında sunulan “karanlık” pozitivizmin, materyalizmin, tanrı tanımazlığın en kör yanı da burada değil midir? Bütün bunlar, insanı kandırmanın ve fıtratından koparmanın kendini kandırarak avunmalarından başka bir şey değildir ve aslında hiçbir işe de yaramaz.

Şu kızımızın hayatına bir kere daha bakalım: Ana babanın denetim ve gözetiminden uzakta, aslında faydalı bir olgu olan toplumsal müeyyide – yaptırıcı gücün denetiminden de uzaktadır. Hatta sosyal terbiyenin ana unsurlarından birisi olan bu denetim, “mahalle baskısı” diye aşağılanmaktadır. Oysa eğitim ve terbiyede fevkalade önemli ve yararlı bir unsurlardır bunlar.

Peki bunlar yok da ne var?

Sadece bu olay için değil, genel olarak baktığımızda üniversite gençliğinde alkol var, uyuşturucu var, dinimizin “fuhuş” diyerek haram ve ayıp saydığı evlilik dışı seks var, bar, pavyon ve kafelerde geçen gece hayatı var.

Bazen balkondan geçen üniversite sokağındaki gençlere bakıyorum, kızlı erkekli beş altı kişilik acayip kılıklı guruplar, birbirlerine sarılmış olarak yüksek sesle konuşmalar ve kahkahalarla yürüyorlar. Evlerinden, büyüdükleri sokaklardan uzakta olmalarının hiç etkisi yok mudur bu örf ve adet dışı, terbiye ve nezaket dışı davranışlarda? Analar babalar gerçekten memnun mudur bu gidişten?

Haberin sonuna baksınlar da öyle cevaplandırsınlar: “Soruşturma başlatan polis, Duygu Özdemir'in, akşam saatlerinde Alsancak semtinde arkadaşları ile içki içtikten sonra tek başına bir taksiye binerek eve geldiğini belirledi. Cüzdanını bulamayan Öztemir'in arkadaşlarına telefon edip, taksiyi geri göndereceğini, parasını ödemelerini istediği saptandı. Bu nedenle taksi şoförüyle aralarında küçük bir tartışma çıktığı belirtildi. Olay sırasında bir erkek ile kız arkadaşının evde uyuduğu belirlenirken, bir komşusu, Duygu Öztemir'i gece terasta, duvardan bacaklarını sarkıtmış olarak sigara içerken gördüğünü, düşüşünü görmediğini söyledi. Duygu Özdemir'in alkolün etkisiyle dengesini kaybedip, düşmüş olabileceği, intihar olasılığının gözönünde bulundurulduğu kaydedildi.”(*)

Bu noktada ana babalar kadar eğitimciler, sosyal bilimciler, emniyet, görev alanına girmez ama Diyanet, fakat hassaten de yöneticiler, bu acı olaylara bakarak, S.O.S veren sosyal krizlerimize bir çare bulmalıdırlar.

Evet, nasıl olur da bir genç bayan Vali Konağı karşısında, çırılçıplak soyunarak denize girer? Neden yapar bunu? Hangi duygularla gelen polis ekiplerine tepki gösterip giyinmemek için direnir ve “Siz üstünüzdeki elbiseler olmadan insan değil misiniz? Bir insanın elbiselerin çıkarması bu kadar mı sorun olur? Siz normal düşünemiyorsunuz. Ben özgürüm” diyebilir?

Bunlar sağlıklı davranışlar mıdır?

Evet, acilen tedbir gerek. Körü kürüne din, töre, örf ve adet düşmanlığı yapmak yerine, ivedilikle üstümüze düşen görevi yapmak mecburiyetindeyiz.

www.cemalnar.com


(*)http://haber.milliyet.com.tr/msnDefault.asp?url=http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx%3faType%3dmsnSonDakika%26ArticleID%3d1121665%26Date%3d27.07.2009%26KategoriID%3d15%26reftype%3d2


Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.