22 Mayıs 2017 Pazartesi26 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:42Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:29Yatsı 22:11
    • 19°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 13°C Artvin
    • 27°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 96.378 1.29
  • Altın: 144,129 -0.28
  • Dolar: 3,5608 -0.76
  • Euro: 4,0061 -0.27

Sigara Pistir

Cemal Nar

Evet, bazen bulundun zaman ve mekan gereği gerçekleri söylemek çok zordur. İşte öyle zor bir durumu daha yaşadım bir zamanlar. Bir sevgili talebem, şeyhi Asım Efendinin hanelerine teşrif ettiğini söylediler ve beni tanıştırmak için davet ettiler.

Gittim. Yaşlılıktan beli bükülmüş, saçı sakalı bembeyaz olmuş, sarıklı, cüppeli, munis yüzlü bir mübarek adam. İçimden “Bu adamın ailesi de Ohin’de hep şeyh ve alimler ocağı olunca, demek şimdi benim karşımda, bir yandan ilim öğrenme ve öğretme ile, bir yandan da tasavvuf cihetiyle insanlara zikir telkini ve sohbetleriyle ömrünü İslam’a hizmete harcamış, günlerini dinin güzellikleriyle geçirmiş bir adam var. Böylesi insanlara hürmet ve hizmet de her müslümana bir vazifedir” diyerek huzurunda edeple diz çöktüm ve musafaha ederken elinden hürmetle öptüm. Gösterilen yere oturduğumda can kulağıyla sohbetlerini dinlemeye çalışıyordum ama, tanışmanın dışında Kürtçe konuştukları için ana mevzu dışında çok bir şey anlamıyordum. “Alimlerin yüzüne bakmak da sevaptır” diyerek, arada bir öyle tatlı tatlı yüzüne bakıyordum.

Derken yanında oturan başka bir tanıdığım şeyh ve alim ona tabaka uzattı. Beraberce yaktılar. Yakarken de Asım Efendi Türkçe olarak, “Bazı hocalar buna haram diyorlar” dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm. Hep Kürtçe konuşurken bu sözü Türkçe söylemesindeki maksat herhalde bendim. Sanırım benim de öyle düşünmemi istemiyorlardı. Keşke hiç olmazsa bu sözleri duymasaydım. Kalbime bir hançer gibi saplandı kelimeler. İçim sızladı. Üzüldüm.

Sonra durup dururken bu üslup da neyin nesi? İçiyorsan iç be azizim, ama hiç olmazsa “sigara haramdır” diyen şeriat alimlerine sataşma… Bunu ondan duyan müritler, artık o fetvayı veren hocalara itibar ederler mi?

Doğu alimlerinde sigara içmeyen var mıdır bilmem, ama pişman olarak terk edenler vardır, bazılarını bilirim. Onlardan biri de benim hocalarımdan Muşlu Ahmet Efendidir. Önceleri çok içermiş. Ben tanıdığımda artık içmiyordu. Bir gün namaza giderken elinde sigara olan bir ihtiyara “bunu içme” dedi. Adam “haram mıdır?” dedi. Hocamız “pistir” dedi. Adam bir daha “haram mıdır?” dedi. O yine “pistir” dedi. Adam da sanırım attı.

Selef üleması hakkında açık dini delil olmayan, ancak zanni deliller ile hükme varılan konularda “haramdır” demek yerine “pistir, kötüdür, beğenmiyorum, hoşlanmıyorum” gibi kelimeler kullanırlardı. Sebebi, haram olmayana haram demek tehlikelidir. Çünkü helal ve haram kılmak ancak Allah Teâlâ’nın hakkıdır. O yüzden açıkça delil varken helala haram diyen, tıpkı harama helal diyen gibi icabında dinden çıkar. O alimlerin zanni deliller gerekçesiyle dikkatli davranarak böyle bir üslup kullanma sebebi de işte budur.

Evet, çağdaş alimlerimiz, “eğer sigara sağlığa ve nafakaya zarar veriyor ve israfa yol açıyorsa, kesinlikle haramdır” diyorlar. Sigara paketinin üstünde “sağlığa zararlıdır” diye açıkça yazıyor. Acaba bazıları bunu neden görmezler? Neden hala sigaranın mekruh olduğunu söylerler?

Kaldı ki mekruh, ısrarla devam edilecek bir şey midir? Küçük günahlar ısrarla devamlı yapılırsa büyük günah olmaz mı?

Tasavvuf, daha derin bir dini hayatı yaşamayı tercih yoludur. Tasavvuf ehli küçük günahları kendileri için “büyük günahlardan” sayarlar ve haramı, mekruhu terk konusunda çok büyük titizlik gösterirler.

Hatta sûfiler haram veya mekruha düşmemek için bir çok mubahları bile terk ederler. Onlar arasında “Be’se düşmemek için, bir çok la be’se bihi bile terk etmek gereği” hep konuşulmuştur. Zaten “şüphelilerden kaçınmak” bizim geleneğimizde bir esastır. Bu açıdan bakıldığında sigara mekruh bile olsa, mekruhu hafife almak, asla kabul edilebilir bir tavır değildir. Takva bunun neresinde dersiniz?

“Günahın büyük veya küçük olduğuna bakma, esas kime karşı yapıldığına bak” diyen tasavvuf erbabı nereye gitti Allah aşkına!

Hadi sigaraya haram değil de mekruh dediler. Ne fark eder? Sigara gibi her gün defaatle işlenen küçük günahlar karşısında ezilmeyen, haya etmeyen ve ürpermeyen bir sufi kalbi, hala ne diye nefis terbiyesinden, ruh tezkiyesinden ve kötü alışkanlıklardan kurtulmak için mücahededen bahseder ki?

Şahsen halktan çok duydum, onlar, hocalara, sakalı olanlara ve sûfîlere sigarayı hiç yakıştıramıyorlar. Boşa dememişler “halkın dili, hakkın dilidir” diye.

Öyleyse halka söyleyecek sözü olanlar, önce sigarayı terk ederek söze başlamalıdırlar.

Bu başlangıç bu sigara yasağının daha çok alana teşmil edildiği bu günlerde olursa, daha bir anlamlı ve önem kazanacaktır değil mi?


www.cemalnar.com

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.