Üçüncü iddianame ve iddialar...

Üçüncü iddianame ve iddialar...

Ergenekon davasında üçüncü iddianame de kabul edildi. Böylece şimdiye kadar mahkeme tarafından kabul edilip, dava sürecine taşınan iddianamelerin toplam hacmi, yaklaşık altı bin sayfaya ulaştı...
Ergenekon sürecinde gelişmeler hızla devam ediyor. İlk önemli gelişme, Danıştay’a yapılan saldırı ile ilgili davanın da Ankara’dan İstanbul’a taşınarak, Ergenekon kovuşturması çerçevesine sokulması oldu. Bunun akabinde de 2. ve 3. Ergenekon davalarının birleştirilmesi geldi. Üçüncü iddianame ile açılmış olan yeni davanın, öncekilere göre farklı bir özelliği var. O da, davanın esasının doğrudan bir darbe hazırlığı ve teşebbüsüne dayandırılması... Medyada parça parça yer alan iddianame bölümlerine burada tekrar yer vermeyeceğim. Zira yerimiz dar! Ama şunu söyleyelim, Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’ün; tanık sıfatıyla verdiği ifadenin de yer aldığı bu dosya, açık ve net bir biçimde, Türkiye’nin 2003-2004 yıllarında ciddi bir darbe tehlikesi ile yüz yüze geldiğini ortaya koyuyor.
1454 sayfalık iddianameye eklenen tam 180 adet klasördeki bilgi ve belgeler, bu konudaki faaliyetleri, şüpheye yer bırakmayacak şekilde deşifre ediyor... Bu arada, başlangıçta Ergenekon davasına “fasa fiso” diyenlerin önemli bir kısmı, gün ışığına çıkan korkunç miktardaki silah ve mühimmat ile diğer deliller karşısında, artık sazını saklamış bulunuyor. Ama kimileri de hâlâ daha, umutsuzca çırpınmayı sürdürüyor. Mesela Bööyyyük Gazetenin Yönetmeni ısrarla, davaya bakan yargıç ve savcıları; soruşturmada görev alan emniyet mensuplarını, alenen tehditle sindirmeye çalışıyor... Başyazarı da, sürekli olarak bu davanın esasen; hükümete karşıt görüşleri benimseyen, “muteber ve saygıdeğer” kimselere karşı yürütülen bir operasyon olduğunu ispatlamakla meşgul!.. İkide bir dinlemeye takılan bir paşa ile, kardeşi arasındaki özel konuşmaların sızdırılmasındaki vahameti işliyor.
Milyonlarca sayfalık doküman içinde, orada yer alamaması gereken bir iki paragrafa takılan bu kıdemli meslektaşımız, beri tarafta yüzlerce cinayetin, binlerce sabotaj ve bombalamanın, ülkeyi iç savaşa götürecek sayısız tertip ve tezgâhın varlığını görmezden geliyor. Yani ağaç ve orman misali... Evet, kişilerin özel hayatlarına ilişkin bilgilerin sebepsiz yere ifşa edilmesi hukuki değildir. Böyle bir şeyi kimse savunamaz. Ama bir de madalyonun öbür tarafına bakalım beyler:
Binlerce insanı en mahrem şahsi bilgilerine kadar fişleyen, onlarca, yüzlerce kişinin konuşmasını onların onayını almadan görüntülü kayda geçiren, sivil ve askerî devlet memurlarına şantaj yapmak üzere, onlara akla hayale gelmedik tuzaklar kuranlara niye hiçbir şey demiyorsunuz, ha?! Hadi Cumhuriyetle yaşıt diğer bir başyazar, bizzat darbecilik faaliyetleri içinde olduğu için; onun suçüstü yakalanma telaşı içinde savurduğu hezeyanlar, “sanık savunması” ile izah edilebilir. İyi de her vesile ile sureti haktan görünen, üstelik bir kısmının “hukukçuluk” sıfatı da bulunan, diğer bazı kalemlere ne demeli?
Peki bir sendika ağasının, işçilerin alın terinden kesilen 15.6 trilyonu, darbeci-çeteci faaliyetlere tahsis etmesine ne buyurulur? Ya “Bu halka güvenilmez, gözümüzü karartmalıyız...” diyerek, “ORDU GÖREVE” pankartları eşliğinde nümayiş yapan rektörler? Bu eylemler herhalde bilimsel çalışmanın bir parçasıydı değil mi? O rektörlerin, “Darbenin lideri” olduğu ileri sürülen eski Jandarma Komutanı ile yaptıkları illegal toplantılar da, eğitim-öğretim faaliyeti dahilinde idi herhalde!..
Beyler artık abuk sabuk yazılar yazmayı bırakın, komik oluyorsunuz komik...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi