27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 30°C Adana
    • 35°C Adıyaman
    • 24°C Afyon
    • 26°C Ağrı
    • 30°C Amasya
    • 30°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 31°C Artvin
    • 25°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 108.392 1.11
  • Altın: 143,552 0.13
  • Dolar: 3,5328 -0.58
  • Euro: 4,1224 -0.21

Hakkımı helal etmeme hakkım yok mu?

Abdulkadir Özkan

Abdurrahman Dilipak kardeşimin bir yazısından dolayı 260 bin lira tazminat ödemeye mahkum edilmesi, bu paranın tahsili için de evinin icra yoluyla satılması hadisesi nedense medyada yeterince yer almadı. Sanki olağan bir olaymış gibi davranıldı ve kabullenildi. Bana göre dehşet verici bir manzara ile karşı karşıyayız. Bu noktada aklıma gelen soru şu: "Acaba benzer duruma düşen gazeteci Abdurrahman Dilipak değil de Hürriyet, Milliyet, Vatan ya da benzeri gazetelerden birinin yazarı olsaydı medyada aynı sessizlik olur muydu?"...

Hiç sanmıyorum... Yer yerinden oynar, gündemin tek maddesi haline gelirdi. Görünen o ki, biz ve onlar ayrımı bütün dehşetiyle çeşitli kurumlarımızda sürüyor ve medya kendinden kabul etmedikleri neye maruz kalırsa kalsın onları ilgilendirmiyor.

Dilipak kardeşimin yargılanması ve arkasından 6 yıl devam eden gelişmeleri burada sıralayacak, bir diğer ifade ile işin hukuki sürecine yönelik ve bu sürecin hukuk kuralları dahilinde işlemediği yönündeki iddialara da girecek değilim.

Dilipak'ın evinin satılması ile noktalanan sürecin "Hakkımı helal etmiyorum" başlıklı bir yazısı ile başladığı ve neticede 260 bin lira tazminata mahkum edilmiş olmasının düşünce özgürlüğü açısından üzerinde durulması gerekir diye düşünüyorum. Bunun için Dilipak ile aynı düşünceyi paylaşmaya da gerek yoktur. Eğer bu iş böyle sürerse medyanın bir kesimini bu yolla susturmak gibi bir yolun önü açılmış olur ki bunun kimseye bir yararı olmaz.

Sanıyorum bugüne kadar bir köşe yazarının bir tek kişiye yönelik bir yazısından dolayı böylesine yüksek bir para cezasına çarptırılması olmamıştır. Kısacası ender bir durumla karşı karşıyayız.

Hukukçu değilim ama, tazminat davalarında tazminatın şikayetçi kişiyi zengin etmeye yönelik olmaması gerekir. Yani tazminat suçlu görülen kişiyi cezalandırırken davacının elde edeceği tazminat ile zengin olmasını hukuk sistemimiz kabul etmez. Halbuki Dilipak olayında davacıyı zengin edecek bir miktar söz konusudur ve davalı verilen cezayı ancak evi satılarak karşılayabiliyorsa bu işte bir yanlışlık yok mudur?

Hukuken bu işin geri dönüşü yok mudur bilemiyorum. Edindiğimiz biliye göre Dilipak karara itiraz etmiş ama süresi içinde yapmadığı için itiraz reddedilmiş. Tekrar ediyorum işin hukuki yönü ayrı bir konu ve hukukçular arasında tartışılması gerekir. Benim bu vesile ile üzerinde durmak istediğim husus eğer böyle bir yol açılırsa bazı çevreler fikrini beğenmediği gazeteci ve yazarları mahkemeler yoluyla susturabilirler. En azından bu yol açılabilir.

Bu köşede sık sık yargının polemik konusu yapılmasına karşı çıktım. Bağımsız ve tarafsız yargıya hepimizin ihtiyacı olduğuna dikkat çekmeye çalıştım. Ancak, Dilipak olayında tam bir şaşkınlık yaşıyorum. Dilipak'ın evinin icra yoluyla satılacağına dair ilk haberi okuduğumda biraz şaka gibi algılamıştım. Öyle görülüyor ki benzer durumun her an başka yazarların başına gelmesi de mümkündür. Hiçbir hakaret maksadı olmadığı halde yazdığımız bir yazıdan alınan bir kişi mahkemenin yolunu tutabilir. Ve benzer durumla günlük yazı yazmak durumunda olan herkes karşılaşabilir. Olayın içine birde sempati ve antipatiler girmeye başlarsa bu işin içinden çıkılması mümkün olmaz. Bu bakımdan tazminat davalarında hiç olmazsa üst sınırın kanun yoluyla açıkça belirlenmesi gerekir. İş bir hak aramadan öç almaya dönüştürülmemelidir. Eğer böyle olursa bugün öç aldıklarını düşünenler yarın şartlar değiştiğinde öç alınanlar arasına girebilir. Böyle bir ülkede bırakın yazı yazmayı, yaşamak bile zorlaşır. Düşünceye tahammülsüzlüğün sonucu bir yazarın evinin elinden alınması olmamalıdır. Mahkemenin kararının yerinde olup olmadığını tartışıyor değilim, işin insani boyutu üzerinde herkesi düşünmeye davet ediyorum. Bu olayda sizden bizden ayrımı olamaz, olmamalıdır.

Dilipak kardeşimin bu işin altından kalkacak inanca sahip olduğunu biliyorum. Kesinlikle yıkılmayacaktır ama vicdanlarda açılan yara nasıl telafi edilecektir işte esas sorun budur ve bunun telafisi gerekir.

Bu vesileyle "Benim bir kimsenin arkasından hakkımı helal edip etmeme hakkımın olup olmadığını" da sormak istiyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.