20 Ekim 2017 Cuma30 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:48Güneş 07:14Öğle 12:56İkindi 15:54Akşam 18:25Yatsı 19:44
    • 29°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 19°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 18°C Artvin
    • 27°C Aydın
    • 28°C Balıkesir
  • BIST: 108.489 0.05
  • Altın: 151,356 0.09
  • Dolar: 3,6718 0.38
  • Euro: 4,3266 -0.03

Batı, Doğu’ya adalet değil çıkar penceresinden bakar

Abdulkadir Özkan

Başlığı "Hristiyan dünyası İslam dünyasına adalet değil sadece çıkar penceresinden bakar" şeklinde de atmak mümkündü. Bu takdirde Batı'nın sömürü alanı daraltılmış olurdu. Denebilir ki Batı denen kültürel temelini Hristiyanlığın oluşurduğu dünya kendi dışında kalanlara adalet götürmek gibi bir derde tarihin hiçbir döneminde sahip olmamıştır. Batı'nın sömürüsünden Afrika'dan Yakın ve Uzak Doğu'ya hatta Amerika kıtasındaki tüm ülkeler zarar görmüştür. Zenginlikleri hep bu emperyalist güçler tarafından talan edilmiştir. ABD'nin kuruluşu bile bir milletin imhası üzerine bina edilmiştir. Bir milleti yok etmişlerdir. Tüm bunlar dünyanın meçhulü değildir. Ne var ki, İslam dünyasının şu ya da bu sebeple gerilemesi karşısında meydan emperyalist güçlere kalmıştır. Bu güçler bir yandan tüm dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürmüş öbür yandan kültürlerini yok ederek kendi adaletten uzak, gücü üstün tutan materyalist kültürlerini hakim kılmaya çalışmışlardır. Bugün İngilizce yeryüzünde en yaygın dil ise bunun sebebi işgal ettikleri her yerde kendi dillerini dayatmış, zorunlu hale getirmiş olmalıdır. Ancak artık bu zalim anlayış zevale yüz tutmuştur. Bu yıkılışın çabuklaşması ise hak ve adaleti esas alan İslam'ın hakim olduğu ülkelerin yeniden güçlenmesine bağlıdır.

Bütün bunları Başbakan Erdoğan'ın ABD'de yaptığı konuşma hatırlattı. Başbakan'ı televizyonlarda dinlerken benzer şeyleri en azından 35 yıldır bizlerin de söyleyip yazdığını düşündüm. BM'nin yapısına yönelik eleştirileri, küresel soruların çözülebilmesi için önce BM'nin değiştirilmesi gerektiğini söylemesi, AB'ye yönelik "Adalet istiyoruz" çağrısı peş peşe bazı soruları akla getiriyordu. Elbette Başbakan bu gerçekleri gördüğü bir rüya üzerine hatırlamış olamaz. O bakımdan adalet beklemenin nafile olduğunu bilerek nasıl oldu da iktidar olduğu günden bu yana AB'ye girebilmek için yoğun çaba gösterdi. Hatta, niçin ülkemiz aleyhine pek çok ev ödevini Türkiye olarak yerine getirdik? Niçin bu adalet duygusundan zerrece payını almamış AB topluluğuna her yönü ile benzeyebilmek için hala çaba sarf ediyoruz. Bu arada Başbakan'ın BM Güvenlik Zirvesi'nde nükleer silahları imha kararı alan 5 üye ülkeye "hemen imha edin" çağrısı ve İsrail'i işaret ederek özellikle Ortadoğu'da kimsenin nükleer silaha sahip olmamasını istemesi doğru ve yerinde tespitler. Ancak, daha bir hafta önce İsrail'in ilk defa sahip olduğu nükleer silahlar sebebiyle BM'de aleyhine bir kararın çıkmasını Türkiye'nin engellemiş olmasını nasıl izah edeceğiz. İsrail'in elindeki nükleer silahlara karşı bir şey yapılamazken İran'ın sürekli olarak tehdit gösterilmesi, İsrail ve ABD tarafından vurulmakla tehdit edilmesi karşısında Türkiye'nin net bir tavrının olduğunu söylemek mümkün mü?

Başbakan'ın BM, AB ve nükleer silahların imhası konusundaki sözlerine tamamen katılıyorum. Bu sözler bizim de yıllardan beri savunduğumuz düşüncenin bir ifadesidir. Ancak, doğru sözler etmek yetmiyor. Bu sözler doğrultusunda dış politika belirlemek ve uygulamak gerekiyor. Başbakan Türkiye'nin AB'ye ilk müracaatının bundan yaklaşık 50 yıl önce olduğunu, geçen bu süre içinde AB'nin Türkiye'ye karşı hep dışlayıcı bir tavır takındığını bilmez mi? Elbette bilir. Buna rağmen iktidara gelir gelmez ilk işleri AB kapısını zorlamak oldu. Hatta Türkiye'deki AB yandaşları bile havaya girdiler. Kısa bir sürede üye olunacağı hayaline kapıldılar. Bizler ise köşemizde hep "AB bir Hristiyan Birliği'dir. Müslüman bir Türkiye'yi aralarına almayacaklardır. Almaları için bizim tamamen kendilerine benzememiz gerektiğini" tekrarlayıp durduk.

BM'nin 5 üye ülkenin kontrolü altında olduğunu, sadece bu 5 ülkenin ve bu ülkelerin desteklediklerinin çıkarlarını koruduğunu yıllardan beri yazıp çiziyoruz. Ve bu düzenin değiştirilmesinin mümkün olmadığını düşünerek İslam ülkeleri arasında yeni bir BM oluşturulması gerektiğini savunuyoruz. Elbette bunun yapılması sanıldığı kadar kolay değildir. BM'de İslam ülkelerinde temsil hakkı sağlanmadığı takdirde karşı bir adım atılacağı deklare edilebilir, BM'nin İslam ülkeleri için bir hak arama mercii olamayacağı ifade edilebilirdi. Tüm bunlar yapılmadı.

Geçmiş üzerine takılıp kalmak işe yaramayabilir. Madem ki Başbakan Erdoğan yukarıya aldığımız tespitlerini tüm dünyaya ilan etmiştir o zaman bundan sonra bu doğrular çerçevesinde bir dış politika takibi önemlidir. Aksi halde doğru şeyler söyleyerek yanlışta ısrar edilmiş olacaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.