22 Temmuz 2017 Cumartesi28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:53Güneş 05:44Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:38Yatsı 22:20
    • 29°C Adana
    • 28°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 30°C Antalya
    • 25°C Artvin
    • 25°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,630 1.09
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Yargı nereye hesap verebilir?

Abdulkadir Özkan

Bu köşede hazırlık soruşturmalarının yargıdan önce medyaya yansımasının mahsurlarını zaman zaman dile getiriyorum.. Çünkü, hazırlık soruşturmaları ile iddianamelerin mahkemeden önce medyaya yansıması ve tartışmaya açılması pek çok kişinin yargısız infazına yol açıyor.

Son yıllarda özellikle telefon dinlemelerinin moda olması ile pek çok kişinin aralarında yaptıkları halk arasında geyik muhabbeti olarak nitelendirilen birtakım konuşmalar iddianamelerde yer alıyor ve bunlar yargıdan önce medyaya sızıyor ya da sızdırılıyor. Bunun sonucu olarak bazı kişiler olayla ilgileri olmadığı halde kamuoyunda linç ediliyor.

Telefon dinlemelerinin delil olup olmayacağı ayrı bir konu ve hakimlerin bileceği bir husus. Telefon dinlemeleri ile polisin pek çok suçluya ulaştığını, önemli olayları aydınlattığını da biliyoruz.

Ancak, mahkeme bir kişinin suçluluğuna karar vermediği sürece zanlıdır ve suçlu sayılamaz. Bu ilke sadece Türkiye'de değil tüm dünyada hukukun ana kaidelerinden biridir. Aksi halde bazı kişilerin mahkeme kararından önce suçlu ilan edilmesi medya ya da birtakım kişilerin kendilerini mahkemelerin yerine koyması anlamına geliri ki böyle bir durumda adaletin tecelli etmesini beklemek boşunadır.

Aslında hazırlık soruşturmalarının yayınlanmasını yasaklayan yasa hükümleri bulunmakla birlikte bu hüküm genellikle uygulanmıyor.

Son zamanlarda hatırlanan yasa hükmü sebebiyle açılan davalar ise akıllarda soru işaretleri oluşturuyor. Çünkü, devam eden mahkemeler hususunda yayın yapmanın yasak olduğu bugün ortaya çıkmış bir hüküm değildir.

Hep misal olarak verdiğim gibi 28 Şubat sürecinde yapılan yayınların tümü ya hazırlık soruşturmalarının tefrikası ya da devam eden yargılamanın etkilenmesine yönelikti. Ne var ki o yıllar hazırlık soruşturmalarının yayınlanmasının yasak olduğu, devam eden yargılama ile ilgili yayın yapılmasının yasa tarafında engellendiği kimsenin aklına gelmedi. Şimdilerde Ergenekon davaları sebebiyle bu yasa hatırlandı.

Ve davalar açılmaya başlandı gazeteci ve yazarlar hakkında. Açılan davaların da bir ayrıma tabi tutulduğu dikkati çekti.

Eğer Ergenekon davası lehinde haberler ve yazılar yazılıyorsa dava açılması, aksi durumda dava açmaya gerek duyulmaması ister istemez yargının tarafsızlığını tartışma konusu yaptı.

Peki yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirirse ne olur? Bir diğer ifade ile yargı nereye hesap verir?

Bu noktada Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın "Hesap vermeyen yargı felakettir" şeklinde özetlenebilecek konuşmasından bazı aktarmalar yapmak istiyorum. Sayın Kılıç uzun konuşmasında şu hususlara özellikle dikkat çekiyor:

"Hakim, vicdanında kurulan mahkemede tarafsızlığını etkileyecek duygularına, öznel düşüncelerine ve öfkesine kayıtsız kalmak zorundadır.

Etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini koruyan yargıç, tarafsızlığın onurunu yücelterek yaşayacaktır. Sokrates'in ifadesiyle 'Hakimden beklenen adaleti lütfetmek değil, yasaları doğru uygulamaktır.

Tevfik-el Hakim de, 'Yasa maddeleri, uygun zamanlarda istediklerimizi vurmak için elimize tutuşturulan silah değildir' derken de, yargı yetkisinin vicdanlara emanet edildiğini vurgulamaktadır.

Aksi yönde halkın iradesini yansıtmayan, evrensellikten uzak kirli kurallar ve bunu uygulayan kirli vicdanlar toplumu asla arındırmaz."

Sayın Kılıç konuşmasında demokrasilerde iktidarların etkili biçimde sınırlandırılması gerektiğine dikkat çekerken yargı konusunda şu hususa dikkat çekiyor:

"Sadece yasama ve yürütme organlarını değil, yargı iktidarını da kastediyorum. Hesap vermeyen yargının sınır tanımazlığı felaketlerin en büyüğüdür. Anayasa mahkemeleri siyasi iradeyi vesayet altına almaya çalışırsa meşruiyet krizi doğar."

Sanıyorum bu noktada, Yargı nereye hesap verecek? Böyle bir mekanizmanın oluşturulmasının yine yargı yolu ile engellenmesini sağlamak mümkün mü? soruları cevap bekliyor.

Sayın Kılıç'ın elbette bu sorulara cevabı vardır. Ancak, ülkemizde sisteme yönelik değişiklikler kolay gerçekleşmiyor.. Hatta gerçekleştirilemiyor..

Hem de bunun gerçekleştirilmesini engellemekte mevcut anayasa ve yasalar kullanılıyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.