23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 20°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 152,986 1.22
  • Dolar: 3,7141 1.19
  • Euro: 4,3624 0.88

Hürriyet'e Şato'dan gelen yazar...

Hüseyin Gülerce

Olayı, ilk Zaman ortaya çıkardı. 22 Eylül'de Büşra Erdal'ın, "Üniversitede büyük fişleme" başlıklı haberinden öğrendik ki, Ergenekon davası dosyasına giren 47 sayfalık bir fişleme raporu var. İstanbul Üniversitesi'nin bütün faaliyetleri ayrıntılı şekilde takip edilmiş.

Yine öğreniyoruz ki, İstanbul Üniversitesi Adlî Tıp Enstitüsü'nün 18 yıl müdürlüğünü yapan Prof. Dr. Sevil Atasoy da, kurumunda çalışanları fişlemiş ve raporunu 1. Ordu Komutanlığı'na göndermiş. Kara Kuvvetleri'ne iletilen bu bilgiler, ana rapora '11 Temmuz 2005 tarihli ek rapor' olarak ilave edilmiş.

Prof. Dr. Sevil Atasoy, 1987'den beri sürdürdüğü İÜ Adli Tıp Enstitüsü müdürlüğü görevini 26 Mayıs 2005'te bıraktı. Şimdi sıkı durun. Kendisinden önce aynı görevi babası Şemsi Gök yürütüyordu. 1972-1987 yılları arasında, Sevil Hanım da babasının yardımcısıydı. Yani verdiği raporlarla, bir adamı ipe de götürebilen, ipten de alabilen bir kurumun içinde ve başında, toplam 33 yıl görev yapan ve TSK'nın üst yöneticileriyle dirsek temasında bulunan birinden söz ediyoruz.

Devam edelim. Haberin ertesi günü Taraf'ta Atasoy'la yapılmış bir röportaj çıktı. Atasoy şöyle diyordu: "Raporu ben yazmadım. Bilgiler bana ait, gönderen Ümit Sayın..." Prof. Atasoy, dönemin 1. Ordu komutanı, bugün Ergenekon sanığı emekli Org. Hurşit Tolon'a, kurumla ilgili bilgi verdiğini de doğruluyordu. Gerekçesi de şu: "Akıl danışmak için görüştüm. Adli Tıp'taki yeni yapılanmaya ilişkin kaygıları sadece ben değil Enstitü'de görevli çok kişi de dillendirmeye başlamıştı. İçimizde 'nereye gidelim, kime anlatalım' diye bir tartışma yaşanıyordu. Tartışmalar sonucunda Hurşit Tolon Paşa ile görüşmeye karar verdik."

Akademisyenler, kendi meslektaşlarını fişliyor. Dertlerini rektöre açmıyor. Basına aksettirmiyor. Akıl danışmak için, kalabalık bir grup olarak 1. Ordu komutanına gitmeyi kararlaştırıyorlar. Demokrasi terbiyesi, meslek ahlakı ve onuru, insanî ilişkiler sorgulanmaz mı bu olayda?

Daha bitmedi. Alper Görmüş'ün Taraf'taki tespitlerini de özetleyelim. Fişleme raporlarının Tolon'a ulaştırıldığı günlerde Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Atasoy, 11 Eylül 2005 tarihinde Hürriyet gazetesinde yazmaya başlıyor. Ama çok özel bir ilgi görüyor. Yazıların anonsu, sürmanşetten veriliyor. Hürriyet'in yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, bu yeni yazara özel bir teveccüh gösteriyor ve Atasoy'la tam sayfalık bir röportaj yapıyor. Özkök, bu yadırgatıcı tercih için, "Söyleşiyi tamamen kendi merakım yüzünden ben yaptım." diyor. Fakat bu söyleşiden iki ay kadar önce (21 Temmuz 2005'te), bugün Ergenekon tutuklusu olan eski adlî tıpçı Ümit Sayın'ın, bugün Ergenekon delil klasörlerinde yer alan bir "MSN" yazışmasında konu şöyle geçiyor:

"Atasoy aradı... Bugün Ertuğrul Özkök ile görüşmüş... Sıkı dur... E. Özkök, Atasoy'un Şato'ya gittiğini biliyormuş ("Şato"nun Ergenekon jargonunda Birinci Ordu karargâhı olduğu düşünülüyor.-A.G.) Atasoy'a özel bir sayfa yapmayı teklif etmiş. Sonuçta Hürriyet'te her istediğimiz haberi çıkartma serbestisi veriliyor bize... E. Özkök bir şeylerin kokusunu almış hocam. O yaş tahtaya basmaz... Şato'ya gittikten 1 ay sonra bu teklifi veriyor."

Pekiyi, sonra ne oldu? Hürriyet ve yayın yönetmenini, sıkıntılar bastı. Ergenekon ve medya sorgulanırken, bu kadar mızrak hangi çuvallara sığacaktı? Atasoy'un işine sessiz sedasız 17 Mayıs 2009'da son verildi.

Her biri tek başına, ülkeyi sarsacak bu olaylar, dürüst gazeteciliğin değerini de, sorumluluğunu da artırıyor. Artık çoğuna yetişemiyoruz, olayların öneminin ve gerçek boyutlarının gösterilmesinin hakkını veremiyoruz. Şu Ergenekon davası, hiçbir işe yaramasa, sadece Türkiye'deki bataklığı, çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu, jurnalcileri, kimlerin kimlerle iş tuttuklarını, herkesin gözleri önüne serdiği için bile asrın davasıdır. Kimilerinin gemisi batıyor ama orkestraları çalmaya devam ediyor...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.