23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 28°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 21°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 18°C Artvin
    • 25°C Aydın
    • 26°C Balıkesir
  • BIST: 107.673 -0.75
  • Altın: 151,891 0.50
  • Dolar: 3,7069 0.99
  • Euro: 4,3562 0.74

Nasıl olacak?

Ahmet Taşgetiren

Bir düğün vesilesi ile Adana'dayız.
Akşam düğün evi kına gecesi yapıyor, biz de düğün davetlilerinden bir grupla, baraj gölü kenarındaki bir çay ocağının minik masa ve taburelerine oturmuş sohbet ediyoruz.

Konu açılım.

Adanalılar adına kaygılar dile getiriliyor.

Ben de kendimce olan biteni yorumluyorum.

Bir ara çay ocağının sahibi olan 30'lu yaşlardaki genç adam geliyor ve "Konuşmalarınızı dinler gibi oldum" diyerek söze karışmak istiyor.

"Kürt'üm" diyor.

Sonra bir ayrılık halinde neler olabileceğine dair tahminlerini dile getiriyor.

Tahminleri öncelikle "Kürtler" adına kaygı ile yüklü. Sonra "Bu nasıl olur, bu olmaz" türünden sözler söylüyor.

"Kim nasıl ayrılıp da kendi bölgesine gidecek, gönderilecek?" sorusunu soruyor.

"Orada 10 yıl yaşanmaz, çünkü geçinecek şartlar oluşmaz, bu tarafa gelmek isterler ve harp çıkar" diyor.

Bu arada, jestinden mimiğinden, sözlerinin satır aralarından bize söyleyemediklerinin var olduğunu hissediyoruz. Tabii ki söylenemeyenlerin "Kürtler'in de sorunu var" cümlesi etrafında toplanacağını tahmin ediyoruz.

Ben "Evet, diyorum, aslında Kürtler'in de sorunu var. Ama sorunu olan sadece Kürtler değil. Türkiye'de belki herkesin bir şekilde sorunu var ve bir kısım Türkler gibi bir kısım Kürtler de sorun üreten sistemin su başında bulunurken, bir kısım Türkler, Kürtler ve ötekiler sistemin mağduru oluyorlar."

"Başörtülü Kürt kızı Rojda" başlıklı yazımı hatırlatıyorum.

"Kürt sorunu çözülse, başörtülü Kürt kızı Rojda, rektörü Kürt, kapıdaki güvenlik görevlisi Kürt olan üniversiteye gelse, kapıdan içeri alınmayabilir" diyorum.

Sorun yumak yumak.

Ve sorunu çözdüğünü zannedenler, bir noktada tıkandıklarının farkındalar ama dostlar işbaşında görsün türünden kapışmalardan da kaçınmıyorlar.

Adana'da, göl kenarında muhtemelen hiçbir yasal imkâna sahip olmadan çay ocağı işleten şu genç Kürt delikanlısı, Türkiye gerçeğini biliyor.

Neyin nerede tıkanacağını biliyor.

Ama gelin de işin içinden çıkın.

Cumhurbaşkanı Gül, Meclis'te güzel şeyler söyledi. Ne dedi?

"Farklılıkları zenginlik kabul etme, farklılıklardan korkmama, farklı renklerin birleşmesi ile millet denilen birliği oluşturma, birlik fikrini koruyarak farklılıkları yönetme, farklılıklarla büyüme, çeşitlilik içinde birliği temin etme, devlet ve farklılıklar ilişkisini doğru yönetme... Bunun için milletten gelen taleplerin karşılanması... Tek millet ile farklılıkları koruma, farklılıkları korurken millet adacıkları oluşturmama..."

Bu iyi bir çerçeve.

Ama hadi gelin de yapın bunu.

Sayın Cumhurbaşkanı, hukuk devletine vurgu yaparken "devletin bir görünen bir de derin yüzü" bulunamayacağını, devleti ve rejimi koruma bahanesiyle hukukun dışına çıkılamayacağına işaret etti ki bu da çok önemli.

Ona da söyleyeceğim şey aynı:

Hadi gelin de yapın bunu.

Bunlar iç içe şeyler aslında.

Ama, yıllar içinde şirazesi kopmuş bir sistem yapılanmasından söz ediyoruz.

Zihinler darmadağın olmuş.

Roller darmadağın olmuş.

Statüler darmadağın olmuş.

Ve adeta yağma zihniyeti ile "Kim neye el koyarsa ona sahip olur" gibi bir anlayış gelişmiş.

Aslında, bütün o statülerin sürdürülemez olduğu bugün artık ayan beyan ortaya çıkmış.

Her şey tıkanma halinde.

Ve bu tıkanmaları ortadan kaldırmak için, yine fırsatçılıkla üretildiği zannedilen çözüm ihtimalleri de sürdürülemez nitelikte.

Şimdi, Kürtler adına politika yapanların uzun vadede bir ayrılma peşinde olduğunu zannediyoruz, değil mi?

Ama nasıl olacak bu iş, diye sorduğunuzda da karşınıza tıkanma çıkıyor.

Aslında, Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye için "İdeal olan"ı söylüyor.

Bu toprakların ana damarını söylüyor.

"Ama o iş nasıl olacak, geçmişte nasıl oldu"ya gelemedi henüz Türkiye...

Onu Cumhurbaşkanı da, hükümet de söyleyemiyor.

"Bu toprağın ana mayası neydi ki, o maya, bu ülke insanlarını bu toprakları savunmak için Çanakkale'de buluşturdu" sorusunu henüz soramıyor.

Ben şunu derim:

Açılım konusunu değerlendirirken, devlet-halk, Türk-Kürt herkes, pazarlık zihniyetinden kurtulup, sağduyu hassasiyetini yüklenmeli. Sürdürülemez olanın peşinden kıyametler koparmak yerine, bu topraklarda yaşayan herkesi mutlu kılacak formülleri aramalı. Bağcı dövmek yerine üzüm yemeyi tercih etmeli.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.