24 Temmuz 2017 Pazartesi28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 27°C Adana
    • 28°C Adıyaman
    • 18°C Afyon
    • 20°C Ağrı
    • 20°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 25°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,669 -0.01
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Alimler ve Yıldızlar

Cemal Nar

Alimler bir milletin yıldızlarıdır. Karanlık gecelerde yol gösteren yıldızlar. Mehtabı süsleyen ve gecelerimizin üstüne mutluluklar akıtan yıldızlar. Bir millet onların kıymetini bildikçe yıldızlara kadar yükseliler.

Ama devran her zaman talihli dönmez. Bazen katran misali adamlar, kömür gibiler de yıldızlar olur toplumda. Yarı çıplak soytarılar, güzel öten sözde bülbüllere de yanılır yıldız derler. Onlar şanı, şöhreti, serveti toplarken, ilim ve sanat adamları bir köşede unutulur giderler. Bir dansöz veya rakkase ölse haber olur da, bir alim ölse bazen kimseler duymaz. Tıpkı bu günlerdeki gibi.

Evet, şehrimizin biricik hadis profesörü Ahmet Demirci ölmüş, kimsenin haberi yok. Ne gazetelerde yer aldı, ne televizyonlarda. Samimi duamdır, Allah tövbe nasip etsin, Asena ölseydi bak neler olurdu!

Adını, iznini almadığım için vermek istemediğim, şimdilerde bir İlahiyatta üst düzey bir görevde bulunan bir dostum, yıllar önce Maraş’ın bir caddesinde yürüyordu. Gözlerime inanamadım. “Hayal mi görüyorum?” diye gözlerimi açtım kapadım. Hayal değil, gerçeğin ta kendisi idi. Bu yiğit ve yağız ilim yolcusu burada ne arardı ve bizim neden haberimiz olmazdı?

Kucaklaştık. Meğer tayini bir kasaba Orta Okuluna çıkmış din dersi öğretmeni olarak. O da Maraş’tan bir ev tutmuş. Gidiş geliş yapacakmış. Sitem ettim, “neden haberimiz yok” diye. “Ben öyle istedim” dedi. Israr edince hayatımda unutamadığım birkaç depremlerden birisini daha yaşadım:

“Seninle karşılaşmasaydım, kimseyle tanışmak istemiyordum. O kasabadan uzakta, Kahramanmaraş’ta ayakkabı boyayarak biraz ek gelir elde etmek istiyordum…”

Yuh olsun bu hayata!

Yazıklar olsun bu sisteme!

Yuh olsun değerleri tepetaklak eden bu dünyaya!

Çökmüştü. Çok çalışmıştı bir üniversitede öğretim üyesi olmak için. Kaç yerde hakkı yenmişti. Sınav sonrasında “Hak senin ama…” demişlerdi. Küskündü, kırgındı, bıkkındı… Dediği ne derece gerçekti, kestiremedik.

“Olmaz öyle şey!” dedik. Olmadı da çok şükür. Evini öğrendik, dostlarla tanıştırdık, yeniden kitaptan konuştuk… gözleri ışıl ışıldı. Canlanmıştı. Adeta dirilmişti yeniden. Şehrimizden ayrılırken “burası asr-ı saadetten kalma bir yerdi benim için. Sizi hiç unutmayacağım” dedi yeni kazandığı dostlarına ve de öyle de oldu.

Yıllar sonra dinledik kendisinden, yeni hamleler yapmıştı, inanılmaz fedakarlıklara katlanmıştı, doktorasını vermiş, bir İlahiyata girmiş ve birisinin başında üst düzey bir yönetici olarak hizmet veriyor şimdi…

Azmini, iradesini ve istikametini ne kadar kutlasak azdır. Tarihte böyle zorlukları görüp de yön değiştiren az değildir.

Anlatılır ki, İranlıların Ubeyd-i Zâkânî adında hikmet ile nükteyi birleştiren değerli bir şairi vardır. Bu zatın latifeleri, fıkraları çok meşhurdur. Ubeyd ilk zamanlar kendisini ilme ve felsefeye veriyor. Büyük çaba harcayarak bir edebiyat kitabı yazıyor ve o zamanın âdetine uygun olarak bunu Şiraz hükümdarı Ebû İshak'a takdim etmek üzere huzuruna çıkmak istiyor. Şahın mabeyincisi:

- Şevketlû efendimiz şimdi maskarasıyla eğlenmektedir. Yanma girilemez, diye onu huzuruna sokmuyor. Şair o zaman şöyle bir rubai söylüyor:

"İlimde ve hünerde benim gibi ilerlemeye çalışma ki, büyükler katında önemsiz görünüp hakarete uğramayasın. Sen zamane adamlarının gözlerine girmek istersen arsız ve yüzsüz ol, dalkavukluk et, çalgı çal!"

Bu zat daha sonra ilimle uğraşmayı bırakıyor. Hikmetli, fakat çok iğneli cümlelerle, nüktelerle, fıkralarla uğraşıyor. Bu hareketini iyi görmeyip çekiştirenlere karşı da yine şöyle bir rubai ile cevap veriyor:

"Ey hoca! Gücün yettiği kadar ilim tahsil etmekten vazgeç. Çünkü böyle yapmazsan bir günlük nafakam kazanmakta bile güçlüklerle karşılaşırsın. Var git, maskaralığı kendine sanat yap, çalgıcılık öğren de, büyük küçük herkes sana itibar etsin!”

Tarih tekerrürden ibaretmiş. Bugün de şarkıcılara, çalgıcılara, meddahlara, oyunculara “yıldız” diye itibar edildiği halde, gerçek ilim adamlarının, hakiki sanatkârların yüzüne bile bakılmıyor.

Bir toplumda ilim adamlarına verilen değer, o toplumun değerinin bir göstergesidir.

www.cemalnar.com

Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.