16 Ocak 2017 Pazartesi18 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:49Güneş 08:20Öğle 13:21İkindi 15:46Akşam 18:09Yatsı 19:34
    • 15°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 8°C Afyon
    • 10°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 12°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 9°C Aydın
    • 5°C Balıkesir
  • BIST: 81.618 0.12
  • Altın: 145,952 1.81
  • Dolar: 3,7756 0.59
  • Euro: 3,9955 0.21

O Kanun Varken…

Cemal Nar

Yiğit Bulut Hızlı başladı Habertürk’de. Gördüğüm kadarıyla başarılı da. Tartışma programları izleniyor.

Basından öğrendiğime göre yine hızlı bir tartışma yaşanmış programlarında. Hak ve Eşitlikler Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu Habertürk'te şok yaşatmış. Okuyalım:

“Emekli asker Osman Pamukoğlu, Gazeteci Yazarlar Ayşe Böhürler, Can Ataklı ve Altan Tan'ın katıldığı Basın Kulübü programında Atatürk için 'tanrı değildir, dokunulmaz değildir' diyen Altan Tan'ı dilini yakmakla tehdit etti.

(Ben bu yazıyı yazdıktan sonra o tartışmanın tekrarını izledim. Bir nüansı belirteyim, anladığım kadarıyla o tehdit “ben yakarım” şeklinde değil, “yakarlar” şeklinde idi. Tabi bu bile hoş değil. Bir de “Atatürk sıradan insan değildir, ona şirk koşulmaz, yaptıkları tenkit edilmez, sorgulanamz” ifadeleri de ilginçti. Bu “şirk”i Böhürler sordu ama cevap alamadı.)

Bu tehdit karşısında 'Benim dilimi yakmaya hiçbirinizin gücü yetmez' diyen Altan Tan'la önce Pamukoğlu sonra da Can Ataklı sert bir tartışmanın içine girdi. Tartışmayı sonlandıramayan Yiğit Bulut yayına ara vermek zorunda kaldı.

Aynı programda ilginç türban-başörtüsü tartışması da yaşandı. Osman Pamukoğlu, Ayşe Böhürler'in 'Benim başımdaki nedir, türban mıdır başörtüsü müdür?' sorusuna 'hiçbirisi değildir' deyince Böhürler 'o zaman benim başımdaki türbaştır' deyince stüdyoda bir anda kahkalar yükseldi.

Osman Pamukoğlu, Ak Parti'nin türbanla işi batırdığını iddia ederken başörtüsüne kendilerinin de geçit vermeyeceğinin altını çizdi.”(http://www.habervaktim.com/haber/90090/ataturk_tanri_degildir_diyenin_dilini_yakarmis.html)

Bazı arkadaşlar tv. programlarında terörle mücadelesine bakarak ondan bir kurtarıcı gibi bahsediyorlardı. Ben de incitmemek için sadece gülerek “askerden idareci olmaz” görüşümü te’yid ediyordum.

Evet, asker emekli bile olsa, askerliğini unutmuyor. Nitekim Pamukoğlu da “her insanın aldığı eğitim onu şartlar. Biz de Atatürk hakkında böyle eğitim aldık, başkalarından farklı bakarız, onu sorgulatmayız” anlamına gelen sözleriyle aynı gerçeğe işaret ediyordu. Hoş, programda Atatürk’e hakaret yoktu zaten. Ancak eleştiri vardı, sorgulama vardı.

Yakınlarda bir dostuma asker emeklisi kardeşini sordum. “Konuşmuyoruz” dedi. “Hayırdır?” dedim. “Yahu adam evi kışlaya çevirdi. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap. Geçen tepem attı, ‘seni gebertirim lan!” diyerek üstüne yürüdüm, biraderler tuttular. Ondan sonra görüşmüyoruz şükür” dedi.

Bu sadece askerler için mi geçerli? Hayır efendim, belki onlarda biraz daha fazla. Yoksa her meslek için az çok geçerlidir bu ve gayet de normaldir. Bir hoca, emekli olunca hocalıktan çıkar mı? Bir öğretmen emeklisini, azıcık konuşturun, hemen tanırsınızmesleğini. Orman mühendisi emekli olunca bile ormanda mühendistir.

Emekli askerlerin hayata intibak edemeyip bir garip yaşam sürdürdükleri üzerine bir hayli fıkralar da vardır. Ama sanırım bunun da istisnaları vardır. Onlar alınmasın diye fıkra yazmayacağım.

Evet, fıkra yazmayacağım ama, yukarıda yaşananın fıkradan farkı mı var sanki? İnsanlar keşke Pamukoğlu’nu izleselerdi, gerek kalmazdı fıkraya. Emekli asker Osman Pamukoğlu, Atatürk için 'tanrı değildir, dokunulmaz değildir' diyen Altan Tan'ı “dilini yakarlar” diye tehdit etmiş.

Kesmekle değil, yakmakla tehdit. İlginç değil mi?

Farkı ne?

Farkı şu; “dilini kesmek” büyükler için kullanılır. Çünkü değişmez artık, büyümüştür, ancak kesersen kurtulursun. “Dilini yakmak” çocuklar için kullanılır. Kötü söz söylerse, “cızzz” diye bu tehditle, ya da gerçekten yakarak vaz geçirilir. Bazen de yakma yerine biber atılarak bir nevi yakılır bilirsiniz.

Demek asker emeklisi yeni parti lideri, karşısındakini çocuk yerine koyuyor. Maazallah bu başbakan olsa ne olacak? Ona göre herkes çocuk. Her emrine mutlak itaat isteyecek. Akla mantığa yatar mı yatmaz mı, ona bakmayacak. Aksi tutumda olanın dilini yakacak. Ne âlâ demokrasi değil mi?

“Nerden çıkardın bunu?” diyenlere: “Atatürk tanrı değildir diyenin dilini yakarlar” sözünden çıkardım derim.

Sorarım sizlere, Allah aşkına söyleyin, bu sözde akıl mantık var mıdır?

Atatürk’ün tanrı değil, yiyen, içen, eceli gelince de ölen bir insan olduğunu elbette o da bilir. Ama niye böyle söyler? “Var mı bunun bir izah tarzı?”

Bence bunun izahı yoktur. Sadece “askerlik kalıntısıdır” bunun izahı.

Atatürk kimdir? Neler yapmış ya da yıkmıştır? Çocukluğumuzdan beri bu tür tartışmalar içinde yaşadık. Ben bin kere dinlediğim bu tartışmalardan bıktığım için artık bu tür tartışmalara kulak asmıyorum. Ancak yeni bir bilgi olursa onu çaktırmadan dinliyorum. O da nadirattan oluyor.

Neden?

Hakkında koruma kanunu var da ondan. Hakkında koruma kanunu olan birisi hakkında konuşmak, bence samimiyeti yok eder.

Çünkü çok gördüm, adama “Atatürk’ü seviyor musun?” diye soruyorlar. Adam “seviyorum” dese, “hadi ordan, sen sevmezsin, takiyye yapıyorsun” diyorlar. Bu bir hakarettir.

Yok, mesela şu “teke tek” deki Nuray Canan Bezirgân kardeşimiz gibi “başıma bir iş gelmeyecekse sevmiyorum” dese, örneği işte o kızımız, yine hakaret ederek linç etmeye çalışıyorlar.

Hepimiz de biliyoruz ki bu ülkede Atatürk’ü seven de var, sevmeyen de. Sevmediği halde “seviyorum” diyen bir sürü “istismarcılar” da var, “takiyyeciler” de. “İstismarcılar” menfaat devşirmek için, “takiyyeciler” de kendilerini muhtemel zararlardan korumak için, içi başka dışı başka bir samimiyetsiz insan durumuna düşüyorlar.

Sonuçta o koruma kanunu var oldukça her konuşan zan altındadır ve hakareti bir şekilde hak etmiştir. Daha dün “Mustafa” diye film çeviren Can Dündar’ın başına neler geldi biliyorsunuz. Ona bunlar yapılırsa artık hükmü siz verin. Öyleyse durup dururken Atatürk’ten bahsedip de hakaret yemenin ne anlamı var? Susmak en hayırlısı.

Şahsen ben de kimsenin hakaret edilerek aşağılanmasını istemem, ama insan haklarına aykırı, düşünce ve ifade hürriyetini engelleyen o “Atatürk’ü koruma kanunu” kalkmadıkça bu konuda konuşmayacak ve konuşanları da samimiyet açısından şaibeli kabul edeceğim.

Ya siz ne diyorsunuz ey aydınlar, çağdaşlar, düşünürler, öğretim üyeleri, yazarlar, çizerler?

Ey özgürlük savaşçıları, ey demokrat ve liberaller, bu kanunun insan haklarına aykırılığı sebebiyle kaldırılması gereği karşısında neden dut yemiş bülbüle dönüyorsunuz?

Kim bu sorumdan rahatsız oluyorsa ona deriz ki: “Öyleyse kaldırın o kanunu, herkes içinden geldiği gibi rahat rahat konuşsun.”

Doğru değil mi ey aydınlar, düşünürler, özgürlük savaşçıları?


www.cemalnar.com

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.