18 Ekim 2017 Çarşamba28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:46Güneş 07:12Öğle 12:56İkindi 15:56Akşam 18:28Yatsı 19:47
    • 31°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 20°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 16°C Artvin
    • 29°C Aydın
    • 27°C Balıkesir
  • BIST: 106.960 -0.03
  • Altın: 151,340 -0.08
  • Dolar: 3,6749 -0.04
  • Euro: 4,3248 0.12

Islak imza bazılarını şaşırttı

Abdulkadir Özkan

Günlerce tartışılan ancak ortada aslı bulunmadığı için gündemden düşen darbe belgesinin yeni bir nüshası ortaya çıkmış ve bu belgedeki imzanın 'ıslak' yani ortaya çıkan yeni metnin fotokopi değil asıl olduğu belirlenmiş. Hemen belirteyim ki devam eden bir yargı söz konusudur ve bu hususta dışarıdan gazel okumanın belgenin asıl mı fotokopi mi olduğuna karar verecek olan mahkemedir. Ancak, resmi inceleme sonucu imzanın gerçek olduğu ve sahibine ait olduğu belirlenmiş. Medyaya yansıyan bilgiler böyle...

Bu köşede sıkça belirttiğim gibi daha yargılama safhasında pek çok bilgi ve belgenin medyaya niçin servis yapıldığını anlayamıyorum. Bu düşüncem sadece Ergenekon ya da bir başka olayla ilgili değil. Aynı düşüncelerimi 28 Şubat sürecinde ve sonrasında da ifade ettim. Çünkü, daha başlamamış bir davadan önce bir takım gerçek olup olmadığı belli olmayan bilgi ve belgelerin medyaya sızdırılması insanlar yargılanmadan ve haklarındaki kesinleşmiş hüküm bulunmadan medya yoluyla linç edilmesi anlamına geldiğini düşünüyorum. Bu bakımda imzanın 'ıslak mı yoksa kuru mu' olduğu üzerinde duracak değilim. Üzerinde durmak istediğim husus ilk olarak fotokopi belge gündeme geldiğinde bazı köşe yazarlarının belgenin gerçek olup olmadığı daha ortaya çıkmadan yürüttükleri "Orduyu yıpratma belgesi" şeklindeki yazılarıydı. Yani o günler söz konusu belgeye dayanarak darbe sürecinin sona ermesini isteyen yazarlar ordu karşıtı gibi takdim edilmiş, buna bazı köşe yazarları da gönüllü ve ateşli bir şekilde destek vermişlerdi.

Bu memlekette ordu düşmanı yazar yoktur. Böyle bir tavır mümkün de değildir. Ancak, bazı yanlışlara karşı tavır koyanlar vardır. Ordunun siyasetten elini çekmesini, halkın seçtiği kimselerin ancak halk tarafından iş başından uzaklaştırılması gerektiğini savunanlar, bir başka ifade ile siyasetin, siyaset dışı güç ve çevreler tarafından şekillendirilmesine karşı olanlar vardır ve bunu demokratik bir hak olarak görmektedirler. Ayrıca artık siyasete ordunun müdahalesinin geride kalmasını istemektedirler. Milletin seçtikleri rejim düşmanı, milletin ise aklının bir şeye ermeyeceğini düşünmek ve bunu bir takım çevrelerin sisteme müdahale için kendilerinde hak oluşturduğunu düşünmeleri sanıyorum artık günümüz demokrasi anlayışı ile bağdaşmaz. Aynı düşünceyi milliyetçilik hususunda da söylemek mümkündür. Birilerini kendilerini vatansever kendi dışlarında kalanları vatan haini ilan etmeleri de aynı çarpık anlayışın ürünüdür. Rejimi ve sistemi koruma ve görevi emniyet güçleri ile yargının görevidir. Bu organlar dışında kimsenin kendilerini yargının yerine koyma, yargı ve emniyet güçlerini yönlendirme hakları olamaz. Bu suçtur, bu anlayış sahiplerine destek vermekte suçtur. Ne var ki bu suç hep cezasız kaldığı için ülkemizde işler hep birbirine karıştı. Kimin görevi nerede başlar nerede biter belli olmadığı için kendini güçlü gören kişi ve kurumlar istedikleri gibi davranma hakları olduğunu düşündüler. Ülkemizde ilk defa darbeler konusunda bir soruşturma ve yargılama gündeme geldiğinde pek çok yazar "Ne oluyor. Nereden çıktı bu soruşturma ve yargılama" anlamına gelebilecek yazılar yazdılar, tavırlar sergilediler. Bu yazarların bazlarının darbe belgesinin aslının ortaya çıkması ile birlikte sergiledikleri tavırda ilk başta olduğu gibi ölçüsüz olmaya başladı. Hemen Genelkurmay Başkanı'nın istifa etmesi gerektiği, hatta istifanın bile yeterli olmayacağını ileri sürüyorlar.Yani nedense dün olduğu gibi bugün de kendilerini yargının yerine koyuyorlar. Bir türlü sakat ve yanlış anlayışlarından vazgeçemiyorlar.

Halbuki belge ilk gündeme geldiğinde mevcut yasalar çerçevesinde kalabilseler kendilerini hakim ve savcıların yerine koyarak, korumasına hiçte ihtiyacı olmayan kurumları koruma sevdasına kapılmasalardı, bugün belgenin aslı ortaya çıktığında da böylesine telaşa kapılmalarına, eleştiride topuzun ucunu kaçırmalarına gerek kalmazdı.

Maksadım birilerini eleştirmek değil. Hiç olmazsa bu gelişmeler yıllardan beri ruhumuza sinmiş bir korku ve alışkanlıklardan kurtulmamıza vesile olmasıdır.. Herkes kendi görevini bilir, görevinin sınırları içinde kalırsa ne medya, ne yargı ne de TSK polemik konusu olabilir. Buna kimse cesaret edemez, gerek de duymaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.