Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Erdal Yavuz diyor ki..

Erdal Yavuz diyor ki..

Bakın bakalım; hangi illerde olaylar çıkıp ses getiren operasyonlar yapıldığında, orada hangi emniyet müdürü vardı. Bu müdürler oradan tayin edildiklerinde, o bölgelerde de benzer olaylar ve operasyonlar yaşandı mı?
Mediadan örnek veriyor.. “Basında hedef gösterilen isimler, birilerinin kurban seçilip şecaat gösterileri sergilenmesi. Aslında hedefe oturtulanlar, sakın rüşvet vermediği için derin çeteler ve media tetikçilerince infaz edilen kurbanlar olmasın” diyor..
Bugün hâlâ görevde olan, ya da zor zamanlarda kritik bölgelerde görev yapan emniyet müdürlerinin, emekli olsalar da bugün nerede ve kimlerle iş tuttuklarını ve bunların “merkezdeki adamları”nın yakın takibe alınmasını istiyor.. çünkü bu adamlar hâlâ kritik mevkilerde bulunuyorlar..
Aynı kaynak, kanlı bir Mayıs'ta işaret atışının Taksim'deki su deposundan bir polis tarafından açıldığını söylüyor.. Bir başka kaynak ise, 1 Mayıs operasyonunun Kontrgerilla tarafından tezgâhlandığını ve o zaman halka ateş açanların CIA tarafından İran'dan getirilen Şahın devlet çetelerinin mensubu olduğunu ve bu kişilerin işi bitince tekrar ülkelerine geri döndüklerini söylüyor.
Bu belgeler İran devriminden sonra Amerikan elçiliğinde ele geçen belgelere yansımış, İran basınında bu konu küçük bir haber olarak not edilip sonra unutulup gitmişti.
Herkes bu işi bir sağ-sol hesaplaşması zanneder oysa.. Radikal’in ekindeki şu haberi okuyunca aklıma bu olay geldi.
Prof. Erdal Yavuz, mülâkatında 12 Mart müdahalesiyle birlikte siyasi cinayetlerin nasıl tezgâhlandığını ve bu amaçla kimlerin nasıl kullanıldığını açıkladı!
Evet; siyasi cinayetler böyle tezgâhlandı ve hâlâ da ulusalcı çetelerin yaptıkları aynı!
Karşısında, kendilerini "albay" olarak tanıtan üç kişi vardı. Dediler ki: "Bu yürüyüşte ateş açılacak, ölenler olacak ve bunun üzerine biz duruma el koyacağız."
Yeditepe üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Erdal Yavuz, 12 Mart müdahalesinin "asker-sivil ittifakı"yla hazırlandığını ve Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencilerinin de bu amaçla kullanıldığını söyledi. Kendilerini albay olarak tanıtan üç kişinin 7 Mayıs yürüyüşünde profesörlerin öldürüleceğini söylediğini belirten Prof. Yavuz, bugünkü cinayetlerin gerisinde de darbe heveslilerinin bulunduğunu iddia etti.
Tarih 1 Mayıs 1969. Yargıtay Başkanı İmran öktem ölmüş, Maltepe Camii imamı da, "dinsiz" olduğu gerekçesiyle öktem'in cenaze namazını kıldırmayacağını açıklamıştır. 4 Mayıs'ta Siyasal Bilgiler Fakültesi yurduna gelen bir araba, o zaman SFB Talebe Cemiyeti Başkanı olan Erdal Yavuz'u alıp, bir eve götürür. Karşısında, kendilerini "albay" olarak tanıtan üç kişi vardır. Bu üç "albay" üniversite ve yargı mensuplarının, 7 Mayıs'ta cübbelerini giyerek Kızılay'dan Anıtkabir'e doğru yapacakları büyük yürüyüşe ilişkin bazı bilgilere sahiptir: "Bu yürüyüşte ateş açılacak, ölenler olacak ve bunun üzerine biz duruma el koyacağız. Eğer öğrenciler bu yürüyüşe katılacak olursa, bu tepkinin ciddiyeti bozulacaktır. Siz, Ankara'daki öğrenciler üzerinde etkilisiniz, bu yürüyüşe öğrencilerin katılmasını engelleyin." Halen Yeditepe üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü olan Prof. Erdal Yavuz, bütün bunları, ABD'nin bu döneme ilişkin belgelerinin açıklanması üzerine yeniden hatırladığını belirtiyor. O dönemde yaşananlarla bugünlerde yaşadıklarımızın büyük benzerlikler gösterdiğini vurgulayan Prof. Yavuz, bugün de bazı kesimlerin ordunun müdahalesi için her şeyi yaptığını hatırlatıyor. Yavuz, "albay"ların uyarısı üzerine Uğur Mumcu, Doğu Perinçek ve Mahir çayan'la görüşüyor. önce yürüyüşe katılmama kararı alan öğrenci liderleri, daha sonra fikir değiştirip bütün güçleriyle destekliyorlar eylemi. Yürüyüş sırasında ise Erdal Yavuz tarafından kaleme alınan ve orduyu göreve çağıran bir bildiri teksir edilip dağıtılıyor.
Prof. Erdal Yavuz, Abdi İpekçi'nin 12 Mart muhtırasını haklı çıkartmak için öldürüldüğünü belirterek, Necip Hablemitoğlu cinayeti ve Danıştay baskınıyla da yeni bir darbenin tezgâhlandığını iddia etti. Prof. Yavuz, Hrant Dink'in katledilmesinin ve PKK'nın yeniden eyleme geçmesinin de bununla bağlantılı olduğunu, Ergenekon'un bu durumun somut bir göstergesi olduğunu söylüyor.
İmam Hatip'te okurken, bazı hocalarımız bizi Komünizmle Mücadele Derneklerine götürürdü. Orada kitaplar verirlerdi bize. Amerikan Haberler Merkezinin basılı dökümanları olurdu. Komünizmle Mücadele Derneğinde bizi açık açık solculara karşı kışkırtırlardı. Askeri savcının bir buluşmada, “Vurun ama öldürmeyin, mahkemeye düşmeden karakolda iken bize haber verin” dediğini hatırlıyorum.. Zaten meydanlarda kocaman levhalar vardı: “Türk Aleminin en büyük düşmanı Komünistliktir, her görüldüğü yerde ezilmelidir” diye.. Şimdi artık yok..
Şimdi üst düzey bir bürokrat olan, Amerika'da yüksek lisans eğitimi almış bir arkadaş, ABD'den döndüğünde Bursa Uludağ üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak göreve başlamış ve bana burada yaşadıklarını anlatmıştı. çok eski değil, 7-8 yıl önceki bir olay.. üniversitede olay var.. Bu arkadaş üst katın balkonundan bakıyor.. Maskeli biri öğrencileri örgütlüyor. Camları kırıyorlar.. Arkadaş, bu kişiyi hafızasına nakşetmeye çalışıyor.. Aşağı kata inip, oradaki güvenlik görevlilerine o kişiyi tarif edecek. Tam aşağı indiğinde, birden ana giriş kapısı açılıyor ve o kişi maskesiz olarak koşarak içeri dalıyor. Arkadaş hemen, o kişinin üzerine atlayıp yere yatırıyor. Bu arada o kişi cebinden kimliğini çıkartıyor. O rütbeli bir güvenlik görevlisidir.. Birden donup kalıyor. Adam da kurtulup kaçıyor.. Şaşkın vaziyette bu öğretim üyesi, rektörün odasına çıkıp heyecanla anlatmaya çalışıyor.. Rektör çekmecesinden bir dosya çıkartıyor ve anlatmaya çalıştığı kişinin resimdeki kişi olup olmadığını soruyor. Evet o kişi, resimdeki kişidir.. Rektör, “bu konuyu unut” diyor.. “O özel kuvvetlerden, dost.. Arkadaşımız, görevli. Ama bu konuyu unutman gerek. Her şeyi biliyoruz ve her şey kontrol altında”
Arkadaş bu olaydan hemen sonra üniversiteden ayrıldı..
İşte derin gerçek burada gizli..
Faili meçhul cinayetler. Hakimlerin lojmanlarına attırılan bombalar, kayıtdışı ekonomi, kayıtdışı siyaset..
Bir çete tarafından öldürülen bir işadamının sahip olduğu petrol istasyonu bir süre sonra nasıl olup da bir vakfın mülkiyetine geçebilir? Geçer işte..
Derin çetelerin sahibi olduğu Media, ya da özel aile şirketi gibi görünen; fakat gerçekte kendini derin devlet diye gösteren derin çetelerin örtülü KİT'leri.. Sahte STK'lar..
O arkadaş diyor ki; “Ben bunları tanıyorum. Şemdinli ve Dink cinayeti, Danıştay olayı, Ergenekon ile ilk kez derin bir yara aldılar. Ya sonuna kadar giderler, ya da bu güçler korku ve panik içinde daha tehlikeli bir hale gelebilirler.. Bu iş burada kalamaz. Henüz daha derin gerçeğin merkezine ulaşılmış değil, ama merkezle bağlantılı olarak en dış halkada sağlam bir ipucu yakaladılar. Susurluk'ta kaçırılan ipucu, Ergenekon'da yakalandı. Konjonktürel açıdan aslında uluslararası bir genişliğe sahip bu derin yapı, mafia ile bütünleşerek kontrol dışına çıktı ve kendi içinde de bölünerek farklı illegal yapıların truva atı haline gelmeye, onu kuran güçlerin çıkarlarına tehdit oluşturmaya başladı. Tümü ile yok edilmese de, bu sistemin farklı bir örgütü olan PKK da dahil, bu yapılar önemli ölçüde tasfiye edilecek, kontrol edilebilir, denetlenebilir ölçeklere çekilecekler.. Ama bu, Türkiye'de geç kalınan bir operasyon. İkincisi, asıl sorun bu kadroların devletin içine kök salan ve işin farkında olmayan ama rejime sadakatle bağlı kadroların kendi mevzilerini terketmeme konusundaki ısrarından kaynaklanıyor..”
Siz bu işe ne dersiniz?..
Sahi; bu konuda konuşacak kimse yok mu? Herkes hafızasını yoklasa, daha neler çıkar.. Artık internet var. Lütfen tanıklık edin..
Teşekkürler Erdal Yavuz..
Selam ve dua ile..


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Dilipak Arşivi