22 Temmuz 2017 Cumartesi27 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:53Güneş 05:44Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:38Yatsı 22:20
    • 26°C Adana
    • 24°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 13°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 20°C Ankara
    • 25°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,630 1.09
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Yasalar herkesi bağlamaz mı?

Abdulkadir Özkan

Herkes ağzını açtığında eşitlikten, bu ülkede yaşayan herkesin birbirine eşit olduğundan bahsediyor ama sıra uygulamaya geldiğinde birileri "Herkes eşit ama biz biraz daha eşitiz" anlamına gelen söz ve davranışlarda bulunuyor. Halbuki bu mümkün değil. İnsanları birbiri ile eşit kılan, eşit konuma getiren unsur yasalardır. Eğer bir ülkede herkes yasalar karşısında aynı muameleyi görüyorsa o ülkede eşitlik var demektir. Yok eğer eşitlik anlayışı insanların vicdanına bırakılmışsa kesinlikle eşitlik sağlanamaz. Çünkü, herkesin vicdani kararı olaylar karşısında farklılık arz edebilir. Hakimlerin kararlarında vicdani kanaatlerinin devreye girmesi olmayan bir cezanın verilmesi yönünde olamaz. Var olan yasanın içinde alt ya da üst sınır arasında vicdani kanaatine göre karar verir. Eğer vicdani kanaat ve kişisel yorum olmayan bir cezayı devreye sokuyor, ortaya çıkmasına vesile oluyorsa o noktadan itibaren yargı mensupları hakim olmaktan çıkar kendilerini yasama organının yerine koymuş olurlar. Bir diğer ifade ile yargı yasa koyucu konumuna geçer. Böyle bir durum sonuçta kuvvetler ayrılığı ilkesini işlemez hale getirir. Maksadım kuvvetler ayrılığı ilkesini tartışmaya açmak değil. Mevcut duruma dikkat çekmeye çalışıyorum.

Bu ülkede yıllardan beri zaman zaman telefon dinlemelerinin gündeme geldiğini hatta bazı dönemlerde telefon dinlemenin yaygınlaştığını da biliyoruz. Söz gelimi 12 Eylül 1980 darbesinin ardından yüz binlerce kişinin telefonu dinlendi. Sadece kişilerin değil kurumların telefonları dinlendi. Bunun için hakimlerden izin almaya bile gerek duyulmadı. Bu durum herkes tarafından da biliniyordu. Ne var ki bugün hakim kararı ile bazı kişilerin telefonlarının dinlenmesi karşısında ayağa kalkan, ülkeyi adeta bir toz duman bulutunun arkasına hapsedenlerin hiç sesi çıkmamıştı. Bu hatırlatmayı yaparken telefon dinlemelerini kesinlikle savunuyor değilim. Dün sürekli olarak çalıştığım gazetenin ve evimin telefonları dinlenirken nasıl rahatsız olmuşsam, bugün de benzer uygulamalar rahatsız eder.

Ancak, bu noktada toplum olarak çifte standarttan kurtulmamız gerekiyor. Özellikle de bazı meslek mensupları pek çok kişinin telefonlarının dinlenmesine hiç tepki vermez, dinlemeleri olağan karşılarken sıra kendilerine gelince bir anda ortalık karışıverdi. Öyle anlaşılıyor ki, bu ülkede bazı meslek mensuplarının şimdiye kadar dokunulmazlıkları varmış ki, şimdi bazılarına biraz dokunulur gibi olunca yılların verdiği alışkanlıkla olacak tepkileri de sert oluyor. Halbuki yapılan açıklamalarda tüm telefon dinlemelerinde hakim izni bulunduğu belirtiliyor. Bu konuda çıkartılan yasa ne istiyorsa onun yapıldığı, kısacası yasaya uyulduğu ifade ediliyor. Buna rağmen belli ki bazıları söz konusu yasanın kendilerine uygulanmaması gerektiğini düşünüyorlar. Bir de yasanın kendilerine uygulanmasına tepki gösterenlerin arasında bazı yargı mensuplarının da bulunuyor olması insanı düşündürüyor. İster istemez ülkenin geleceğinden endişeye düşürüyor, yasaların eşit şekilde uygulanacağına olan inancın sarsılmasına yol açıyor.

Bu arada bir başka endişemi ve üzüntümü de belirtmek istiyorum. Bu ülkede hiçbir konuda ortak bir noktada buluşamayacak mıyız? Farklılıklarımız hiç olmazsa yasaların uygulanmasında birleşmemizi engelleyici unsur olmaktan çıkamaz mı?

Terörle mücadele deniyor kıyamet kopuyor. Darbeler döneminin sona ermesi deniyor kıyamet kopuyor. Belli ki toplumun bir kesimi hiçbir şeyin değişmesini istemiyor. İsteniyor ki her şey olduğu gibi kalsın. Böyle gelmiş böyle gitsin. İyi ama dünün şartları gereği böyle gelmiş olabilir. Ama bugünün şartları artık böyle gitmeyeceğini gösteriyorsa bu değişim ortak kararla sağlanmaz mı?

Bizde hiçbir değişimin ortak kararla gerçekleştirilmesi mümkün değil. Bu görülüyor. Öyle ise halkın çoğunluğunun kararı ile değişim gerçekleşsin deniyor ona da karşı çıkılıyor. Öyle bir noktaya geliniyor ki, her türlü değişime karşı çıkanlar neredeyse halkın iradesi de neyin nesi deyip kestirip atacaklar. Ama bunu açıktan söyleyemiyorlar. Demokrasi çok seslilik demek. Farklı olanların kendilerini ifade edebilmeleri demek. Tamam. Yani çok sesliliğin olduğu yerde ortak görüş ortaya çıkamaz. Bu da doğru olabilir. O zamanda herkes görüşünü ifade edip, topluma mesajını verdikten sonra bir kararın verilmesi gerekiyor. Bunun yolu da demokrasilerde Yasama Organı'ndaki oyların çoğunluğu ile oluyor. Buna da karşı çıkılıyor. Ne olacak peki? Nasıl karar alınacak, aksaklıların önü nasıl kesilecek? Mevcut yapı ile gitmiyor, toplumun hızını kesiyor.

Çoğunluğun kararına uyulması diktatörlük olarak nitelendiriliyor. Böyle oluyorsa azınlığın dayatmasına toplumun boyun eğmek zorunda kalışı ne oluyor? Nasıl izah edilecek?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.