Merve Kavakçı İslam

Merve Kavakçı İslam

Neden Türkiye’de hiçbir erkek Şapka Kanunu’nun gereğini yapm

Neden Türkiye’de hiçbir erkek Şapka Kanunu’nun gereğini yapm

önce zoraki açıklama: Ahmet Hakan Bey’in bir yazımda kullandığım “kokoş” nitelemesini kontekst dışı bir yorumlamayla katı dindarların –burada katı dindar ben oluyorum (!)- katı laiklerden nefretine örnek olarak sunması yazımı okumadan kanaat geliştirdiğini gösteriyor. Yazıda eleştirilen –Hakan’a göre nefret edilen- laikler midir, yoksa dayatmacı, ille de benim dediğim, giydiğim gibi olsun diyen zorbalar mıdır acaba? Sonra eleştirdiğim, kokoş dediğim başı yarı da olsa örtülü bir kadındır sonunda. Demek ki bir başörtülü başka bir başörtülüyü eleştirebilir, diğerini dayatmacı olmakla da suçlayabilir. Bu gocunulacak bir şey mi yoksa saygı duyulacak bir şey midir demokratikleşme sancısıyla kıvranan bir ülkede? Son olarak, Sayın Hakan uygar bir ülke olan Amerika’da eğitim almış, yaşayan bir kişi olarak “nefret” olarak tanımladığı tepkime şaşırıyor. Hiç şaşırmasın zira böyle bir şey yok. Cumhuriyet mitinglerine gidenlerden nefret edecek olsaydım, kardeşim kadar sevdiğim, bana “ablacım” diyen bir arkadaşımın geçen seneki AKP’li Cumhurbaşkanı seçimine karşı yapılan Tandoğan mitingine katıldığını söylediğinde ondan da nefret eder hâlâ da konuşmuyor olurdum. üzülmüştüm sadece. Sayın Hakan hem sözlerimi yanlış okuyor hem de zulme karşı durmakla nefret etmeyi birbirine karıştırıyor. Belki katı laikleri gördüğümde onun ifadesiyle “sevgiden ve aşktan yapılma bir kelebeğe” dönüşmüyorum ama bana karışmadıkları sürece de ne sevgi ne de başka bir şey besliyorum tanımadıklarıma. Bence Sayın Hakan da bunu biliyor. Ama böyle yazıyor. 28 Şubat'ın yıldönümünü yaşadığımız şu günlerde o dönemde mazlumlara verdiği desteğe hürmeten susmayı tercih ederdim ama mecbur kaldım işte. Şimdi yazıma geçeyim:
Başörtüsü yasağının üniversitelerde kaldırılması ekseninde yaşadığımız sancılar, suyun altında kalan bir büyük buzulun su yüzeyinde bizce görülebilen tepe kısmını andırıyor. ‘Tip of the iceberg” diyor Amerikalılar buna. Yani göründüğünden daha da derinde bir şeyleri sembolize eden bir tartışma, çekişme, sancı bu. Başörtüsü denen “şeyin” nerede, nasıl örtüleceğinin çok ötesinde kim olduğumuz, nereye gittiğimiz, hangi yönü seçtiğimiz sorusuna cevap ararken duyduğumuz sancının bir yansımasıdır bu şahit olduklarımız. Bütün bu sorular, CHP Başkanı Deniz Baykal’ın bu hafta içinde partisine katılan başörtülü hanıma rozet takışında tezahür ediyordu mesela. Yeni parti üyesi kadın başörtüsü yasakçılarının ifadesiyle “türbanlı”ydı. Baykal da yüzünden dökülen memnuniyet ifadesiyle rozetini takıyordu ona. Bu ne anlama geliyor, şimdi bunu sorgulayalım: Kamusal alanda türban diye tanımladığı “şeye” karşı olan Sayın Baykal, aynı zamanda üniversitelerde başörtüsü dediği “şeyin” takılmasına da karşıdır. Zaten bundandır ki partisi ikincisine engel olmak için Anayasa Mahkemesine çoktan başvurmuştur bile. Şimdi şu da bir gerçektir: Rozeti Baykal tarafından takılan hanımefendi “süs” olsun diye bu partiye kaydını yaptırmamıştır herhalde. Söyleyeceği, yapmak istediği, savunduğu bir şeyler vardır mutlaka. Şimdi sorarım: Sayın Baykal yeni parti üyesi bu “türbanlı” hanıma nasıl bir mesaj vermiş oldu? İyi ki geldin, partimizin dış görünüşüne çoğulculuk getirdin, senin gibi “gözükenler”e müthiş ihtiyacımız var, partice eriyip gittiğimiz şu günler de mi diyordu, yoksa geldiğin geleceğin bu noktaya kadar olacak, ancak buraya kadar mı diyordu? Bir başka soru: “Türbanlı” CHPli kadın yarın parti yönetiminde görev almak istese akıbeti ne olacak? Türbanlı olmaz, anneannelerimizin başörtüsüne çevir başındakini mi denecek, yoksa şimdi üniversitelerdeki düzenlemeye karşı aldıkları tavır icabı o da olmaz, ya açarsın ya gidersinle mi karşı karşıya bırakılacak? Ne yönde tavır alınırsa alınsın bütün tavırların “kadına müdahale”den geçtiğini biliyoruz. Peki şimdi soralım: Muasır medeniyetler seviyesine yükselmeyi hedefleyen Türkiye Cumhuriyeti rejiminde bir kadına müdahale ne derece medenidir? Eğer cevap, Cumhuriyet müdahelecidir ise, o zaman niçin bu müdahalecilik sadece kadınlar için geçerlidir diye sormamız gerekmez mi? Erkekleri kapsayan kanun mu yoktur, Anayasa maddesi mi? Bu sorunun cevabını hepiniz biliyorsunuz. Başlıkta sorduğum sorunun cevabı açıktır: Rejim kadın ayrımcılığı kurumsalı üzerine oturtulmuştur. Sadece o mu? Hayır. Dünyaya, en başta da kendimize ispat etmemiz gerektiği düşünülen batılılaşmamız “kadın” üzerinden ölçülmektedir. Popülasyonunun nazari anlamda fiziken “daha zayıf” temsilcilerine rahat bırakmaksızın müdahale eden bir anlayış ilkellik değildir de nedir? Gücü ancak ona yetiyor diye düşünülmez mi?


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Merve Kavakçı İslam Arşivi