19 Ağustos 2017 Cumartesi11 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:35Güneş 06:11Öğle 13:15İkindi 17:00Akşam 20:06Yatsı 21:35
    • 26°C Adana
    • 26°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 20°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 25°C Balıkesir
  • BIST: 107.202 0.35
  • Altın: 145,447 -0.39
  • Dolar: 3,5161 -0.05
  • Euro: 4,1312 0.01

Cemaat medyası...

Hüseyin Gülerce

Başbakan Erdoğan'ın bazı köşe yazarlarına sert çıkışı, iktidar-medya ilişkilerini yeniden tartışmaya açtı. "Siyasetçiler az konuşmalı" diyen Milliyet yazarını, Sayın Başbakan; "asıl sizin gibiler az yazsın" diye azarladı.
Sayın Erdoğan, her lider gibi seveni de, sevmeyeni de olan bir insan. İcraat yapmak, göz önünde olmak konumunda iseniz, sürekli eleştirileceksiniz demektir.

Sayın Başbakan, bazı köşe yazarlarına kızarken anlıyorum, edebiyle yapılmış eleştirileri kastetmiyor. Maalesef, gazetelerde eleştiri deyip hakaret eden, aşağılayan, kaba, terbiye yoksunu kalemler var. Bunların yazılarına dokunmayan ve hep zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkan yayın yöneticileri var. Ne demek istediğimi tek bir örnekle anlatmak için Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil yeter. Dünyanın hiçbir ülkesinde küfürlü, bu kadar ahlak dışı yazılar yazan bir adam olamaz. Türkiye'de köşe yazarlığı adına bu kişi bir seviyeyi anlatıyor. Şahıslara hakaret etmiyor, milyonlara hakaret ediyor... Hakaret ne, küfrediyor. AK Parti'ye oy verenlere "bidon kafalılar" diyen bu. Bir ara milletvekillerine kırmızı plaka verilmesi tartışıldığında, 25 Ağustos'ta köşesinde; "TBMM yazılı kırmızı plaka, bunları (AK Parti'yi) destekleyenlerin g....e takılmalı ki" diye yazabilen bu. Ben kelimenin tamamını yazmaktan utandım. Okuyucularımdan özür diliyorum, ama edepsizliğin seviyesini anlatma adına biliniz istedim. Şimdi, böyle bir adamın, yazarlıkla ne ilgisi olabilir? Pekiyi böyle birinin yazısını Hürriyet gazetesine koyan, onu allayıp pullayan, üçüncü sayfa güzeli diye takdim eden kim? O da Ertuğrul Özkök... Nereden buluyor bu "tetikçileri"? Halk bu durumu görmüyor mu?

Benim üzüldüğüm nokta, Sayın Başbakan'ın bunları muhatap alması. Bu ülkede büyük bir çoğunluk Sayın Başbakan'ı, demokratikleşme yolundaki cesaretinden, cuntacılar karşısındaki duruşundan, liderliğinden dolayı takdir ediyor ve destekliyor. "Böylelerine uymasa" diye inanınız dua edenler var. Onlara uyup sertlik göstermenin, hele hele, "bunlar millet düşmanı, bunlar devlet düşmanı" demenin âlemi nedir? Sayın Baykal ve Sayın Bahçeli, bu ülkenin Başbakan'ını, "vatan haini, bölücü" ilan ederken nasıl yanlış yapıyorsa, Sayın Başbakan da, köşe yazarlarının bir kısmını, millet-devlet düşmanı ilan ederken yanlış yapıyor. Türkiye, son asrın belki de en kritik günlerinin içinden geçiyor. Biz Başbakan'ımızın böyle tarihî bir dönemeçte, öfkelenmemesini, "sövene dilsiz" olmasını istiyoruz. Eleştirilere katlanmayı bilmesini ve incinse de, kimseyi incitmemesini istiyoruz. Kendisini rencide eden çok ama onun kimseyi rencide etmesini istemiyoruz.

Medya-iktidar ilişkilerinin özüne döneyim.

Türkiye'de medya(basın) iktidar ilişkileri, Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri sorunludur. Basın, bu ülkede askerî vesayet rejiminin payandalarının en önemlisidir. Bütün darbelerin hazırlığında, cuntacıların savunulmasında basının rolü vardır. Hizmetlerinin karşılığını da hep almışlardır.

Hür basın, tarafsız basın denilmiş, ama bu hep "laik-Kemalist elitler" için istenmiştir. Bu elitler, kendilerini ülkenin aslî sahipleri gibi görerek, cemaatleşmişlerdir. Kastettiğimiz medya, işte tam da bu yüzden, gerçek "cemaat medyası"dır... Bunlar, demokrasiyi savunurken de; din ve vicdan özgürlüğünün daraltılarak, kamusal alanların; kendilerinin imtiyaz ve rant alanları haline gelmesine hizmet etmişlerdir.

Ama bu arada kendilerine yazık etmişlerdir. Milletle uğraşmaktan, toplum mühendisliği yapmaktan, tıpkı askerler gibi aslî vazifelerini yapamamışlardır. Kendi cemaatlerini, gelişen ve ilerleyen dünyadan koparmışlardır. Seviye kaybetmişlerdir. Sadece, kendi cemaat mensuplarının okumaları gerekenleri, duymaları gerekenleri yazan, anlatan medya olup çıkmışlardır. Özdil'lere, Çölaşan'lara mahkûmiyetleri işte bu yüzdendir.

Demokratikleşme dalgaları bütün payandaları sarsarken, onların da ayakta kalamayacağı görülecektir.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.