28 Mart 2017 Salı29 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:20Güneş 06:47Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:32Yatsı 20:53
    • 12°C Adana
    • 9°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • 3°C Ağrı
    • 1°C Amasya
    • -3°C Ankara
    • 10°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 8°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 89.695 -0.76
  • Altın: 145,860 1.00
  • Dolar: 3,6136 0.05
  • Euro: 3,9258 0.61

Gidip de Gelmeyenler

Cemal Nar

“Mustafa Efendi yine bir gün, arkadaşı ve eski başbakanlardan Şemsettin Günaltay tarafından, mutlak bir idamdan kurtarılışının hikâyesini de anlatmıştı:

Günaltay'ın Halk Partisi müfettişliği yaptığı bir tarihte, İstanbul'daki dersiamların listesi çıkarılmış. Günaltay, bu listenin ne yapılacağını sorunca, ilgili adam, eliyle boynunu işaret etmiş!

Şemsettin Bey, listede Mustafa Efendinin isminin de yer aldığını görünce, hemen müdahale etmiş: "Yahu bu adam benim dostum, sınıf arkadaşımdır. Biz medresede onunla beraber okuduk!"

Bunun üzerine, Mustafa Efendi'nin isminin üstü çizilmiş. “Az daha ben de gidiyordum" demişti bunu bize anlatırken.” ( M. Serhan Tayşi, Ali Emirî İzinde, Timaş y. İst. 2009. s. 175.)

Adı geçen Mustafa efendi, Osmanlının son dönem müderrislerinden (profesörlerinden) meşhur Reisü’l Kura Mustafa Hilmi Efendidir. Bize anlatan da Millet Kütüphanesi Eski Müdürü ve onun hemşehrisi M. Serhan Tayşi’dir. Bizzat ağzından dinlediği bu hatıra benim tüylerimi diken diken etti. Ürperdim ve mazide okuduğum bir mülakatı hatırladım.

O dönemlerde yaşayan bir başka müderris Süleyman Hilmi Efendi, medreselerin kapanmasıyla işlerini kaybeden arkadaşlarına “bir şeyler yapmalıyız” der. Arkadaşları devrin şartlarını ileri sürerek “elden bir şey gelmez” çaresizliğini ileri sürerler. “İslam Mecmuası”nda talebeleri ile yapılan bir söyleşide aklımda kaldığı kadarıyla o, şartlara esir olmaz ve “En azından bir köye çobanlığa gideriz. Yanımıza verilen yardımcı oğlanlara gizlice Kur’an okuturuz” der.

İstanbul’da yaşamaya alışmış koca koca alimler, buna katlanamayacaklarını söylerler. O ise bir şeyler yapmaya kararlıdır ve bir yerden başlar. Sonra duyar ki o müderris arkadaşları bir gün bir gemiye bindirilmiş ve Çanakkale boğazına doğru götürülmüştür. Gidiş o gidiştir. Bir daha hiç birinden haber alınamaz. Allah Teâlâ’nın imdadı hizmet erine yetişmiş ve cihadının bereketiyle o hayatta kalarak Kur’an-ı Kerim’e hizmet etmiştir.

Bizim çocukluğumuzda da böyle “gitti gelmedi” hikayeleri anlatılırdı Kahramanmaraş’ta. Hatta yurt içinde dolaşan bir trenden ve onun kazanında yakılan devrimlere muhalif insanlardan bahsedilirdi halk arasında. Biz bunları biraz da “şehir efsaneleri” diyerek dinlerdik. Şimdi şu hatırayı okuyunca “acaba gerçek miydi?” diye bir kere daha düşünmeye başladım. Hele de bugün yaşadığımız şu faili meçhullerin bir bir açığa çıkma haberlerinden sonra…

Evet, devrim kanlı olmuştu. Bir sürü isyanlar ve kanlı bastırmalar yaşanmıştı. Taksilerle Anadolu’da dolaşan seyyar İstiklal Mahkemeleri de malumdu. Atıf Hocalar gibi nice mazlumların hikayeleri dillerde yankılanır dururdu. Kur’an okuttu diye basılan evlerden alıp götürülen ve işkencelerden geçirilenlerin hikayeleri hala canlı kahramanlarıyla tazeliğini koruyordu. Bizim buradaki son birkaç yazımızda bunların örnekleri de yazılmıştı.

Şimdi bu şehir efsanelerini bir kere daha düşünmeye başladım. Bu “gitti gelmedi” hikayeleri neden gerçek olmasın? İşte “Fıratın Doğusunda” yaşananlar da bunlara benzer olaylar değil mi?

Henüz mahkeme aşamasında ve kesin bir yargı kararı yok. Ama çok kuvvetli emareler, işaretler var. Var ki savcılık dava açmış ve mahkeme ciddiye alarak yargılamak istemiş. Biz yine de “henüz bir iddiadır, kesin suçlama yok” diyeceğiz. Nedir bu iddialar?

Güvenlik güçleri gelecek, halktan birilerini alacak, bir yerlerde önce işkenceden geçirecek, sonra da kafasına sıkacak. Cesedini de petrol tesisleri mi olur, asit kuyuları mı olur, dere yatağı mı olur, hatta hayret ki hayret, askeri alan içine mi olur, gömecek. Sahiplerine de hiçbir bilgi verilmeyecek. Tam bir “gitti gelmedi” hikayesi işte.

Bu öldürülenler suçlu da olabilir. Vatan haini de olabilir. Ama bununhkmünü ve cezasını yargı belirler ve devlet de uygular. Yargısız infaz kabul edilemez. Burası kabile devleti mi ki “ihkak-ı hak caiz olsun”!..

Evet, “Ergenekon” davası bu ülke için artık nerdeyse hayat memat meselesidir. Aklı başında olan her insan, bu konuda elinden gelen varsa yargıya yardımcı olmalı, yoksa sabırla mahkemenin sonucunu beklemelidir.

Bunu ciddiye almayanlar, kim olurlarsa olsunlar, bu vatanı ve bu milleti sevmeyen, hakka hukuka saygısı olmayan insanlardır; asla ciddiye alınamazlar.


www.cemalnar.com

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.