Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Bunlar “deli saçması” ise, “deli” kim?

Bunlar “deli saçması” ise, “deli” kim?

Bilirsiniz, yazılarımda mümkün olduğu kadar “kendimden” bahsetmemeye, yazının “özne”si olmamaya özen gösteririm... Ama, ne yapayım ki, bir “liste” içinde yer aldım... Yani, “olayın göbeğinde”yim... Şükrediyorum ki; “gözaltına alınacaklar” ve “tutuklanacaklar” listesindeyim... Ya tersi olsaydı?.. Ya, “kullanılacak 137 gazeteci” arasında olsaydım?!?.. Böyle bir “leke”yi, böyle bir “kara”yı nasıl temizler, nasıl izah ederdim?.. İyi ki, “tutuklanacak 36 gazeteci” arasındayım... Bu, benim için bir “onur”dur, bir “iftihar” ve “mutluluk” vesilesidir... Öyle ya; hiç kimse, “darbecilerle kol kola” veya “darbecilere yardım ve yataklık eden adam” diyemeyecek... Arkamda, hiç olmazsa böyle bir “iz” bırakacak olmaktan daha güzel ne olabilir?.. “Yangında kurtarılacak ilk eşyalar” gibi, “darbede ilk tutuklanacak 8 Vakit yazarı” arasında bulunmak, benim için hiç “sürpriz” olmadı... “Korktun mu?” diye sordular, “Tam aksine” dedim; “Sevindim!.. Çünkü ben daha önce de andıçlandım, daha önce de gözaltına alındım!.. Böyle bir listeyi bekliyordum... Hiç de şaşırmadım!..”
KARGADAN KORKAN DARI EKMEZ!
Evet, şaşırmadım!.. Hiç korkmadım.
Hani, derler ya;
“Kargadan korkan, darı ekmez!”
“Demirden korksaydım, trene binmezdim!”
Eğer “korku”larla, “endişe”lerle yazı yazmış olsaydım; “halk”ın yanında değil, “tank”ın yanında yer alırdım!.. “Güç”ten ve “güçlü”den yana olsaydım, “akredite” listesine girer, “embedded” olmayı tercih ederdim... Ama ben ve arkadaşlarım, Vakit’te yer almakla, “tercih”imizi baştan deklâre etmiş olduk... Bizler, sadece “darbeci” ve “cuntacı”lara karşı değil, her türlü “adaletsizlik, hukuksuzluk, yolsuzluk ve soysuzluk”lara karşı da mücadele verdik, veriyoruz, inşaallah vermeye devam edeceğiz!..
Ne “bomba”lar gördük biz!..
Ne “kaleşnikof”lar!..
Ve ne “panzer”ler!..
“Gözaltı”lar da yaşadık!..
Ne yani, “Balyoz”dan mı korkacağız?..
Biraz önce dedim ya;
“Kargadan korksaydık, darı ekmezdik!..”
“Demirden korksaydık, trene binmezdik!”
Bugün, eğer “Vakit treni”nde bulunuyorsak, tavrımız açıktır: “İnsan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusunda mücadeleye devam!”
Ölmek var, dönmek yok!..
Hem, “ölüm” dediğin nedir ki;
“Yorganda da ölüm, urganda da!”
Önemli olan “mücadele” etmek!..
Önemli olan “iz” bırakmak!..
“Sümüklüböcek”lerin bile bir “iz” bıraktığı şu dünyada, eğer arkamızda bir “iz” bırakabilirsek, ne mutlu bize!..
EVET, TAM DA DELİ SAÇMASI!
Efendim, olayı biliyorsunuz.
Emekli Orgeneral Çetin Doğan, görevde bulunduğu dönemde, yani 5-7 Mart 2003 tarihinde, adı “Balyoz” olan bir “Harekât Plânı” hazırlamış...
“Korkunç Plân”ın ayrıntıları, özetle şöyle:
¥ “Fatih ve Beyazıt camileri bombalanarak kaos ortamı oluşturmak!..
¥ Hava Kuvvetleri’ne ait bir jeti Yunanistan açıklarında düşürüp, Türk-Yunan Savaşı çıkarmak!..
¥ 200 bin irticacıyı gözaltına alıp, stadyumlara doldurmak!
¥ 36 gazeteciyi gözaltına alıp, tutuklatmak!.. 137 gazeteciden ise yararlanmak!..
Malûm, plânın altında imzası bulunduğu söylenen Org. Çetin Doğan, tam da plânda yazıldığı gibi; “kullanabileceği gazeteciler”in ekranlarına veya köşelerine misafir olup, kendini savunmaya, “hodri meydan” çekip efelenmeye devam ediyor!..
Böyle bir plânın varlığını “reddetmiyor” ama, plâna “ekleme”ler ve “montaj”lar yapıldığını ileri sürüyor.
Ve, özetle diyor ki;
“Cami bombalamak!.. Uçak düşürmek!.. Gazeteci tutuklatmak!.. Ne fecaat bir şey!.. Bu olacak bir şey mi?.. Bunlar deli saçması iddialar!..”
Çok doğru... Ne fecaat bir şey!..
Hiç olacak şey mi?..
Bunlar, gerçekten de deli saçması!..
Ama “deli” kim?..
Biz, “deli saçmaları”nı çok gördük!..
“Olmayacak” şeylerin çoğu oldu bu ülkede!..
BU SÖZLER GENERALİN DEĞİL Mİ?
Meselâ, şu sözler:
“Din, bizim için, bizim için derken aklına ne gelirse gelsin, her şeyi kastediyorum, zararlıdır. (...) Güneydoğu’da bizimkiler postu deldirmesin. Buna yönelik önlemleri alın!..
Tayin Dairesi mutlaka elimizde olmalı. Cepheye o namussuzları sürün. Kadrolaşma çok önemli.”
Hadi, bir “hodri meydan” da benden;
O günlerde Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı olan Korg. Çetin Doğan, bu sözlere de “deli saçması” diyebilecek mi?..
Hadi, “kullanılacak gazeteciler”in ekranlarına çıksın ve mertçe söylesin;
“Ben böyle bir söz söylemedim!”
Bugün kalkmış, “camilerin bombalanması”nın plânlandığına “saçma” diyor. Peki; kendisinin yayınladığı “Laiklik aleyhtarı faaliyetler” başlığını taşıyan “genelge”deki şu “deli saçması” ifadeler kendisine ait değil mi;
“Garnizon komutanlarınca özellikle Cuma ve Bayram namazları olmak üzere, gayri muayyen zamanlarda verilen hutbe ve vaazların personel görevlendirmek suretiyle takibinin ve tesbit edilen hususların yer ve zaman belirtilmek suretiyle rapor edilmesinin, laiklik aleyhtarı tutum ve davranışları önlemeye yönelik çalışmalar için faydalı olacağı değerlendirilmektedir.”
SAHİ, YEMEN KİMİN TOPRAĞIYDI?
Şunu da soralım;
“Yemen”le ilgili sözleri ben mi söyledim?
16 Ağustos 2003 tarihli Ayna’da Çetin Doğan’la ilgili olarak şunları yazmışım:
Son günlerde, 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan’ın “veda ziyaretleri”ni ilgiyle takip ediyorum!..
Kâh Vilayet’te, kâh Emniyet’te, kâh Şişli Belediyesi’nde, kâh Hahambaşılık’ta!..
“İstanbul Müftülüğü”ne ne zaman gelecek, merakla bekliyorum!..
Ziyaretler sonrasında bazen konuşuyor, bazen “açıklama” yapmadan ayrılıyor!.. Meselâ; İsrail Hahambaşı İzak Haleva’yı ziyaretinden sonra hiçbir açıklama yapmadı.
Buna karşılık;
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ü ziyaretinden sonra şöyle konuşmuş:
“Mehmetçik’in kanını Galiçya’da, Yemen’de akıttık. Ne için akıttığımızı hâlâ soruyoruz.”
Düşünebiliyor musunuz;
Org. Çetin Doğan, “Yemen’de niye kan akıttığımızı” soruyor!..
Dikkat edin;
“Ben” sormuyorum, “orgeneral” soruyor!..
Çünkü ben;
Yemen’in de, o yıllarda “bu vatanın bir parçası” olduğunu gayet iyi biliyorum...
Allah’a şükür ki, o kadarcık “tarih” bilgim var!..
Şunu da biliyorum ki;
“İstiklâl Savaşı”nda 7 düvele karşı ne için savaşmışsak, “Yemen çölleri”nde de onun için savaştık!..
Yani;
“Vatan toprağını korumak” ve işgalci düşmanları topraklarımızdan kovmak için!..
Peki, Org. Çetin Doğan ne diyor;
“Yemen’de ve Galiçya’da neden kan akıttık, hâlâ soruyoruz!”
İnşaallah, bir gün gelip de, “İstiklâl Savaşı’nda niye kan akıttığımızı” sormaya kalkmaz!..
Ben de az değilmişim hani;
Koskoca generale, “Yemen’in vatan toprağı olduğunu” anlatmaya çalışmışım!..
O da, “gereğini” yapmış tabii!..
“İlk fırsatta tutuklanacak 36 gazeteci” arasına beni de dahil etmiş!..
Yani, demek istemiş ki;
“Sen misin bana ders vermeye kalkan?..
Seni tutuklatayım da, gör gününü!”
Neyse ki, Allah fırsat vermemiş!..
Ellerine fırsat geçseydi var ya; neler yapabilecekleri tahayyül bile edilemez!..
Bugün kalkmış, neredeyse “sütten çıkmış ak kaşık” olduklarını iddia ediyor!..
“Ne tutuklaması, ne stadyumu?” diyor!..
O diyor, biz de yiyoruz!..
Sanki “gazeteciler” ve hatta o günlerde “bakan” olanlar hakkında “çok iyi şeyler”(!) düşünen kendileri değildi!..
GAZETECİYE SÜNGÜ, BAYAN BAKANA YAĞLI KAZIK
Sözü, Erol Özkasnak’a getirmek istiyorum.
Evet, şu anda “emekli” olan Tümgeneral Erol Özkasnak’a...
Hatırlarsınız, bir “söz”ü ile tarihe geçmişti...
28 Şubat “andıç”larının, “brifing”lerinin ve “kara liste”lerinin zirvede olduğu dönemde, Sabah gazetesinden Mehmet Altan’a şöyle haber gönderdiği iddia edilmişti:
“Makatına süngü takar, cephe cephe gezdiririm!”
Sadece o mu?..
Bir “bayan gazeteci”nin, evet Gülay Göktürk’ün de “hizaya getirilmesini” istemişti!..
Çünkü Gülay Göktürk; Özkasnak’ın gözünde “vatan haini ve ordu düşmanı”ydı!..
Sadece bunlar da değil...
28 Şubat sürecinde bir süre Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı yapan Bülent Orakoğlu, yazdığı kitapta dehşet bir iddiayı gündeme getiriyordu...
Orakoğlu’na göre, Erol Özkasnak, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener için şöyle demişti:
“O kadına söyle, ayağını denk alsın!.. Emniyet İstihbaratı’na sahip olsun!.. Hareketlerine, konuşmasına dikkat etsin!.. Yoksa, iktidarı devraldığımızda; onu, avanesi ile birlikte İçişleri Bakanlığı önünde yağlı kazığa oturturuz!”
Bunları yapmayı düşünen bir “zihniyet”in, bugün kalkıp da; “sütte leke olur, bizde olmaz” havalarında konuşması; hem “inandırıcılık”tan uzaktır, hem de “gülünç”tür!..
O kadar gülünç ki;
“Karga”lar bile güler!..
Öyle ya;
“Yaptıkları, yapacaklarının teminatı”dır!..
Uzun lafın kısası;
Allah, “bu kafa”ya fırsat vermesin!..
“Cami”ler ne ki;
Bunlar, “Türkiye’yi” de bombalar!..



Sevinç çığlıkları, neyin ifadesi?
Genelkurmay, “Balyoz Harekâtı” plânlarını “sahiplendi” ve de Anayasa Mahkemesi de, önceki gün verdiği kararla, “askerlere sivil yargı yolu”nu açan yasayı “iptal” etti ya; bazıları “düğün-bayram” ediyor... Neredeyse “zil” takıp, oynayacaklar!..
Aslında, haklılar da!.. Çünkü, Genelkurmay’ın “sahiplenmesi” de, Anayasa Mahkemesi’nin “iptali” de, Türkiye’de “askeri vesayet”in hâlâ devam ettiğinin birer göstergesidir!..
Sevinenler; “AK Parti, yargı duvarına çarptı” diyorlar!.. Sanki, yeni bir şeymiş gibi!.. Sanki, daha önce hiç olmamış gibi!.. Ulan, “siyasi partileri kapatan” da bu mahkeme değil miydi?.. Bu “siyasi” kararlarda, “asker”in hiç mi dahli yoktu?..
“Asker brifingleri”ne katılan bu “yargı” değil miydi?..
Böyle bir yargının; “askerleri koruma ve kollama” kararı vermesinin anormal bir tarafı yok ki!..
“Anormal” olan şu: Bir yandan “Sivil faşizm!.. Tek parti diktası” ağıtları yakıp karalar bağlayacaksın, bir taraftan da Genelkurmay ve Anayasa Mahkemesi’ne övgüler yağdıracaksın!..
Doğru, Türkiye’de bir “dikta” ve “faşizm” var... Ama nerede?..
“Sevinç çığlıkları” atanlara bakın, görürsünüz!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi