23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 28°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 18°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 20°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 107.661 -0.76
  • Altın: 151,653 0.34
  • Dolar: 3,6970 0.72
  • Euro: 4,3417 0.40

Cumhurbaşkanı o toplantıya girebilir mi?

Ahmet Taşgetiren

Bence asıl soru şu:"Cumhurbaşkanı, iç düşmana karşı harekât planlarının değerlendirildiği o toplantıya girebilir mi?"

Cumhurbaşkanı, yani TSK'nın baş komutanı.

Peki Başbakan girebilir mi?

Başbakan, yani Yüksek Askeri Şûra'nın Başkanı... Yani bütçeyi yapan hükümetin başkanı. Genelkurmay'ın kendisine karşı sorumlu olduğu şahıs. Yani Meclis'ten güvenoyu almış olan hükümetin başkanı... Yani millet iradesi ile seçilen insan...

Ne oluyor o toplantıda?

"İç tehdit-iç düşman" değerlendiriliyor.

Kim o veya onlar?

İrtica ve bölücülük...

Ve siz, diyelim hükümeti oluşturan kadronun irtica ile bağlantılı olduğunu düşünüyorsunuz, cumhurbaşkanının o hükümeti oluşturan Meclis'in oyu ile seçildiğini düşünüyorsunuz...

Yani Meclis çoğunluğu ile de, Cumhurbaşkanı ile de, hükümet ve başbakan ile de sorunlusunuz.

Sorunlu olmak, üstelik "iç tehdid"in bir uzantısı olmaya kadar gidiyor.

Bu durumda, cumhurbaşkanı, başbakan öyle bir toplantıya girebilir mi sorusunun cevabı nasıl çıkıyor?

Kurmayların objektif bir değerlendirme yaptığı toplantıda, düşmanın yani irticanın siyasi, iktisadi, bürokratik, ekonomik, medyatik bütün boyutları ortaya konacaksa ve oradan yola çıkıp "Bu hükümet gitmeli, bu cumhurbaşkanı düşmanın içinden geldi, ondan kurtulmak gerekli" sonucuna varılacaksa, bu toplantıda başbakan ya da cumhurbaşkanı bulunabilir mi?

El cevap: Bu-lu-na-maz!

Adamlar mesela, bir kısım medya mensubunu brifinglere almıyorlar. Neden? "Düşman" da ondan.

Eğer "asker mantığı" haklı ise bu böyle...

Ya da şöyle:

Asker, bir cumhurbaşkanı ve başbakan için "harp oyunu" düzenleyecek bir de gerektiğinde onları da saf dışı etmenin ele alındığı "başka harp oyunu."

Yanlış mı?

Ama Türkiye'de başka bir şey varsa yani diyelim demokrasi varsa, diyelim millet, sistemin en temel varlığı ise, milletin oyu belirleyici ise, TSK da varlığını millete borçlu ise, ülkenin en temel korunma gücü millet ise, seçim anlamlı ise, Meclis, hükümet, cumhurbaşkanı anlamlı ise, cumhurbaşkanının baş komutanlığı, Genelkurmay Başkanı'nın Başbakan'a karşı sorumlu olması anlamlı ise, ülkenin savunması söz konusu olduğunda ana karar mercileri Millet Meclisi, hükümet, cumhurbaşkanı ise ve Genelkurmay ancak bu makam ve kurumlarla ilişki halinde icra gücüne sahipse...

Askerin şu veya bu şekilde "Re'sen" harekete geçmesi söz konusu olmamalı.

"Cumhuriyeti koruma ve kollama" gibi bir misyon asla "re'sen" hareketi meşru kılmamalı.

Asla, millet içinden bir grup, hele milletin çoğunluğu "düşman" gibi görülmemeli.

"Cami bombalama" iddiası, Genelkurmay ve darbe planının odağında bulunmakla suçlanan kişi tarafından "çok vahim" olarak niteleniyor.

Soralım:

Peki millet çoğunluğunu "düşman" gibi görmek ya da millet çoğunluğunun "aldatılmış" olduğuna hükmederek, milletin seçtiklerini alaşağı edecek planlar kurmak vahametten başka bir şey midir?

İşin özü, askerin kendisini, Türkiye ile ilgili "ana belirleyici kudret" olarak görmesinde toplanıyor.

-Memleketi en çok biz koruruz, en çok biz severiz, en çok biz hassasiyet gösteririz. Bizden başkalarının tümü, zaaf gösterme hatta düşman haline gelme özrü taşırlar!

Şu sözü hatırlıyor musunuz?

-Ordunun tamamını Kandil'e göndersek, gene de terörü bitiremeyiz.

İmza: Org. Yaşar Büyükanıt. Genelkurmay Başkanı.

Sınır ötesindeki düşmanı yok etme konusunda böylesine stratejik bir zaafı seslendiren asker kişi, bir başka boyutta, ülke içinde hükümet dahil, Meclis dahil, tüm demokratik kurumları tasfiye edecek bir harekâtın zirvesinde yer alabiliyor.

Niye? Çünkü içeridekilerin silahı yok, aksine içeridekiler tüm silahları, kendilerini koruması için o zevata vermişler.

Türkiye'nin asıl saçma gerçekliği budur.

Çok açık söylüyorum:

Bu durum hem Türkiye'ye kaybettiriyor hem de "gizli ve mutlak iktidar" gibi görünen TSK'yı büyük zaafa uğratıyor.

Askerin, bazı iddialar hariç sahiplendiği şu "içe dönük" harp oyunlarının hangisi deşifre edilse, asker "bir ayıbı ortaya çıkmışçasına" savunma psikolojisi içine girecek. Yani asker bu işlerin bilinmemesini isteyecek. İşte ayıplı durum budur.

Türkiye'nin baş belası, TSK İç Hizmet Kanunu 35'inci maddedir.

Türkiye bundan kurtulmalıdır. Asker de bundan kurtulmalıdır. Bana göre askerin itibarından bile millet ve siviller sorumludur.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.