20 Ocak 2017 Cuma22 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:47Güneş 08:17Öğle 13:22İkindi 15:50Akşam 18:14Yatsı 19:38
    • 15°C Adana
    • 10°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 17°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 10°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 82.504 0.25
  • Altın: 147,463 -0.53
  • Dolar: 3,8179 -0.31
  • Euro: 4,0606 -0.26

Ordunun güven kaybı

Ahmet Taşgetiren

A&G'nin yöneticisi Adil Gür, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne olan güvenin yüzde 63.4'e düştüğünü açıklamış.TSK adına yapılan açıklamalarda "asimetrik psikolojik harekâtla karşı karşıya" tepkisinin sık sık gösterilmesi de "kamuoyu nezdinde yıpranma" kaygılarından kaynaklanıyor olmalı.

Acaba bu kamuoyu yoklamalarında soru nasıl soruluyordur?

Mesela;

- Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (Orduya) güveniyor musunuz, şeklinde mi?

Eğer soru böyle soruluyorsa, doğrusu, yüzde 36.7'lik bir toplum kesiminin, "Güvenmiyorum" cevabını vermesi çok dramatik bir durumdur.

İlk akla gelen soru şudur:

Bu ülkenin insanı neden kendisini korumakla yükümlü olan bir kuruma "Güvenmiyorum" der ki? Böyle bir duygu, sadece, medyanın kampanyalarıyla oluşur mu? Kaldı ki, medya da kamuoyu nezdinde çok güven verici bir kurum olarak görünmüyor.

Kendimden örnek vereyim.

Balyoz Planı'nda ben, ilk der-dest edilecekler arasında sayılıyorum.

Demek ki, o planın kurucuları beni "düşman" olarak görmüş. Benim gibi böyle daha 35 kişi var. Bir grup da "faydalanılacaklar" listesinde yer almış. "Faydalanılacaklar" listesinde yer alanlar, gerçekten onlara fayda sağlar mı, bu tartışılabilir. Ama TSK bünyesinde böyle bir tasnif yapıldığını en azından "akreditasyon" uygulamasından anlıyoruz. Ben bugüne kadar, akreditasyon listesine de girememiş insanlardanım. Bizim listeden bir kısım arkadaşımız, sonraları, akredite oldular. Nasıl, niye oldular, bilemem.

Acaba ben "Orduya güven duyuyor musun" diye bir soru ile karşılaşsam nasıl cevap verirdim?

Açık söylüyorum, cevabım refleks olarak "Hayır güvenmiyorum" olmazdı.

Çünkü bütün bir kurumu, güvensizliğe hedef kılmayı doğru bulmam.

Ama TSK adına üstlenilen kimi misyonların da asla sağlıklı olmadığını düşünüyorum.

O misyon, açık: TSK'nın kendisini, sistemin en üst koruyucu kurumu olarak görmesi ve "Memleket elde gidiyor" değerlendirmesi yapıp, müdahale etmesi...

Bu misyon, orduyu millet iradesi ile karşı karşıya getiriyor.

Askeri müdahaleler ne kadar, milletin çağrısı üzerine yapılıyor iddiası ile yapılsa dahi, milletin bu müdahaleleri onaylamadığı kesin.

Yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında toplumun yüzde 80'i, darbelere karşı çıkıyor.

Zaten, müdahale mantığının özünde "halka rağmen" eğilimi hakim.

Bu duruş, TSK ile halk ilişkisinde başlı başına sorun teşkil ediyor.

Oysa TSK kendisini "milli ordu" olarak tanımlamakta hassasiyet gösteriyor.

Yani millet ortalamasını yansıtan ordu demek bu.

O zaman, milletle ordu ilişkisinde, sorun niteliği taşıyan alanlar ortadan kalkmalı.

Nasıl olacak bu?

Milleti, silahla terbiye ederek mi, yoksa milletle olan görüş ayrılığını, en aza indirgeyerek ve daha ötede, "millet iradesine sonsuz saygı" ilkesine bağlı kalarak mı?

TSK'nın sistem içindeki konumu, demokrasiyle çelişir durumda.

Bu hem teorik planda böyle hem uygulamada böyle...

Demokrasi ise, millet iradesinin belirleyici olması anlamına geliyor.

Bu sorun kalkmadan, TSK'nın tartışılması da önlenemez, bu tartışma sürecinin TSK'yı yıpratması da önlenemez.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ, "'Allah Allah' diye askerine hücum ettiren bir ordu nasıl Allah'ın evine karşı sabotaj düşünür. Vicdansızlıktır. Bunları lanetliyorum" dedi. "Ordunun da bir sabrı var" dedi.

Darbe iddiaları ile ilgili olarak önce "Bunlardan hicap duyuyoruz" dedi, "seçimle gelenin seçimle gitmesi" çerçevesinde demokratik sisteme sadık olduklarını ifade etti, sonra da anti demokratik girişimler noktasında "Ordunun bütününü itham edenler"i suçladı.

Bunlar, doğru hassasiyetler.

Ancak yine bunlar, TSK'nın, yasalar zemininde sistem üzerindeki derin vesayetini ortadan kaldırmıyor.

Maalesef uygulama da TSK'nın, demokrasiye müdahale gibi bir geçmişi bulunduğunu ortaya koyuyor.

Artık bu dönem sona erdi mi? Nasıl erdi?

Burada önemli soru, TSK'nın halen İç Hizmet Kanunu 35'inci maddeyi nasıl yorumladığıdır.

Buradaki "Cumhuriyet'i koruma kollama görevi" eğer hâlâ, re'sen müdahale edebilme tarzında yorumlanıyorsa, "seçimle gelenin seçimle gideceği" söylemini ihtiyatla karşılamak gerekiyor.

Onun için, şu anda TSK, "demokratik duyarlılık" vurgusu çerçevesinde, Cumhuriyeti koruma kollama görevinin sivil iradenin inisiyatifi içinde gerçekleşmesi yolunda bir yasal değişiklik talebini ortaya koymalıdır. Bu her şeye en iyi cevap olacaktır.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.