18 Ekim 2017 Çarşamba28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:46Güneş 07:12Öğle 12:56İkindi 15:56Akşam 18:28Yatsı 19:47
    • 29°C Adana
    • 23°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 12°C Ağrı
    • 14°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 13°C Balıkesir
  • BIST: 107.284 0.27
  • Altın: 151,606 0.09
  • Dolar: 3,6790 0.08
  • Euro: 4,3207 0.03

Yanlışa Tavır II

Cemal Nar

Bütün yazılarımızı konularına göre tasnif edelim dedik. Bu arada bu ve bir önceki yazımız da yayınlanacaklar dosyasında bulundu. Oysa daha önce yayınlanmış, ama yerinden kaldırılmamış.

Dün kendisine tebrik ve teşekkürlerimi sunduğum iki yorumcumuz, “Bu yazınızı daha önce okumuştuk” deyince ayıktım ve geçmiş yazılara baktım. Okuyucumuzun dikkatine sevindim, kendi gafletime üzüldüm. Ama yazı bir bütünlük oluştursun diye bazı eklerle ikinci kısmını da yayınlamayı faydalı buldum. Konu zaten gündemde.
Evet, bir millet nasıl bozulur ve helake gider, Kur’an ve sünnet bunu ayrıntıları ile açıklamıştır. Bunlardan birisi de iyiliği emretme ve kötülükten nehyetme ilkesinin çiğnenmesi, bireysel ve toplumsal duyarlılığın kaybolması ile yanlışa gerekli tepkinin yapılmamasıdır.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Efendimiz Benî İsrâil'den misâl vererek onların irşattaki bu ihmalleri ve lâubalilikleri yüzünden felâkete uğradıklarını belirtir:

"Benî İsrâil'in içinde bozulma şöyle başlamıştı: Bir kişi, kardeşini günah üzere görür ve onu bundan men'ederdi. Ancak ertesi gün, bir gün önce yasakladığı şeyleri yine yapan o kimselerle yemede, içmede, sohbette arkadaşlık yapmadan çekinmez, devam ederdi. Bunun üzerine Allah onların kalblerini birbirlerine karıştırarak hepsini sapıttı.
Onların bu hâli hakkında Kur'ân'da şu âyet gelmiştir:
"İsrâil oğullarından olup da küfredenlere Dâvûd'un da Meryem oğlu İsâ'nın da diliyle lânet olunmuştur. Bunun sebebi isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi. Onlar işledikleri herhangi fenalıktan birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Hakikat yapmakta devâm ettikleri (o hal) ne kötü idi... Eğer Allah'a, peygambere ve O'na indirilene îman etmiş olsalardı onları dostlar edinmezlerdi..." (Maide, 5/78-81).
Konuşması esnasında ayakta duvara dayanmış durumda olan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu âyetleri okuduktan sonra oturur ve ilâve eder:
"Hayır, siz haddi aşan zâlimi elinden tutup onu hakka çevirinceye kadar irşad işini bırakmazsınız)." ( İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/382-383.)

Öyleyse bir cemiyette herhangi bir fenalık zuhûr eder etmez, onu küçük görmeyip, bunun yok edilmesi için azim ve ciddiyetle üzerine gidilmesi gerekir.
"Öyle bir fitneden sakının ki, o geldiği zaman içinizden yalnız zulmedenlere çatmaz (âmmeye de sirâyet ve hepinizi perîşan eder), hem bilin ki Allah şüphesiz azabı çetin olandır." (Enfâl: 8/25)
İbnu Abbâs bu âyeti tefsîr ederken şöyle söyler: "Cenâb-ı Hakk burada mü'minlere, aralarında tek bir münkerin bile yer etmesine meydan vermemelerini emretmekte ve bu emre uymayanları azapla korkutmaktadır".
Aksi takdirde bidâyette çok mahdut bir azınlık tarafından işlenmeye başlanan münker, zamanla çoğunluk tarafından benimsenecek ve kaçınılması imkânsız, herkese ulaşacak felâketlere sebep olacaktır.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: "Cenâb-ı hakk azınlığın ameliyle çoğunluğa azab vermez. Ancak çoğunluk, aralarında azınlığın münker (fena) amellerini görürler, fakat müdâhaleye güçleri yettiği hâlde seslerini çıkarmazlar. Onlar böyle davrandıkları için Cenâb-ı Hakk azınlığa da, çoğunluğa da birlikte azab gönderir."
Muvatta'ın rivayetinde "...fenâlık açıktan açığa işlendiği takdirde hepsi cezayı hak eder" denmektedir. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/383.)
Bırakın başkalarına iyiliği emretme ve kötülüğü nehyetmeyi, en yakınlarına dahi bu tavrı koyamayan ve şuurlu bir Müslüman gibi davranamayanlar, başlarına gelecek bela ve musibetlere başka sebep aramamalıdırlar. Bu, yeter de artar bile…

İlahî merhameti hak etmek ve toplumsal barış içinde yaşamak istiyorsak, tepki bilincimiz olmalı ve yanlışa tavır koyarak ilkelerimizi korumalıyız. Irkçılığı lanetleyen bizzat Sevgili Peygamberimizdir. (s.a.v) Onun lanetlediğini biz de lanetlemeliyiz. Yoksa ondan (sav) uzak düşeriz.
Dolayısıyla yakın tarihte kıyametimiz olan ırkçılık lanetinden arınmalıyız. Bu lanet virüs öyle sinsi bir şekilde sistemin eğitimiyle damarlarımıza girdi ki, çoğu insan bunu fark etmiyor bile. Ama karşı ırkçılık bir ayna olunca, tanımamak imkansız oluyor.

Yani bir Türkçü, ırkçı olduğunu Kürtçü veya Arapçı veya Farsçıya tepki duyarken fark edebilir herhalde… Aynen öyle, bir Kürtçü, Arapçı veya Türkçüyü çirkin görüyorsa, kendi ırkçılığını bir kere daha sorgulamalıdır.

Yani o zaman sormalıdır kendine, onun ırkçılığı lanetli ise, acaba kendininki nedir?


www.cemalnar.com

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.